Reklamlar


Mustafa Kemal Atatürk Hakkında Herşey

BiLX.Net Türkiyenin En Büyük Paylaşım Sitesi/Mustafa Kemal Atatürk Hakkında Herşey => DOĞUMU ve AİLESİ Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1881 yılında, Selanik'te Kocakasım Mahallesi, Islahhane

Gönderen Konu: Mustafa Kemal Atatürk Hakkında Herşey  (Okunma sayısı 809 defa)

Çevrimiçi administrator

  • Administrator
  • General
  • *****
  • İleti: 19137
    • Profili Görüntüle
    • Toplist Ekle Site Ekle

Mustafa Kemal Atatürk Hakkında Herşey
« : Nisan 30, 2009, 02:52:25 ÖÖ »


Facebook`ta Paylaş




DOĞUMU ve AİLESİ

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1881 yılında, Selanik'te Kocakasım Mahallesi, Islahhane Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Selanik yerlilerinden olan babası Ali Rıza Efendi, Söke'den Selanik'e gelmiş Türkmenlerden "Kırmızı Hafız" lakaplı Ahmet Efendinin oğludur. Annesi Zübeyde Hanım ise 1871 yılında Selanik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş, Hacı Sofi ailesinden Feyzullah Ağa'nın kızıdır.
Gümrük Muhafaza Teşkilatı'nda memurluk yaparken Zübeyde Hanımla evlenen Ali Rıza Efendi, 1877 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan önce de Selanik Asakir-i Milliye Taburunda da subaylık yapmıştır. Daha sonraları kereste ticareti yapan babası 1888 yılında öldüğünde Mus tafa yedi, kız kardeşi Makbule bir yaşında idi. Diğer kardeşleri Naciye, Ömer ve Fatma küçükken öldüler. Zübeyde Hanım oğlunun başarılarını gördükten sonra, tedavi görmek için gittiği İzmir'de 14 Ocak 1923 günü 66 yaşında hayata gözlerini yummuştur. Makbu le Hanım (Atadan) ise 1956 yılına kadar yaşamıştır.

SOYU AİLESİ VE KARDEŞLERİ

Mustafa Kemal Atatürk,1881(Rumi 1296) yılında Selanik'te Koca
Kasım Paşa Mahallesi Islahhane Caddesi'nde bugün müze olan üç
katlı bir evde dünyaya geldi.Babası o sırada kereste ticareti yapan
Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi,
Kızıl Hafız Ahmet Efendi; anne tarafından dedesi ise, Sofu-zade
(Sofi-zade) Feyzullah Efendi'dir.

Mustafa Kemal'in hem baba, hem de anne tarafından soyu
Rumeli'nin fethinden sonra buraların Türkleştirilmesi için Anadolu'dan
göçürülerek iskân edilen "Yörük" (Yürük) veya "Türkmenler"den
gelmektedir.

Mustafa Kemal Atatürk'ün baba soyu, Konya/Karaman'dan gelerek
Manastır Vilayeti'nin Debre-i Balâ Sanca ı'na baglı Kocacık'a
yerleşmişlerdir. Kocacık, bugünkü Makedonya Cumhuriyeti'nde
Arnavutluk sınırına yakın olan Debre şehrine ba lı bir nahiyedir. Aile
sonradan (muhtemelen 1830'larda) Selanik'e göç etmiş; Ali Rıza
Efendi de muhtemelen 1839'da Selanik'te dünyaya gelmiştir. Dedesi
Ahmet ve dedesinin kardeşi Hafız Mehmet Emin'in taşıdıgı "Kızıl"
lâkabı ve yerleştikleri nahiyenin adı olan "Kocacık"ın da gösterdigi
üzere, Mustafa Kemal'in baba tarafından soyu Anadolu'nun da
Türkleşmesinde önemli roller oynayan "Kızıl-Oguz" yahut "Kocacık
Yörükleri, Türkmenleri"nden gelmektedir.

Mustafa Kemal Atatürk'ün anne soyu da, Konya/Karaman'dan gelerek
Selanik ile Manastır'ın arasında bulunan Vodina Sancagı'na baglı
"Sarıgöl" de denilen "Kayalar" Nahiyesine yerleştiler. Aile, sonradan
Selanik yakınlarında bugün de kaplıcaları ile meşhur olan Lankaza'ya
yerleşmiştir. Dedesi Feyzullah Efendi'in taşıdıgı "Sofu-zade" (Sofular)
lâkabı, yerleştikleri Sarıgöl bölgesindeki yer adları ve ailedeki hatıraların
gösterdigi üzere, Atatürk'ün anne soyu Konya/Karaman'dan
Rumeli'ye gelen ve bundan dolayı da "Konyarlar" olarak Rumeli'de
anılan Yürük, Türkmenlerdendir. Zübeyde Hanım, 1857'de Lankaza'da
dünyaya gelmiştir.

OKUL YILLARI

Mustafa, öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebine başladı. Sonra babasının isteğiyle, yeni bir yöntemle öğretim yapmak üzere Selanik'te açılan, Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti. Bir süre Rapla çiftliğinde dayısının yanında kaldıktan sonra, annesi Mustafa'nın eğitim hayatına devam etmesini istediği için, Selanik Mülkiye İdadisi'ne (ortaokul) kaydoldu. Mustafa'nın bu okulda hocasıyla arasında bir tartışma geçince, zaten orada okumasını istemeyen büyükannesi onu derhal okuldan aldı. Askeri Rüştiye elbisesi giyen komşusunun oğluna özenen Mustafa, asker olmasını istemeyen annesinin karşı çıkmalarına rağmen, gizlice, Selanik Askeri Rüştiyesi'nin sınavına girdi. Sınavı kazandığı haberini alan Mustafa annesine karşı bir oldu bitti yapıp, bu okula kaydını yaptırdı. (1893). Bu okulda, Matematik hocası ona Kemal adını verdi.
Selanik Askeri Rüştiyesini başarıyla bitiren Mustafa Kemal, Manastır Askeri İdadisi'ne (lise) girdi. Burada Fransızca'dan geri kalınca, ilk tatilde Selanik'e gitti ve iki üç ay gizlice Fransız Firerler Okulu'nun özel sınıfına devam ederek, Fransızcasını geliştirdi. Ertesi yıl Manastır Askeri İdadisi'nde, buraya yeni gelen Şair Ömer Naci ile tanıştı ve edebiyatla da ilgilenmeye başladı.

HARP OKULU YILLARI

Manastır Askeri İdadisi'ni başarıyla bitiren Mustafa Kemal, İstanbul'a giderek Harp Okulu'nun piyade bölümüne girdi. (13 Mart 1899). Harp Okulu'nun ilk sınıfında az çalışan Mustafa Kemal, diğer iki yılda var gücüyle derslerine sarıldı. 1902'de bu okulu teğmen rütbesiyle bitirdi ve öğrenimine Harp Akademisi'nde devam etti. 1903 yılında Üsteğmen oldu. 11 Ocak 1905 tarihinde de Harp Akademisi'nden mezun olan Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal, staj yapması için Şam'daki 30. Süvari Alayı'na gönderildi.

AİLESİ

Ali Rıza Efendi

Ali Rıza Efendi 1841 yılında Selanik'te doğdu. Söke'den Selanik'e yerleşmiş Türkmenlerden "Kırmızı Hafız" lakaplı Ahmet Efendinin oğludur. İlkokulu Abdi Hafız Mahalle Mektebinde okudu. Selanik'te Evkaf İdaresinde katiplik, sonrada Gümrük Muhafaza Teşkilatında memurluk yaptı. Memurluğu sırasında, Hacı Sofi ailesinden Feyzullah Ağa'nın kızı Zübeyde Hanımla evlendi.
1876 yılında da Selanik Asakir-i Milliye taburunda subay olarak görev alan Ali Rıza Efendi, daha sonra da kereste ticareti yapmaya başladı. Zübeyde Hanım'dan beş çocuğu oldu. Çocuklarından Naciye, Ömer ve Fatma fazla yaşamadı. Sadece Mustafa ve Makbule hayatlarına devam edebildi. Ali Rıza Efendi, 1888 yılında, tek oğlu Mustafa Kemal ilkokulda okuduğu sırada, rahatsızlandı ve öldü.

Zübeyde Hanım

Zübeyde Hanım 1857 yılında Selanik'te doğdu. Orta Anadolu'dan göç ederek, Selanik'in batısında Arnavutluk sınırına yerleştirilen yörüklerden, Hacı Sofi ailesinden Feyzullah Ağanın kızıdır. Selanik'te Gümrük Muhafaza Teşkilatında memur olan Ali Rıza Efendi ile evliliğinden beş çocuk sahibi oldu. Fatma ve Ömer'i daha küçükken kaybetti. 1888 yılında Mustafa ilkokuldayken kocasını da kaybeden Zübeyde Hanım, zaman zaman *********** ile birlikte kardeşi Hüseyin Ağa'nın çiftliğine giderdi. Bu sırada, Atatürk'ün ifadesiyle; iyi kalpli bir insan olan Ragıp Bey'le evlendi. Kızlarından Naciye de çok yaşamadı.
Balkan harbinden sonra, birçok Türk ailesi gibi, kızı Makbule ile birlikte Selanik'ten göç etti ve İstanbul'a gelerek Beşiktaş-Akaretler'de bir eve yerleşti. Milli Mücadele yıllarında Ankara'ya gelen Zübeyde Hanım, 1919'da ayrılmak zorunda kaldığı oğlunu, yıllar sonra Ankara'da Devlet Başkanı olarak gördü. 14 Ocak 1923'te tedavi amacıyla gittiği İzmir'de 66 yaşında vefat etti.

Makbule Atadan

Mustafa Kemal Atatürk'ün kız kardeşi olan Makbule Atadan, 1887 yılında Selanik'te doğdu. Balkan Savaşlarından sonra, annesi Zübeyde Hanım'la birlikte Selanik'ten ayrılarak İstanbul'a yerleşti. Cumhuriyet'in ilanından sonra ağabeyinin isteği üzerine, annesiyle birlikte Ankara'ya geldi. Bir süre Atatürk'ün yanında kalan Makbule Atadan, daha sonra Çankaya Köşkü arazisi içinde kendisi için yaptırılan Çamlı Köşke yerleşti.
1930'da Atatürk'ün isteğiyle Fethi Okyar'ın kurduğu Serbest Cumhuriyet Fırkasına giren Makbule Hanım birkaç ay sonra parti kapatılınca siyasetten çekildi ve 1935'de milletvekili Mecdi Boysan ile evlendi. Makbule Atadan'ın ağabeyi Atatürk ile ilgili anıları "Büyük Kardeşim Atatürk (1952)" ve "Ağabeyim Mustafa Kemal (1952)" adlarıyla yayımlandı. 1956 yılında 69 yaşında öldü


KATILDIĞI SAVAŞLAR

TRABLUSGARP SAVAŞI

İtalya, 19. yüzyılın sonlarına doğru, bugün Libya adıyla anılan Kuzey Afrika'daki
Trablusgarp ve Bingazi'yi ile geçirmeyi planlamıştı. O dönem İngiltere Mısır'a,
Fransa da Tunus'a hakim olmuş, İtalya da gözünü Trablusgarp'a dikmişti. İtalya,
İngiltere ve Fransa'yla yaptığı gizli ve açık anlaşmalarla Trablusgarp'ı işgal onayını
aldıktan sonra, 29 Eylül 1911'de Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. 5 Ekim 1911'de
Trablus'a asker çıkardı. 20 Ekime kadar peş peşe Tobruk, Derne ve Bingazi
İtalyanların eline geçti.

Osmanlı ordusunun genç subaylarından bir bölümü Trablusgarp'ı savunmak için
gönüllü olarak Mısır, Tunus yoluyla cepheye gittiler. Binbaşı Enver Bey, Kolağası
Mustafa Kemal, Fuat Bey (Bulca), Nuri Bey (Conker), Fethi Bey (Okyar), Albay
Neşet Bey bu subaylar arasındaydı. Enver Bey, Trablus'ta yerli Arapları
teşkilatlandırarak savunmaya katılmalarını sağladı ve Askeri birlikleri üç
komutanlığı ayırdı. Trablus Komutanlığı : Kurmay Albay Neşet Bey Bingazi
Komutanlığı : Kurmay Binbaşı Enver Bey Derne Komutanlığı : Kurmay Binbaşı
Mustafa Kemal Seyahati sırasında binbaşılığa yükselen Mustafa Kemal, 8 Aralık
1911'de Trablusgarp'a geldi. 22 Aralıkta Tobruk Savaşı'nı kazandı. Derne'de 16/17
Ocak 1912 taarruzunda gözünden yaralandı. Bir ay hastanede tedavi gören
Mustafa Kemal, 6 Mart 1912'de Derne komutanı oldu. Derne'de başarılı savunma
muharebeleri yaptı.

Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşı'nın çıkması üzerine 15-18 Ekim 1921 tarihleri
arasında, Osmanlı-İtalyan delegeleri arasında imzalanan Ouchy (Uşi) Barış
Antlaşması ile sona erdi. Antlaşmaya göre Trablusgarp ve Bingazi tam bir İtalyan
sömürgesi oldu. İtalya bununla da yetinmeyerek, 5 Kasım 1911'de Trablusgarp ve
Bingazi'yi topraklarına kattığını dünyaya duyurdu. Gönüllü subaylar Balkan
Savaşında görev almak üzere İstanbul'a döndüler.


BALKAN SAVAŞLARI

Balkanlarda dört devlete (Bulgaristan,Yunanistan,Sırbistan,Karadağ)karşı savaşan
Osmanlı devleti savaş sonucunda yenilmiş ve savaş sonrası yapılan Londra
antlaşmasıyla tüm balkan topraklarını ve Trakya'daki topraklarını kaybetmiştir.

Ancak kısa bir süre sonra Balkan Devletlerinin Osmanlı devletinden aldıkları
topraklar paylaşamamaları ve kendi aralarındaki anlaşmazlıklar nedeniyle
II.Balkan Savaşı çıkmıştır.Osmanlı Devletide bu durumdan yararlanarak
kaybettiği toprakları geri almak için harekete geçmiştir.Bu dönemde Balkan
Savaşlarına katılmak amacıyla Trablusgarptan İstanbula dönen M.Kemal paşa
Geliboluda görevlendirilmiştir.

II.Balkan Savaşı esnasında Trakyada Bulgarlara karşı verilen mücadeleye
M.Kemal Bolayır kolordusu kurmay başkanı olarak katılmıştır.Bolayır kolordusu
bulgarlara karşı büyük başarılar kazanmış ve Edirneyi Bulgarlardan geri
almıştır.Aynı yıl içerisinde M.kemel Sofya askeri ateşeliğine atandı.II.Balkan
Savaşları sonucunda yapılan İstanbul antlaşmasıyla Meriç nehri sınır kabul
edilmiş Böylece Osmanlı Devleti I Balkan Savaşında kaybettiği topraklardan bir
kısmını geri almayı başarmıştır.

ÇANAKKALE SAVAŞLARI

I Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin en başarılı olduğu cephe Çanakkale
Cephesidir. Dünya tarihinin en kanlı savaşı bu cephede cereyan etmiştir.
İngiltere ve Fransa, müttefikleri Rusya'yla birleşerek savaşın seyrini lehlerine
çevirmek istiyordu. Rus ekonomisi savaşın yükünü kaldıramaz hale gelmişti.
İtilaf Devletleri Osmanlı Devletini saf dışı bırakmak, Rus Ordusuna gerekli
askeri yardımı ve malzemeyi en hızlı bir şekilde ulaştırmak, Kafkasya
Cephesinde bunalan Rusya'yı rahatlatmak ve Türk Ordusunun geri çekilmesini
sağlamak için Çanakkale Boğazına harekat düzenlediler.

İngiliz ve Fransız savaş gemilerinin Çanakkale Boğazı'ndan geçişlerine 18 Mart
1915'te başarıyla karşı konuldu. İtilaf Devletleri donanması ağır kayıplar verince,
Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarıp kara muhaberelerini başlattılar. 25 Nisan
1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği
birlik Conkbayırı'nda durdurdu. Bu başarı üzerine, Mustafa Kemal albaylığa
yükseltildi. General Harrington komutasındaki İngiliz birlikleri 6-7 Ağustos
1915'te tekrar taarruz etti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal, 9-10
Ağustos 1915'te 1. Anafartalar Zaferi'ni kazandı Bu zaferi, 17 Ağustosta
Kireçtepe, 21 Ağustos'ta 2. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşı'na
katılan Türk Ordusu'ndan, çoğu öğrenim çağında 253.000 subay, er ve erbaş
şehit oldu. Çanakkale'nin geçilemeyeceğini anlayan İngiliz ve Fransızlar da,
arkalarında Türkler kadar kayıp bıraktılar. 19/20 Aralık 1915'te Anafartalar ve
Arıburnu'ndan, 8-9 Ocak 1916'da Seddülbahir'den kesin olarak çekildiler.



ARIBURNU MUHAREBELERİ

Arıburnundaki Anzak Kolordusunun Nisanda yaptığı çıkarmanın temel amacı önce,
Kabatepe ile KüçükArıburnu arasındaki kumsallık bölgeye çıkmaktı. İlk aşamada
Conkbayırı- Kocaçimentepe çizgisi denetim altına alınıp, oradan Maltepe bölgesi ele
geçirilecek, böylece, Kuzeydeki Türk kuvvetlerinin Güneyde, Seddülbahir
bölgesindeki Türk birliklerine yardımı engellenmiş olacaktı.

25 Nisan sabahı savaş gemilerinin, Türk mevzilerini sürekli vuran koruyucu ateş
altında, Anzak Kolordusunun 1. Tugayından 1500 kişilik ilk hücum dalgası, çıkarma
botlarının bir şekilde kuzeye kayması sonucu, saat 05.00'te, Kabatepe bölgesi
yerineArıburnu Kesimine
çıkmak zorunda kalır.Bu noktada kıyı gözetlemesi yapan bir Türk takımının
direnişine karşın, karaya çıkan Anzak birlikleri belirli bir noktaya kadar ilerler.
Diğer taraftan, Bigalı'da bulunan ordu yedeği 19. Tümen, 24-25 Nisan gecesi
Conkbayırı yönünde tatbikat yapmakta idi. Gün ağarırken, Arıburnu yönünden
top seslerinin gelmesi üzerine, 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, bir
çıkarma yapıldığını anlayıp durumu Ordu Komutanına bildirir, ancak bir yanıt
alamaz.

Durum çok kritiktir. Mustafa Kemal, kıyıda çok zayıf gözetleme ve koruma birlikleri
olduğunu düşünerek ve geniş bir sahile yayılmış olan 27. Alayın da, ağır kayıplar
verdiği haberini alınca, düşmanın Conkbayırı-Kocaçimentepe çizgisi ve uzantısını
ele geçirmesi durumunda, onarılamayacak durumlarla karşılaşacağını kavrar.
Ordudan emir gelmemiş olmasına karşın girişimi ele alıp tüm sorumluluğu
yüklenerek, 57.Alayı bir batarya ile Kocaçimentepe yönünde harekete geçirir.
Kendisi de durumu izlemek üzere

Conkbayırına çıktığında,, Arıburnu kesiminden bazı askerlerin çekilmekte
olduklarını ve düşman birliklerinin de bunları izlediklerini görür.

O anı Mustafa Kemal, Ruşen Eşref Ünaydın ile yaptığı görüşme sırasında şöyle
anlatmaktadır.

"...Bu esnada Conkbayırının güneyindeki 261 rakımlı tepeden sahilin gözetleme
ve korunmasıyla görevli olarak orada bulunan bir müfreze askerin Conkbayırına
doğru koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm... Bu askerlerin önüne kendim
çıkarak:

-Niçin kaçıyorsunuz ? dedim.

-Efendim düşman dediler!

-Nerede?

-İşte! diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.

Gerçekten de düşmanın bir avcı kuvveti 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve tam bir
serbestlik içinde ileriye doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti düşünün. Ben kuvvetleri
(geride) bırakmışım, askerler on dakika istirahat etsin diye...Düşman da bu tepeye
gelmiş...Demek ki düşman bana benim askerlerimden daha yakın! Ve düşman
benim yere gelse kuvvetlerim çok kötü bir duruma düşecekti. O zaman artık
bilemiyorum, bilinçli bir düşünme ile midir, yoksa önsezi ile midir, bilmiyorum.
Kaçan askerlere:

- Düşmandan kaçılmaz, dedim.

- Cephanemiz kalmadı, dediler.

- Cephaneniz yoksa süngünüz var,dedim.

Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırına
doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile dağ bataryasının yetişebilen askerlerinin "
marş marşla" benim bulunduğum yere gelmeleri için, yanımdaki emir subayını
geriye yolladım. Bu askerler süngü takıp yere yatınca, düşman askerleri de yere
yattı. Kazandığımız an, bu andır..."

Gerçekten de, çekilen Türk askerleri mevzi alınca, karşı taraf ta mevzi alıp
duraklar. Böylece, 57. Alay Öncü Bölüğü'nün Conkbayırına yerleşmesi için
gereken süre kazanılmış olur. İşte bu an, Çanakkale Savaşları Kara Harekatının
kaderini belirleyen önemli anlardan birisidir. Böylesine önemli anda kilit rolü
oynayan kişi ise, tartışmasız Mustafa Kemaldir. Bu husus, Çanakkale Savaşları
tarihiyle uğralan Türk ve yabancı bütün uzmanlar tarafından doğrulanıp
vurgulanmaktadır.

Daha sonra, Kolordu Komutanı Esat Paşa'nın izniyle, 27. Alaydan geri kalan
birlikleri de emrine alan Tümen Komutanı Mustafa Kemal, karşı saldırıya geçmek
üzere 57.Alay'a şu emri verir :

" Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar
geçecek zaman zarfında, yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim olabilir."

25 Nisan 1915 günü, vakit ikindiye yaklaşırken, ilk çıkarma kademesi olan tümenin
sahile çıkışı da tamamlanmıştır. Ne var ki, 27. Alayın birlikleri ve 57. Alayın yaptığı
karşı saldırı ile süngü hücumları sonucu Anzaklar çok sayıda kayıp vermiş ve
sahile çekilmişler, kritik ve endişeli anlar yaşamaktadırlar. Gene de gün batarken,
Anzak Kolordusunun sahile çıkan Tümeni, Arıburnunun sarp yamaç ve
tepelerinde yerleşme olanağı bulur. Bu tarihten başlayarak harekat, 1915'in
Ağustos ayına kadar dört ay boyunca, Conkbayırı- Kocaçimentepe-kabatepe
bölgelerinde, tarafların karşılıklı saldırı ve özellikle gece yapılan süngü hücumlarıyla,
yakın boğuşmalar şeklinde ve çok kanlı çarpışmalarla geçecektir. Bu çarpışmalar
sırasında Türkler de, Anzaklar da ağır kayıplar vermişlerdir. Ağustos ile birlikte ise
savaş şiddetli çarpışmalara dönüşür. Tıpkı Seddülbahir'de olduğu gibi, Anzak
ordusu da taarruz hedeflerine varamamış, çıktıkları yerlerde 3-4 km.lik bir mesafe
ilerleyip, boşaltmaya kadar da o noktada kalmışlardır.



ANAFARTALAR MUHAREBELERİ

25 Ağustos 1915'ten Ağustos sonuna kadar, Müttefikler hem Seddülbahir hemde
Arıburnunda başarılı olamayınca, Çanakkale Boğazını, geriden sarkarak ele
geçirmek amacıyla harekete geçerler. Bu arada General Hamilton, Türk
Ordusunun gerilerine sarkmak ve çember içine alıp yok etmek için, Büyük ve
Küçük Kemikli Burunları arasında yeralan Suvla sahillerine çıkıp, Anafartalar'da
üçüncü bir cephe açmaya karar verir. Hedef, Conkbayırı ve Koçaçimentepe
blokunu ele geçirerek buradan ilerleyip, çanakkale Boğazına inerek hakim
olmaktır. Bu amaçla da, 9.İngiliz Kolordusu'nu ,6-7 Ağustos gecesi karanlıktan
yararlanarak bölgeye çıkartır. Amaç, sabah gün ağarmadan von Sanders, Saros
Grup Komutanına 7. ve 12. Tümenlerle süratle Anafartalar kesimine gitmesini ve
karaya çıkan İngiliz birliklerine 8 Ağustos sabahı erkenden taarruz edilmesi emrini
verir. Anafartalar Müfrezesi komutanı Yarbay Vilmer'e de, Saros'dan iki tümenin
gelişine kadar, İngilizlerin ilerleyişine engel olunmasını emreder.

Liman von Sanders, bundan sonra, Kurmay Albay Mustafa Kemal'i, 8 Ağustos 1915
günü saat 21.45'de, Anafartalar Grup Komutanlığına atar. Anafartalar Grup
Komutanı Kurmay Albay Mustafa Kemal, 9 Ağustos sabahı ,12. tümenle 9. İngiliz
Kolordusuna. 7.Tümenle de Anzak Kolordusu ile işbirliği yapmasına engel olmak
amacıyla, damakçılık Bayırı yönünde saldırıya geçer. Her iki tümenin saldırıları da
başarılı olur. İngiliz Birlikleri, beklemedikleri bu karşı Türk taarruzu ile şaşkına
dönmüş, ağır kayıplar verirler.

Birinci Anafartalar Muharebeleri olarak adlandırılan bu harekat sonunda, durum
değerlendirmesi yapan Mustafa Kemal şöyle demiştir: "...Gerçekte, düşmanın bir
kolordusunu zayıf bir tümenimle Kireçtepe-Azmak arasında yenmiş, Tuzla Gölüne
kadar takip ederek orada tesbit etmiştim

Diğer taraftan yeni çıkan birliklerle güçlendirilen 9. İngiliz Kolordusu, Anafartalar
yönünde iki kanat harekatı daha denediyse de başarılı olamamıştır. Ancak, Türkler
açısından bu bölgede durum, savunulması güç bir konum olduğu için tehlikeli
sayılırdı. Tehlikeli durumu düzeltmek için Liman von Sanders, Kuzey Grubundaki
8 Tümeni iki alayla takviye ederek , Anafartalar grup Komutanı Mustafa Kemalin
emrine verir. Tümen karargahına 9-10 Ağustos gecesi gelen Grup Komutanı
Mustafa Kemal, takviyeli 8. Tümeni 10 Ağustos sabahı karanlıkta, sadece süngü
kullanarak hücuma geçirir. İngilizlere çok ağır kayıplar verdirilerek harekat
başarılı olur. Daha sonra, savunma yapılabilecek ek arazinin ele geçirilmesi
üzerine, ulaşılan bu ileri çizgide de destek ve güçlendirmeler yapılarak savunmaya
geçilir. Böylece, diğer bölgelerde olduğu gibi Anafartalar Bölgesinde de savaş,
boşaltmaya kadar , siper ve mevzi savaşına dönüşmüş olur. Diğer bir deyişle,
General Hamilton'un İkinci Planı da başarısız olmuş, hedefine ulaşmamıştır.

Çanakkale Savaşları kara harekatıyla ilgili olarak belirtilmesi gereken önemli bir
diğer nokta da şudur: tüm bu çarpışmalar ve karşılıklı saldırılar sırasında, Türkler
mertçe, dürüstçe ve kahramanca çarpışmış, insancıl meziyetlerini ve güçlü
kişiliklerini sergilemişlerdir. İster Seddülbahirde, ister Suvlada ya da,
Anafartalarda olsun durum aynıdır. rneğin Kızılhaç çadırları ve hastane gemileri,
yaralı taşıyan botlar, ya da sedyeleri hedef alan atışlar yapılmamıştır.Tepeler
Türklerin elinde olmasına ve olumlu doğa koşullarına karşın, düşmanın sürekli
olarak çekindiği zehirli gaz kullanılmamış, su kaynakları zehirlenmemiş, bu
yöntemler hiçbir zaman mert ve dürüstçe bir tutum sayılmamıştır.

MUSTAFA KEMAL Anlatıyor :

"10 Ağustos 1915. Conkbayırı'nı almak ve bütün boğaza hakim olmak için İngilizler
20.000 kişilik bir kuvvetle günlerce kazdıkları siperlere yerleşmişler, hücum anını
bekliyorlardı. Gecenin karanlığı tamamen kalkmış, tan ağarmak üzere idi. 8.
Tümen komutanı ve diğer subaylarını çağırdım. Mutlaka düşmanı mağlup
edeceğinize inanıyorum. Ancak siz acele etmeyin evvela ben ileri gideyim. Size
ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birlikte atılırsınız dedim. Bu durumdan
askerlerini de haberdar etmelerini istedim. Hücum baskın tarzında olacaktı. Sakin
adımlarla ve süzülerek düşmana 20-30 metre yaklaştım. Binlerce askerin
bulunduğu Conkbayırı'nda çıt çıkmıyordu. Dudaklar sessizce bu sıcak gecede dua
ediyordu. Kontrol ettim. Kırbacımı başımın üstünde kaldırıp çevirdim ve birden
aşağı indirdim. Saat 04.30'da kıyametler kopmuştu İngilizler neye uğradıklarını
şaşırmıştı. Allah Allah sesleri bütün cephelerde, karanlıkta gökleri yırtıyordu.
Her taraf duman içinde ve heyecan her yere hakim olmuştu. Düşmanın topçu ateşi
gülleleri büyük çukurlar açıyor her tarafa şarapnel ve kurşun yağıyordu. Büyük bir
şarapnel parçası tam kalbimin üzerine çarptı, sarsıldım elimi göğsüme götürdüm
kan akmıyordu. Olayı Yb. Servet Bey'den başka kimse görmemişti. Ona
parmağımla susmasını emrettim. Çünkü vurulduğumun duyulması cephelerde
panik yaratabilirdi. Kalbimin üzerinde cebimde bulunan saat paramparça olmuştu.
O gün akşama kadar birliklerin başında daha hırslı olarak çarpıştım. Yalnız bu
şarapnel, kalbimin üzerinde aylarca gitmeyen derin bir kan lekesi bırakmıştı. Aynı
gün gece yani 10 Ağustos günü beni mutlak ölümden kurtaran ve parçalanan
saatimi Ordu Komutanı Liman von Sanders Paşaya hatıra olarak verdim. Çok
şaşırmış ve heyecanlanmıştı. Kendileri de altın cep saatini bana hediye ettiler.
Bu hücumlarda İngilizler binlerce ölü bırakarak tamamen geri çekildi ve
Çanakkale'nin geçilmeyeceğini iyice anlamış oldular


İLKELERİ

Atatürkçülük; Türkiye Cumhuriyeti' nin kuruluşunun ve sürekliliğinin temeli olan, Türk toplumunu çağdaş, laik, demokratik, katılımcı, uygarlıkçı, özgürlükçü bir toplum durumuna getirmeyi amaçlayan düşünceler, ilkeler ve uygulamalar bütünüdür.

1. Cumhuriyetçilik: Ulusal egemenlik ve temsil anlayışını yerleştirmek, yani halkın devlet yaşamına etkin bir biçimde katılmasını sağlamak.

2. Milliyetçilik: Ulusal Ant (Misak-ı Milli) ile sınırları belirlenmiş olan ülkemizde, ulusal birliği, toplumsal saygıyı, bireyin kişiliğine ve özgürlüğüne değer vermeyi amaç edinmektir.

3. Halkçılık: Herşeyden önce devleti halkın devleti yapmaktır. Bu da halkın demokratik bir toplum durumuna getirilmesiyle olacaktır. Halkçılık, ulusun kendi geleceğine egemen kılınması demektir.

4. Devletçilik: Demokratik bir yapıya kavuşmuş olan devlet ve toplum yaşamında dengeli ve planlı bir ekonomik kalkınma modeli oluşturmak, tam bağımsızlığın ekonomik bağımsızlığı da içerdiğinin bilincinde olmak, bireylerin özel girişimini esas tutmakla birlikte kamu çıkarını yakından ilgilendiren konularda, devletin etkinliğine öncelik tanımaktır.

5. Laiklik: Din ve devlet işlerini birbirinden ayırmak, yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüklerini tanımaktır. Devletin demokratik, bağımsız; ulusun özgür olabilmesi Laikliğin tam olarak yerleşmesine bağlıdır. Laiklik, inanç ile akıl ve pozitif bilimin sınırlarını kesin olarak çizen temel ilkedir.

6 .İnkılapçılık: Siyasal, sosyal ,ekonomik düzendeki ayrıcalıkları ortadan kaldırmaktır, çelişkileri aşmaktır. Türk devrimi, Türk toplumunu her yönüyle ve kurumuyla çağdaş bir toplum durumuna getirmektedir.

*Bu temel ilkelere ek olarak ayrıca; Ulusal Egemenlik ve Bağımsızlık, Ulusal Birlik ve Berabarlik, Yurtta ve Cihanda Barış İlkesi, Çağdaşlaşma, Bilimsellik ve İnsanlık Sevgisi sayılabilir.

VASİYETİ

Malik olduğum bütün nutuk ve hisse senetleriyle Çankaya'daki menkul ve gayrimenkul emvalimi Cumhuriyet Halk Partisi'ne atideki şartlara, terk ve vasiyet ediyorum:

1. Nukut ve hisse senetleri, şimdiki gibi, İş Bankası tarafından nemalandırılacaktır.

2. Her seneki gibi nemadan, nispetleri şerefi mahfuz kaldıkça, yaşadıkları müddetçe, Makbule'ye ayda bin, Afet'e 800, Sabiha Gökçen'e 600, Ülkü'ye 200 lira ve Rukiye ile Nebile'ye şimdiki yüzer lira verilecektir.

3. Sabiha Gökçen'e bir ev de alınabilecek, ayrıca para verilecektir.

4. Makbule'nin yaşadığı müddetçe Çankaya'da oturduğu ev de emrinde kalacaktır.

5. İsmet İnönü'nün Çocuklarına yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır.

6. Her sene nemedan mütebaki miktar yarı yarıya, Türk Tarih ve Dil Kurumlarına tahsis edilecektir


VEFATI

1 Kasım 1938' deki TBMM' nin açılışına hastalığı yüzünden katılamadı. Atatürk' e onbeş gün kadar son rahat günlerini yaşama olanağını veren hastalık, tekrar normal seyrinden çıkarak yeni bir krizle şiddetlendi. Ardından korkulan son bütün acıyla geldi.

Büyük Komutan, Devlet Adamı, Devrimci ve Büyük İnsan, 10 Kasım 1938 Perşembe günü saat 09.05' te ölümlü yaşama veda etti.

Bu kara haber Türk Milletini büyük bir yasa boğdu. 16 Kasım 1938' de tabutu, Türk Bayrağıyla örtülü bir katafalk üzerinde Dolmabahçe Sarayı' nın büyük tören salonuna konuldu ve halkın ziyaretine açıldı. Bütün İstanbul halkı büyük kurtarıcısına son görevi yapmak için Saraya koştu.

19 Kasım 1938 Cumartesi günü sabahı, Dolmabahçe Sarayı Tören Salonunda cenaze namazı kılındı. Cenaze alayı İstanbul halkının gözyaşları arasından geçerek Gülhane Parkı' na geldi. Tabut bir torpidoya alınarak, Yavuz Zırhlısı' na nakledildi. Izmit' te özel bir trene konulan cenaze, yol boyunca Ata 'larına son saygısını gösteren halkın yüreklerinde derin sızılar bırakarak 20 Kasım 1938 Pazar günü Ankara' ya götürüldü.

Atatürk' ün tabutu Büyük Millet Meclisi önünde hazırlanan katafalka yerleştirildi. Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, bütün Ankara halkı katafalkın önünden saygıyla eğilerek geçti. 21 Kasım 1938 Pazartesi günü hafif yağan bir yağmur altında tören başladı. Oniki milletvekili cenazeyi top arabasına yerleştirdi. Oniki general top arabasının iki yanında nöbete durdu. Başta yabancı Devletlerin yolladıkları askeri birlikler olmak üzere, törene katılan birlikler Türk Milleti' nin kurtarıcısı ve Türkiye Cumhuriyeti' nin kurucusu büyük Atatürk' ü selamlayarak geçtiler. Cenazeyi taşıyan top arabasının arkasında en büyüğünden, en küçüğüne kadar bütün Türk Milleti vardı. Atatürk' e geçici kabir olarak ayrılan Etnografya Müzesi' ne götürülen tabut, hazırlanan mermer lahdine yerleştirildi.

Atatürk' ün naaşı Anıtkabir yapılıncaya dek on beş sene bu geçici kabirde kaldı. 10 Kasım 1953' te büyük bir merasimle ebedi istirahat yeri olan Anıtabir' e nakledildi.

O, Türk' ün tarihinde ve gönlünde ebediyen yaşayacaktır.

DÜNYADAN ATATÜRK HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELER

Atatürk bu yüzyılın büyük insanlarından birinin tarihi başarılarını Türk halkına ilham veren liderliğini modern dünyanın ileri görüşlü anlayışını ve bir askeri lider olarak kudret ve yüksek cesaretini hatırlatmaktadır. Çöküntü halinde bulunan bir imparatorluktan özgür Türkiye'nin doğması yeni Türkiye'nin özgürlük ve bağımsızlığını şerefli bir şekilde ilan etmesi ve o zamandan beri koruması Atatürk'ün Türk halkının ismidir. Şüphesiz ki Türkiye'de giriştiği derin ve geniş inkılâplar kadar bir kitlenin kendisine olan güvenini daha başarı ile gösteren bir örnek yoktur.
John F.KENNEDY (A.B.D.Başkanı* 10 Kasım 1963)

Benim üzüntüm bu adamla tanışmak hususundaki şiddetli arzumun gerçekleşmesine artık imkan kalmamış olmasıdır.
Franklin ROOSEVELT (A.B.D.Başkanı 10 Kasım 1963)

Asker-devlet adamı çağımızın en büyük liderlerinden biri idi. Kendisi Türkiye'nin dünyanın en ileri memleketleri arasında hakettiği yeri almasını sağlamıştır. Keza O* Türklere* bir milletin büyüklüğünün temel taşını teşkil eden kendine güvenme ve dayanma duygusunu vermiştir.
General Mc ARTHUR

Sovyet Rusya Hariciye Naziri Litvinof ile görüşürken kendisine onun fikrince bütün Avrupa'nın en kıymetli ve en ziyade dikkate değer devlet adamının kim olduğunu sordum. Bana Avrupa'nın en kıymetli devlet adamının Türkiye Cumhurbaskanı Mustafa Kemal olduğunu söyledi.
Rooswelt (Franklen D.) 1928 Amerika Birleşik Devletleri Başkanı

Dünya sahnesinden tarihin en dikkatli çekici adamlarından biri geçti.
Chicago Tribune

Savaş sonrası döneminin en yetenekli liderlerinden biri.
New York Times

İnsanı teslim alıcı fevkalade önderlik kuvveti vardır. O tetiktir hazır cevaptır dikkati çekecek kadar zekidir.
Gladys Baker(Gazeteci)

O kişisel kazanç ve ün peşinde koşan basit bir diktator değil gelecek kuşaklar için sağlam temeller atmaya uğraşan bir kahramandı.
Prof.Walter L.WRIHT Jr.

Atatürk Türkiye'yi tek düşmanı kalmaksızın bırakmıştır. Bu zamanımızın hiçbir devlet şefinin başaramadığıdır.
Alman Volkischer Beobachter Gazetesi

Almanya ATATÜRK'ün eserine ve mücadelesine hayrandır. Onda tarihi eseri özgürlüğü seven bütün milletler için bir sembol olarak kalacak kudretli bir kişilik görmektedir.
Berlin Alman Ajansı

Istırap çeken dünyada barış ve esenliği yeniden kurmak ve insanlığın yalnız maddi değil manevi gelişmesini sağlamak isteyenler Atatürk'ün iman verici ve yön göstericiliğinden örnek ve kuvvet alsınlar.
Prof. Herbert MELZIG(Tarihci)

Kendisinin tarihi büyüklüğü eseri olan yeni Türkiye'ye bakılarak bu günden ölçülebilir. Çelik gibi azim ve gayreti uzağı gören akıl ve hikmetle birleşmiş olan bu gerçek halk önderi ve devlet adamı; Anadolu dağlarının en uzak ve ıssız köşesindeki köylere bile başka bir ruh aşılamıştır.
Illustrierte Dergisi

O kendi milleti ve beşeriyet alemi için beslediği muhabbetle bir dahinin neler yarattığına dair cihana fevkalade heyecanlı bir sahne seyrettirmektedir.
Herbert MELZIG

İnsanlığın bütün belirtileri O'nda kendini hemen gösteriyor.
Noelle Gazetesi

Eski Osmanlı İmparatorluğu bir hayal gibi ortadan silinirken milli bir Türk Devleti'nin kuruluşu bu çağın en şaşırtıcı başarılarından birisidir. Mustafa Kemal yüce bir eser ortaya koymuştur. Atatürk'ün parlak başarısı bütün sömürgeler için bir örnek olmuştur.
Maurice BAUMANT(Profesor)

Çok büyük bir adamdı... Bir siyasi dahiydi.
Excelsior Gazetesi

Dünyanın çağdaş en büyük kişilerinden biri.
Le Jour-Echo de Paris

Atatürk'ün yurt kurtarıcı olduğunu milletlerin en vefalısı olan Türkler asla unutmayacaklardır.
Noell Roger Gazetesi

Karşımdaki bu büyük adamda keşfettiğim bu büyük meçhulde maharet ve karakter o kadar iyi işlenmişti ki sözlerinde hiçbir şüphe aranamazdı.
Claude Farrer(Yazar)

Bu günün Türkleri yüzyıllar önce Avrupayı titreten canlı millet durumuna erişmiştir. Ve bu akşam O büyük ölünün başında bekleyen Türkiye* güçlü ve dipdiri Türkiye'dir.
Pierre Dominique(Gazeteci)

Asırları aşan adam !..
Fransa Paris Basını

Akıllı ve barışcı yöntemlerle gerçekleştirdiği eseri halkların tarihinde izlerini bırakacaktır.
Albert LEBRUN Fransız Cumhurbaşkanı

Mevcut rütbelerin hepsini kaldırdığı bir memlekette bu adam bütün rütbeleri kazanmıştır. O memlekete bulabilecek en şerefli isim O'na verilmistir.
Mercel Sauvage(Gazeteci)

Bu insanlığa denenmiş bir felsefe örneği olarak sunulabilir. Atatürk yüzyıllara sığabilecek işleri on yılda tamamladı.
Gerrad Tongas(Yazar)

Atatürk öldü. Barış kubbesinin doğu sütunu yıkıldı. Artık evrende barışı kimse garanti edemez. Nitekim Avrupalı devlet adamları; O'nun 1930'da yaptığı uyarı ve tavsiyeleri dinlememiş ve dünyayı 1939 yılında ikinci büyük savaş felaketinin içine sürüklemişlerdir.
SANERWIN Gazetesi

Atatürk bir milleti birkaç yılda asrileştirmek mucizesini göstermistir.
Paris-Le Temps

Yeni Türk Devleti ile Ankara Antlaşması'nın imzalanması nedeniyle; "Bizi arkadan vurdu dağ başındaki haydutlarla Mustafa Kemallerle anlaştı" diyenlere Fransız Başbakanının Mecliste verdiği cevap:
Dağ başındaki haydutlar diye isimlendirdiğiniz kahraman Mustafa Kemal ve O'nun tüm askerleri burada olsalardı teker teker hepsinin heykellerini dikerdik. Böylesine kahraman bir antlaşma imzalamaktan gurur duyuyorum.
(1921) Fransız Başbakanı BRIAND

Sırasıyle ihtilalci ve asi sonradan muzaffer bir kumandan olan "Türklerin babası" Yeni Türkiye'yi yarattı* sultanları kovdu kadınlara hürriyet verdi fesi kaldırdı* ülkesinde radikal bir inkilap yaptı. Paris-Soir'den

Denilebilir ki onsuz İslam alemi yolunu bulabilmek için elli yıl daha bekleyecekti.
Berthe Georges-Gaulis

O yüce bir dağa benzer. Eteğinde yaşayanlar bu yüceliği fark edemezler. Bu dağın azametini kavrayabilmek için O'na çok uzaklardan bakmak gerekir.
Claude FARRER Fransız Edibi

Türkiye tarihi bugün her zamandan çok Batı ve Avrupa tarihinden ayrılmaz bir haldedir. Ve Atatürk'ün bu yöndeki gayretleri sonuçsuz kalmamıştır. Memleketlerimiz arasındaki yüzyılları aşan dostluk bu gelişmenin temel öğelerinden biridir.
Charles De GAULLE

Kemal Atatürk'ün karakterinin bir cephesini göstermek itibariyle bir noktayı hatırlatmak isterim. Bize savaşlarından birini anlatıyordu. Birdenbire durdu:
Görüyorsunuz ya dedi: birçok zaferler kazandım. Fakat bunların en büyüğünden sonra bile her akşam savaş alanlarında ölen bütün askerleri düşünerek içimde derin bir keder duyuyorum.
Cesaret ve zekasından başka yüreği bu kadar yüce olan böyle bir şef'in yurdu için mucizeler yaratmış olmasına şaşılabilir mi?...
George BENNES Vu Gazetesi-1938

Devrin yüksek şahsiyetleri kitaplarda konferanslarda Türkiye'nin asla değişmeyeceğini ve değişmeden öleceğini ilan etmişlerdi. Halbuki ölmeden değişti. Hem de kökünden ve baştan
aşağı değişti. İnançlar gelenekler yöntemler yıkıldı. Son döküntülerini de yabancı zırhlıları ve kapitilasyonlar gibi memleketten sürüp attılar. Türkiye ruhunu değiştirmişti. Tamamen ve tasavvur edilmesi mümkün olduğu kadar...
Raymond CARTIER Le Nouvelliste Gazetesi






Sitemizi Facebook`ta Beğenin Yeniliklerden Haberiniz Olsun

« Son Düzenleme: Mayıs 02, 2009, 10:09:06 ÖS Gönderen: administrator »
BilX.Net

Çevrimdışı *Candy_Girl*

  • Teğmen
  • **
  • İleti: 55
    • Profili Görüntüle

Ynt: Standart Mustafa Kemal Atatürk Hakkında Herşey
« Yanıtla #1 : Nisan 30, 2009, 03:18:29 ÖS »
paylaşım için saol

Tags:

GoogleTagged - Etiketler

 






Nevresim,Ev Tekstili Free counter and web stats Web Statistics