Reklamlar
yecüc mecüc kavimler nezaman ortaya çıkar

yecüc mecüc kavimler nezaman ortaya çıkar » TANRININ EVRENSEL YASASI •   Babil’den çıkış kara bir gündü. Fitnecilerin en azgın olduğu dönemdi. Düşmanlık ve zulüm o dönemde filizlendi ve

Gönderen Konu: yecüc mecüc kavimler nezaman ortaya çıkar  (Okunma sayısı 1684 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

yahya666

  • Ziyaretçi

yecüc mecüc kavimler nezaman ortaya çıkar
« : Ağustos 02, 2014, 08:10:14 ÖS »
TANRININ EVRENSEL YASASI
•   Babil’den çıkış kara bir gündü. Fitnecilerin en azgın olduğu dönemdi. Düşmanlık ve zulüm o dönemde filizlendi ve yeryüzüne yayıldı. Gelecek nesilleri ve tüm insanlığı olumsuz etkileyecek ve sayısız ölümlere neden olacak büyük kitlesel ve çağlar ötesi bir vahşettin başlangıcıydı. Babil’de başlayan ayrımcılık ırkçılığın dayanağı oldu.
•   Ayrımcılık ile şeytan insanlar arasına düşmanlığı soktu. Düşmanlık ve savaşın fitilini ayrımcılık ateşledi.  İnsanlar ahreti bırakıp dünyaya sahip olmak istediklerinde ayrımcılık eder oldu. Böylece yeryüzünde tüm inananlara karşı baskı ve mücadele başlatılmış oldu. Her kıtada çeşitli dönemlerde Tanrıya inananlara zulmedildi.
•   Sanayi devrimi, Fransız ihtilali ve Aydınlanma ile pozitivist dönem yani “modern zaman” başladı. Bu dönemde bilginin kaynağı din olmaktan çıktı, yerini “tabiat” aldı. Aydınlanma ile artık Batılı bilgiyi aklını ve bilimsel yöntemi kullanarak tabiattan elde etmeye başladı. Halbuki din; bilgi, akıl ve bilimsel yöntemi tamamen kullanıyordu. Ama bu dönemde Allah’a güvenmekten çok kendinize güvenmeyi öğretiyordu. Yani insanlık benliğe kapılıyordu. Şeytan yolu olan benliğe geçiş; kibri, dünya için yarışı ve (kavgaları) savaşları getirecekti. Dünya bilinci Batı ile yanlış bir yola sapıyordu.  Ben bilirmcilik, ben yaparımcılığa geçiş yaşanırken buna inançsızlığa ve inançsızlığın dönemine geçiş yapılıyor olarak niteleyebiliriz. Yine bu dönemin parolası tüm dünyada “Hayatta en hakiki mürşid ilimdir.” Olmuştur. Tabii ki burada kastedilen bilimsel bilgi ve bu bilginin toplumu “irşad” etmesiydi. Fakat 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra bilimsel bilginin kesinlik ifade etmeyip irşad da etmediği anlaşıldı. Basit bir örnek verelim: 10 sene önce yumurta zararlıydı, bugün faydalı oldu. Zeytinyağı zararlı diyorlardı şimdi çok faydalı oldu. İşte bunlar gibi zamanla evrilen anlayışlar iyice yıkıcı hale gelmeye başladı. İlk ayrıma bakarsanız Tanrı yolundan çıkıp şeytana tabi olmaya pozitivizm’e geçiş yaşandı. Elbette sonu hayır olmayacaktı.  Sanayi devriminin tamamlandığı 1950’lerden başlamak üzere “postmodern dönem”e adım atılmış oldu. Modernlik geçmişte kaldı, hayatımızı bilimsel bilgi üzerine kuramayacağımız anlaşıldı. Feyerabend gayet veciz bir biçimde “yönteme hayır” dedikten sonra “ne olsa gider!” hükmünü verdi.
•   Osmanlı’nın gerilediğini ve yıkıldığını yakından izleyen ingilizler yeni bir dünya planı kurdular.  İngilizlerin etrafındaki kuzey ülkeleri de bu harami anlayışına katıldılar.  Kıtaları keşfediyoruz diye küresel bir yağmacılık yaptılar.  Gasp ve silahla elde ettikleri nimetlerle güçlü hale geldiler. İngilizler kötülük üzerine kurulu, dünyaya sahip olmak üzerine kurulu yeni bir dünya düzeni oluşturmaya çalıştılar. Yeni inançsız bir nesil yaratmayı amaçladılar.  Küresel anlayışa inançsızlığı yerleştirdiler. Savaşla yenemediği Anadolu halkının lisanını değiştirdiler. Kültürünü değiştirdiler. Yiyeceklerini giyimini, inanışlarını, ders kitaplarını eğitimlerini değiştirdiler. İnançsızlığı dayattılar. Tüm dünyada bu yöntemleri kullanmışlardı.
•   İngilizlerin marşına Tanrı korudu, tanrı yapar gibi ifadeler koydular. Dünya malı ve egemenliği için tanrı adını kullanıyorlardı. İngilizler ve Fransızlar tarihin çok eski devirlerinden beri bozgunculuk yapan bir kavimdi. Muhammed’in dediği gibi Yecüc ve Mecüc ne zaman ki Allah’ın izniyle dediler. O zaman başarıya ulaşacaklar. Amaçları dünya olanın Tanrıdan istemesi ne kadar makul idi. Kötü niyetli bozguncu şeytan dünya için taraftarlarını toplamıştı. Büyük Britanya krallığını sanki Tanrı kurdurdu, Tanrının krallığı imajını kullanmışlardı. İngilizler ve batı daima dünyayı kötülük üzerinden yönetti ve yeryüzünde savaş ve kaos çağı yaşandı. Tam beşinci kez şeytanın taraftarları batılılar dünyayı yönetti ve insanlık büyük sıkıntılar çekti. Şimdi egemenlik tekrar doğunun (inananların) kontrolüne geçecek. Ve Tanrı gerçekten inananlardan yanadır.
•   1453 İstanbul’un fethinden sonra 1700’lü yıllarda İsa’nın yolundan giden inançlı Avrupa halklarına baskılar yapıldı.  Baskı yapanlar ‘Avrupalı inançsızlar’ yani dünyacılardı. İngiltere ve Fransa gibi devlet yönetimlerini ele geçirmiş olan gaspçı ve hırsız sömürgeciler gittikleri kıtalarda silahlarıyla yerel halklara zulmedip büyüyor ve gelişiyorlardı. Kilise ile işbirliği yapan ve cadı avı başlatan İblis’tir. Kiliseye ve yönetime sahip olan vesayetçiler ortaçağda maneviyatı güçlü inançlı halka saldırmıştı. İnananlara yönelik saldırıları meşru zemine koymak için ‘cadı avı’ ismini yakıştırdılar. Tarihe de böyle cadı avı dönemi uydurdular. Bu inançlı halklara şeytanla işbirliği yapıyorlar büyü yapıyorlar diye kötü bir yakıştırma yapıp bu halkları katletmeye ve büyük bir baskı uygulamaya başladılar. Ve zamanla da bu halkın inanç kültürünü yok ettiler. Ortaçağda tüm kıtalarda inanan insanların inanışları ve manevi değerler hedef alındı. İmanın temel değerlerini yıkmak yüzyıllar sürdü. Zamanla inananların tamamen temizlenemeyeceğini ve bu insanın temel tercihinden kaynaklandığını gördüler. Şiddete başvurdular ve savaşlar yeryüzünü kapladı. Yeryüzünde savaş çıkartan ve mazlumları öldüren inançsızlardır.
•   Bilindik topraklara giderek gasp ve zulüm yapanlar günahlarını gizlemek için modern adıyla coğrafi keşifler yakıştırması yaptılar. Coğrafi keşifler adıyla kıtalara yönelen korsanlar silahlarıyla yerli halklara saldırıyor, köle yapıyor ve kıtanın zenginliklerini gasp ediyorlardı. Tam 200 yıl sonra kıtalarda iyice düzenlerini kurmuşlardı. Yeryüzünde inananlara saldıracak güce erişmişlerdi. Hırsız ve bozguncular yeni düzenlerini kurmak için inananları öldürmeye başlamışlardı. 1.Dünya savaşı inananları yok etmeye yönelik küresel bir savaştı. Dünyaya sahip olmak isteyenlerin Ahiretçilere saldırısıydı yaşananlar. Ve gerçekten de inananlar katledildi. Küresel bir katliam yaşandı. Katliamın merkezi Anadolu idi. Ana hedef Osmanlı oldu ve Anadolu’ya her taraftan girmişlerdi. Gerçekten bir hayatta kalma kurtuluş savaşı mücadelesi vermişlerdi. Ve bu durum tüm dünyada böyleydi.  İnançlı Anadolu halkının hepsi öldü. Geriye çocuklar kaldı. Şeytanın yeni küresel düzenine hizmet eden bir meclis ve düzen kurdular. İngiliz ve Amerikan sömürgesinde Türkiye kuruldu. Bütün bunlar üzerine Tanrı yeryüzünü komple yok etmek istemedi. Çünkü Nuh’tan sonra kitlesel bir yok oluş gerçekleştirmeyeceğine söz vermişti. Tanrı öfkesini tuttu. Geriye sadece çocuklar kalmıştı. Ve o çocuklardan inanan bir nesil türetti.
•   İkinci dünya savaşı ise dünyacıların kendi aralarında dünyayı paylaşamaması sonucunda çıkmıştı. Dünyaya sahip olmak isteyince bir üstünlük mücadelesi, toprakları ve zenginlikleri paylaşamama, ve kibirlilik, gibi nedenlerle birbirlerine düşmesi kaçınılmaz olacaktı. Nitekim ikinci dünya savaşı gerçekleşti. Aslında bu dünya savaşı değildir ama tarihe böyle geçtiği için söylüyoruz.
•   İnsanlık ancak evrensel değerleri sahiplenen ve yöneten peygamberlerin zamanında birlik haline gelmiştir. Yeryüzünde birlik dönemleri ve dağılma dönemleri gözlendi. Defalarca kötülerin dönemi de yaşandı iyilerin dönemi de yaşandı.
•   Osmanlı gerilerken Fransa’da bir ihtilal ortaya çıktı. Bu  anlayış: herkes kendi topraklarında kendi devletini kursun kendi topraklarına sahip çıksın anlayışıydı. Her beldede o bölgeyi sahiplenenler kendi ülkesini kurdu. Bölgesinde kim mal sahibi ise o güçlü oldu. Irk ve köken üzerine kurulu ulus devletler ortaya çıktı. Bu ayrımcılık anlayışı ilk Babil’den çıkmıştı. Fransız ihtilali ile ayrımcılık iyice  derinleşti. Fransız ihtilalinin o dönemlerinde ulus devlet algısı özgürlük ve cumhuriyet adıyla servis edilmişti. Bugün dünyadaki tüm savaşların bu ayrımcılık olduğunu gördük. Halklara zulmeden vesayetçi tekel yönetimlerin varlığını gördük. Haksız yere topraklara sahiplenerek köktencilik yapanlar şeytanın yolunu tercih etmişlerdi.
•   Osmanlı barışçıydı, çözüm süreçleri ve uzlaştırıcı yapısıyla adaletli ve birleştirici bir devletti. Osmanlının gerilemesiyle Babil’den dağılan halklar lidersiz kaldılar. Yeryüzünde evrensel değerlere sahip çıkacak adaletli bir merkezi yönetim yoktu. Bozguncular haksızlıkla para gücünü ele geçirmişlerdi.  Coğrafi kesiflerle bilinen toprakların hazinelerini gasbederek sömürgeciliğe başlamışlardı. Dünyanın yönetiminde etkili olduklarını gördüler. 1789 Fransız ihtilali ile kardeşliğe bir savaş açıldı. Fransız ihtilali ile herkes bulunduğu topraklara sahip çıksın dediler. Sahiplenme duygusuyla topraklara ve yönetimlere sahiplendiler.  Hak yıkılırken batıl yerleşsin istediler. Zamanla vesayet ortaya çıktı. Halka ve insanlığa zulmeder oldular.
•   Irkçılık ve sahiplenme Osmanlının yıkılışıyla dünyanın her yerine yayılmış salgın bir hastalıktır. Fransız ihtilali ile yönetimleri devletleri sahiplenenler oldu ve batıl bir yol tutmuşlardı. Osmanlı yıkılırken kardeşlik, barış, adalet, uzlaşmacı ve çözümcülük de yıkılmıştı. Yeni anlayışlar yeryüzünü çok kötü hale getirdi. Sürekli uzlaşmayan, birbirlerini suçlayan milletler meydana çıktı. Bir dünya yarışı başladı. Yeryüzü barışın olmadığı silahlanmanın ve savaşın olduğu kötü bir dünyaya döndü.
•   Fransız ihtilali sonrası ırkçılığı kullanarak sahiplenenler yönetimlere yerleşmişler. Milli duygulara sahiplenen bu yapı maddeci ve çıkarcıdır. İyi düzen için psikolojik rahatsızlık yaşarlar. Herkesi kendilerine tehdit görürler. Makamlarını ve devletin oluşturduğu gelirleri kaybetmek istemeyen bu bozguncu ve sömürgeci halklar milliyetçilik adıyla ruhsal bozukluk ve takıntılılık yaşarlar. Şeytanların telkinleriyle dünyaya sahip olan ve dünya için çalışan milliyetçiler tamamen iblis’in yolunu tutmuştur. Maddi dünyayı vereceğini vaat eden iblis inançsız halkına ancak kirli hilelerle ve suçlar ile verebilirdi çünkü o da batıl yoldaydı başka yöntemi yoktu. Ama galibiyeti kısa sürer ve sürekli açgözlü olup kazançları boşa giderdi. Çünkü haksız kazanç ve tanrıya muhalif olmak kaybettirirdi. Herkesi tehdit gören milliyetçilik birtakım korkular yaşamaktır. Şeytanın telkinleriyle hareket etmenin neticesidir çatışmacı tutumu.
•   Tanrının yasalarına karşı çıkmayı yol edinenler dünya hırsıyla uzak kıtaya zorbalıkla sahip olmuşlardı. Sınırsız özgürlüğe çağıranlar Newyorkta özgürlük heykeli diktiler. Sınırsız özgürlük yasasızlıktı ve tanrı karşıtlığıydı. O çağın gündeminde sex, para ve eğlence vardı.  O dönemin medyasında sokak ortasında sex yapan gençlerin özgürlüğü servis ediliyordu. Heykelin başındaki yedi yıldız G-7yi temsil ediyordu. Tanrı karşıtlığıyla kurulan yeni bir düzenin simgesiydi.
•   Menfaat aşkı ve sahiplenme duygusu batıl ve kötü dürtülerdi. Sadece bir şeyden siz faydalanmayı arzularsanız başkasının hakkına zarar verirsiniz. Sahiplenmenin olduğu yerde haksızlık ve zulüm vardır. Irkçılıkların ve ulus devletlerin özünde bu sahiplenme vardır. Bu nedenle çoğunlukla halklara zulmedilmiştir.
•   Çözümcü olmayan insanlığın sorunlarını problemlerini düşmanlıklarını giderecek çalışma yapan bir küresel merkez yoktu. Barışçıl olmayan uzlaşı ve hoşgörü siyasetini kullanmayan bir küresel düzen yaşadık. Savaş siyasetiyle ayakta kalmaya çalışan Amerika ve onun ardına düşmüş batı vardı.
•   Menfaat anlayışı yıkılıyor. Yönetimlerde menfaatini düşünenler barınamayacak. Türkiye’de ve dünya da halklar, menfaatlerini düşünen yöneticilere ve onların azınlıktaki taban halklarına izin vermeyecek. Halka hizmet edenler, şahsi çıkarlarını düşünmeyenler  gözde olacaktır. Artık yeryüzü böyle bir çağa giriş yaptı.
•   İnananlar kimdir. Ahiret için yaşayan, dünyanın ardına düşmemiş bundan dolayı mazlum halk konumunda olanlardır. Bunlar genelde fakir ve iyi kimselerdir. İyiliği severler. Her ülkede her beldede bu anlayışta insanlar vardır. Yıllarca inançsızlığın egemen olduğu dünyada baskı görmüşlerdir. Özgürlüklerini isteyen bu insanlar tanrının yasalarının gelmesini adaleti barışı ve esenliği istemektedirler. Bu nedenle Arap baharı ve eski yönetimlere karşı ayaklanmalar küreselleşmiştir.
•   İnanmayan ve maneviyatı güçlü olmayan insanların olaylara bakış açısı farklıdır. Maddeci olan ile maddeci olmayan arasında çok farklı düşünce yapısı görülür. Birinin düşüncesi diğerine saçma gelir. İyiliğin temel felsefesini bilmeyenler için ahiretlik yaşam tarzı inançsızlara saçma gelir. Birisinin ak dediğine diğeri kara der. Doğruluk vicdan ve adaletli olma dünyacı olanda bulunmaz. Ana amaç dünya malı ve hayatı olunca her yolu mübah gören ve maneviyatı reddeden bir yapı görürsünüz.
•   İnananlar ile inanmayanlar arasında müthiş bir algı farklılığı vardır. Tam ters pencerelerden bakarlar. İkisinin de yaşam felsefesi hayata verdikleri anlam ve amaçları farklı ve zıttır. Bu nedenle birbirlerini sevmezler. Daha ilk bakışta birbirlerini anlarlar. Birisi dünyacı, maddeci, şekilci ve ne olursa olsun sahip olmak isteyendir. Diğeri ahiretçi, maneviyatçı, paylaşımcı, çömerttir.
•   Doğruluk haricindeki tüm batıl yöntemlerle güce erişenler kaba kuvvetle üstünlük kurmaya çalıştılar. Kimse bize hesap soramaz dediler ve hukuksuzluğu yol edindiler. İç dünyalarında haksızlığı meşrulaştırdılar.kirli tasarılar ile insanlığı yönlendirdiler.Onlar haksızlıkla kazançlarına bizim bu kazancımız ticaret gibidir dediler. Böyle demelerinden dolayı yeryüzünde bozgunculuğun ardını bırakmadılar.
•   İnsanlar dinden ve Manevi değerlerden koptular. Çünkü tanrı inancını yitirdiler ve dirilişe inanmadılar. Sadece dünya için yaşıyorlardı. Post modern planlarla zamanla hakikat parçalandı, bilgi araçsallaştırıldı. Bilgi işe yaradığı, kullanışlı olduğu üzere kabul görür, işe yaramadığı yerde çöpe atılır. Madem hakikat yok, bilgi bize kesinlik vermiyor, irşad eden de yok; bu durumda öne çıkacak olan “beden”den başkası değil. Bedenin alacağı hazlar, lezzetler, zevkler ve tamamen dünya ile sınırlı olan mutluluklar. Birey bedenin hazlarını elde etmeli. Özgürlük de bedenin hazza ulaşmak isterken önüne çıkan engellerin, kısıtlamaların, yasakların ortadan kaldırılması olarak tanımlanmalı. Brzezinski bu döneme “haz imparatorluğu” adını verir. Bu küresel ölçekteki imparatorluğun sosyo-ekonomik ve politik düzeni liberalizmdir. İştah ve şehvetin harekete geçirdiği bedenin sonsuz ve sınırsız arzu ve isteklerinin herhangi bir engelle karşılaşmaması postmodern özgürlüğün içeriğini belirler. Buna göre ne Tanrı, ne din, ne ahlaki normlar, ne geleneksel değer yargıları, ne hukuki kurallar bedene sınır koyabilir. Sistem sınırsız olarak ekonomik olarak büyüyecek, haz ve hızı artıracak; doyumsuz şehvet ve iştahın arzularını karşılayacak, işte bu liberal düzenin özgürlük adı altında mutlaklaştırdığı ideali ve ideolojisidir. Küçük bir sorun var: Bu özgürlük insanı kendi fıtratıyla; tabiatla, beşeriyetin örfüyle ve “öteki”yle sürekli çatışma içine sokar. Tahrir’den Taksim’e; Sao Paulo’dan Wall Street’e bütün dünyada baş gösteren patlamaların “bir boyutu -ama en esaslı- boyutu” budur.
•   Bozguncular dini ve manevi değerleri reddettiklerinden dolayı inanan insanları anlayamıyorlar. Ve hatta amaçları ve kendileri için tehdit görüyorlar. Dünyacı olanlarda arzulara tutkunluk ve saltanat amacı vardır. Ahiretçiler bunları istemez. Bu nedenle özgürlüklerimize tehdit diye inananlar bastırıldı. Aslında dünyacılar hem kendilerine hem de tüm insanlığa zarar verir. Gerçekte asıl tehdit onlardır.
•   Batıl var olduğu sürece hak onunla mücadele edecekti. İnsanları asmak, suikast yapmak, bazı siyasi liderleri engellemek, parti kapatmak, cezaevine atmak, darbeler gibi tüm bunlar hakkı söylemeyi engelleyebildi mi. Bir milletin lisanını değiştirdiniz hakka sahip çıkmasını engelleyebildiniz mi. Gerçekler ve evrensel doğruları ne kadar bastırırsanız bastırın mutlaka var olacaklar. Mutlaka inanan ve hakkı söyleyen insanlar türeyecektir. Zorbalıkla baskıcı devrimlerle egemen olmanın uzun süre yaşayamadığı bilinmektedir. Buna rağmen dünyacıların haksızlık ve ölüm üzerinden egemen olma zihniyeti ne kadar yanlış ve şeytanidir. Hakkı bitiremezsiniz. İnananları yok edemezsiniz. Yüz yıl boyunca en güçlü halleriyle buna çabaladılar ancak başaramadılar. Yeryüzünde kaos hüküm sürse de  hakkın varlığını engelleyemezler.
•   Yeryüzünde bir silahlanma yarışlı başladı. Savaş arabaları yaptılar, sonra füzeler ürettiler, sonra kitle imha silahları yaptılar. Kim silah üretir hiç düşündünüz mü. Haksız safta olan meşru amacı olmayan batıl tarafta olan şiddet ile yenmek için silaha ihtiyaç duyar ve tehdit eder. Böyle bir ortamda iyiler silahlanmayı tercih etmez ve güçsüz kalır. Dünya yaşamı silahlanmayı mecbur kılmaz. İnançsızlık korku ve zavallılık onların düştüğü durum. Doğruluk asıl güçtür. İnsanlar silah karşısında değil doğruluk karşısında geri adım atmıştır. Silahlarla inananlar bitirilemedi. Ve sonsuza kadar da bitirilemeyecek. Ve yeni doğan inananlar daima olacak. Tanrı yaratmaya devam edecek. Yalan haksızlık ve zorbalık asla daimi kazanamaz. O halde insanlığın silahlanması şiddet ile yok ederek bastırması hem doğru değildir hem de suçtur.
•   Söylentilere kapılan kuşak yönetenlerin arzularına göre düşündüler.. Medya ile iletişimi kontrollerinde tuttular. İnsanları aldatmak için tam bir ortam sağlandı. Bu insanlar cehennemde bu yönetenler bizi yanlış yönlendirdi, bizi aldattılar, bizim azabımızı onlara yükleyin onların azabını arttırın diyecekler.
•   Dünya son yüz yılda ayrımcılığın her türlüsüyle karşılaştı. Din, mezhep, ırk ve ulus üzerine tartışmalar ve savaşlar yaşandı. İnsanlık bu kavgalarla bir yüz yılını heba etti. Türkiye'de artık bu kavgalara bir son vermek istiyor." Dünya barışının güçlendirilmesi, kardeşlik duygularının pekiştirilmesi, toplumdaki ayrımcılığın ve ayrıcalıkların kaldırılması, demokrasinin güçlendirilmesi ve özgürlüklerin genişletilmesi insanlık için çok önemlidir. İnsanlar artık inancını, doğru bildiklerini, fikir ve düşüncelerini serbestçe ifade edebilmeli ve özgürce yaşayabilmelidir. Yasasızlık hukuksuzluk insanlığı mahvetti. İnançsızların dünyasında yeryüzü kötü günler geçirdi. Ölümler ve suçlar tavan yaptı. Artık insanlık Tanrının evrensel yasalarının kullanılmasını istiyor. İnançlarını yaşamak istiyor. Türkiye ve Erdoğan bu isteğin ilk ışığını dünyaya yakmıştır.
•   Bir tarafta değişimi isteyen halklar diğer tarafta değişimi tıkayan küresel güçler. Dünyada insanlar eski düzenin sahipleri tarafından öldürülmeye başlandı özellikle inanan ve mazlum halklar hedef alındı.
•   Askeri müdahaleleri çözüm saydılar. Hayır onlar bilinçli olarak inanan halkları vurdular. Yoksa mutlaka bir çözüm yolları bulurlardı. Bir uzlaşı, barış sağlarlardı. Zaten düşmanlığı egemenler oluşturdu.  Ve siyasetlerinde bu düşmanlığı sürdürdüler. Tehdit olarak gördükleri mazlum halklarla hiçbir şey paylaşmak istemediler.
•   Gördünüz mü kimin tehdit olduğunu. İnançsızlar mı insanlık için tehdit oldular, inananlar mı. İnananlar dünya için çabalamadıklarından dünyayı kötü hale getirecek, zalim ve terör değildirler. Asıl zalim ve terör bu inançsız egemenlerden gelmiştir. Maddeci, dinsizler bu dünyayı kötü hale getirdi. Onların ‘yasasızlık yasası’ suçları tavan yaptırdı. Güçlü olduklarından silah ile savaş ile öldürmeyi seçtiler. Onlar nasıl mazlum inananları tehlikeli ve tehdit olarak görürler. Asıl tehlikeli ve tehdit onlar değil mi. Tüm insanlık gördü onların yaptığı kirli siyaseti. Yalan ve komplolarla mazlumları  ezdiler. İnananları öldürdüler. Son yüz yılda inançsızlarla dünyanın ne kadar büyük bir vahşet yaşadığını gördük. Kimsenin hakları savunulmadı, evrensel değerler çiğnendi. Tanrının yasaları yıkıldı. Doğrucular ve inananlar horlandı.
•   Bu inananlara fırsat vermeyeceksin diyorlar. Gelecekte bizim için tehdit oluştururlar diyorlar. Halbuki onlar insanlığa terör oldular. Gelecekte çocuklarımıza daha iyi yarınlar bırakmak için şu inananları öldürmeliyiz diyorlar. Onların geçmişindeki dünyaları güzel değildi. Kurdukları düzen düzen değildi. Varlıklarını sürdürmek için sürekli yalan ve komplo peşinde gezdiler. İnançsızlar bu kafalarıyla hiç rahat edemezler. Dünyanın ardından koşanın stresi ve yalanı eksik olmaz. Varlığı da sürekli olmaz.  Güzel bir yarın bırakmak isteyenler yarınlarını aynı zihniyetle devam ettiremezler. Hem onlar güzel bir dünya sağlayan değil kötü bir dünya kuranlardır. Sürekli bozgunculuk ettiler. Asıl Zaralı ve tehdit onlardır. Onların dünyadaki varlığı bir hiçtir. Tanrı da inananların duasıyla inançsızları yok edecektir.
•   “Evet devletlerin çoğunda farklı etnik topluluklar ve farklı inanışlar bulunuyor. İnananlar ve inanmayanlar da her ülkede var. Bu bir seçimdir. Her insanın dünyaya verdiği anlam ve sonucunda dünya ile ahiret arasında yaptığı tercih nedeniyle Armegeddon savaşı her ülkede görülür. Tanrısal ve dinsel bir savaş bu yaşananlar. Yönetimlere yerleşmiş şeytanın egemenliği ile halklarda bulunan tanrısal güç mücadele etmektedirler. Halklar adalet, düzen, eşit haklar, esenlik ve barış istiyor. Yönetimler ise kötü yollar ile ve suç işleyerek yönetmeye devam etmek istiyor.
•   1.dünya savaşı sonrasında kurdukları düzen için her yıl kutlama yaparlar. Her ülkenin kendine has zamanı ve kutlamaları vardır.  Kutlamalar da nereden gelip nereye gittiklerini hatırlatmayı amaçlayan kutlamalardır. Ülkülerine, amaçlarına ve bozuk felsefelerine sahip çıkmaları açısından gelecek nesillere taşıma gayretidir. Yeryüzünde bu şeytani anlayışı sahiplenen liderleri ve anlayışlarını unutturmamak için her sene milli bayramlar yaparlar. Kuruluş yıllarını ve devrimlerini kutlarlar. Zorbalıkla sahip oldukları dünyayı gelecek nesillere taşıyarak devam ettirmek için bu yöntemleri kullandılar. Ve bunları da yaparken sanki hakkın temsilcisiymiş gibi, evrensel değerlere sahip çıkıyorlarmış gibi kendilerini doğru yolda sayarlar. Barışı adaleti, demokrasiyi ve cumhuriyeti kurduklarını söylerler. Bu koca bir yalandır. Onlar bu değerlere savaş açtılar. Ve bu değerleri hiç kullanmadılar. Bu değerlere sahip çıkalım diyen liderlerin de ayağını kaydırdılar.
•   Komplo kurdular ve düzmece bir saldırı gerçekleştirdiler. 11 Eylül saldırılarıyla bir algı yarattılar ve insanların iradeleri çalındı.  2001 yılında saldırı olmasına rağmen her ay 11 Eylül saldırılarıyla ilgili bir haber yaparlar ve dünyaya haber olarak sunarlar. Amaçları düşman olarak gösterilen İslam toplumlarına karşı o günün kinini taşımalarını sağlamaktır. İnsanların bilincini çalarak ve irade hırsızlığı yaparak düşmanlığı sıcak tutuyorlar böylece amaçlarında ilerlemeyi hedef edinmişler. Sömürgeci ve saldırgan dünyacılar asla amaçlarına ulaşamayacaklardır.
•   Ta geçmişten geleceğe bu yöntemi kullandılar. Baktılar ki bu yalan ve komplo siyaseti uzun sürmüyor. Sürekli bu mücadelede olmaları gerektiğini anladılar. Üstünlüğü ve mücadeleyi sürekli devam ettirmeliyiz diye düşündüler. Sürekli komplo ve kirli plan peşinde oldular. Sonrada kurduğun ülküde gösterdiğin amaçta hiç durmadan yürüyeceğimiz ant içeriz diyerek gelen nesillere hep bu anlayışı aşıladılar. Sadece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde bunlar yapıldı.
•   Terör konusunu işlediler. Sonuçta kimse şiddet kullanana ve zalime sahip çıkmazdı. İnsan doğası gereği mazluma sahip çıkardı. Ama burada mazlum kimdi. Amerika mı Afganistan ve Irak mı. İşte bu soru çok önemlidir. Küresel egemenliği elinde tutan Amerikalı zenginler bir plan kurdular. Çevrelerinde iş adamı varlıklı Afganlı Usame’yi gördüler. Bunu hedef yapalım dediler. Ortadoğu’ya meşru bir saldırı olması için bir zarar görülmeli ve suçlama yapılmalıydı. ‘Madem biz güçlüyüz, kimse bize kafa tutamıyor o zaman kendi kendimizi vurup hedef seçeceğiz.’ dediler. Böylece iblis 11 Eylül ile inananlara son savaşını açmıştı. Terör meselesini Üsame Bin Ladin ile başlattılar ve Amerika ve Avrupa’da sayısız olaylarla da son noktaya ulaştırdılar. Teröristler tüm dünyada insanları korkutmak istiyor. İmajını yaydılar. Ve dünyanın geleceği için bu toplumlar tehlikeli dediler. Bir terör gurubu hedef gösterilerek ülkelere, halklara ve Ortadoğu halkına saldırdılar. Amaç inananları yok etmekti. Tüm Arap bölgesi ve Afrika’da Müslümanlar hedef seçildi. Ama bu son hamleleri onların yıkılışını getirmiştir. Küresel krizden sonra daha derin bir yıkılışa doğru gitmektedirler.
•   Yeryüzünde güç sahipleri haksız kazandıkları saltanatlarını kaybetmek istemiyorlar. Hakkın, doğruluğun barışın ve esenliğin gelmesini istemiyorlar. Kılıçlarını kuşanmışlar inanan mazlum halkları şiddet ve savaş ile bastırıyorlar. Doğruluğun sahipçileri olsa idiler ve haklı olsa idiler şiddet onların seçeneği olmazdı. Zorbalıkla kazandıkları dünyayı yine ilk tercih ettikleri savaş ile halledeceklerini sanıyorlar. Hiç hesap etmiyorlar tanrının varlığını. Tanrının da kılıçları kuşanacağını hiç zannetmiyorlar. İnanmıyorlar ki zannetsinler. Ama adil Tanrı o zalimlere fırsat vermeyecek.
•   ‘Yeni Dünya Düzeni’ kurulurken üç merkez sivriliyor. Amerika öncülüğündeki batı, Rusya ve çin birlikteliğindeki doğu, en zayıf en güçsüz en mazlum halklar olarak üçüncüsü Türkiye öncülüğündeki ortadoğu’dur. Ortadoğu’nun felsefesi doğruluk, demokrasi, barış ve evrensel değerler olunca mazlumlar ve zayıflar birlikteliği de olsa en güçlü duruma geçecek olandır.
•   Vahşi kapitalizm varlığını şiddetle göstermeye çalışmaktadır. Küresel vesayetin yerel dağılımında her ulusta halka karşı şiddeti tırmandıran yapılar vardır. Neden halkın yönetenlerine saldırılar vardır. Çünkü dünyaya sahiplenmiş olan zenginlerin vesayetinin yıkılışı kaçınılmaz durumdadır. Bu nedenle haksız kazanmayı yol edinmiş olanlar hala haksızlıkla ve öldürerek varlıklarını sürdüreceklerini sanmaktadırlar.
•   Dünya küresel bir bilinç değişimi yaşıyor. Yeryüzü halkı bu bilinci birbirinden habersiz ama kitlesel olarak yaşıyor. Geçmiş, günümüzde yaşananlar ve gelecek iyice irdelendiğinde anlamlı bir bütünlük ortaya çıkıyor. Neden sonuç ilişkisi en net haliyle görülüyor. Tüm bu bilinç ve yaşananları Tanrı organize ediyor.
•   Küresel güçler değişimin ve iyilik düzenine geçişin kendilerine zarar vereceğini fark ettiklerinden dolayı Suriye’de Esad’a destek vererek değişimi tıkamış ve ölümlere neden olmuşlardır. Küresel güçler kendi sömürgelerine sahip çıkarak değişimin en son kendilerine zarar vermemesi için halkları bastırma ve şiddet yolunu seçmiştir. Ancak Tanrı da afetlerle kendi halklarına sahip çıkacaktır. Bu gerilim ve sıkıntılar devam ettikçe dünyada afetlerin maksimum seviyeye çıkacağı kaçınılmazdır. Bir tarafta küresel güçleri ayakta tutan şirketler ve sermaye sahipleri diğer tarafta mazlum ve ezilen doğrucu halklar.
•   İnançsızlar kendi kafalarında kötü bir şeriat algısı oluşturmuşlar. Dini;  idam eden, baskıcı, şiddet uygulayan yasalar şeklinde servis ederek kendi uydurdukları zanlara kendileri inanmışlar. Din denildiğinde şeriat gelecek diye korkuyorlar. Gerçek şeriat evrensel değerlere uygun yasalar çıkartmaktır. Türkiye on yıldır bu yasaları çıkartmaya çalışıyor. İyi bir düzen için, evrensel değerlere uygun yasaların daha yüzde onunu bile çıkartamadılar. Yasalar sürekli engelleniyor. İnsanların haklarının korunması, özgürlük eşitlik ve başkalarının haklarını gasbetmeme gibi temel konularda bile Türkiye kanunları yetersiz. İnsanın korunmasına ve düzenin iyi olmasına yönelik yasaların çıkartılması gizlenmiş ve çarpıtılmış şeriatın değil gerçek şeriatın ortaya çıkmasına neden olacaktır. Gerçek şeriat evrensel kanunların oluşturduğu düzendir. Bu düzeni yeryüzü var oldu olalı her millet her insan istemiştir. Sadece dünyayı sahiplenmiş ve ahireti reddetmişler istememektedir.
•   Din insanların birlikte huzurla yaşayabileceği yasalar bütünüdür. Dini öğretiler yasaların temelini oluşturur. Hırsızlık, cinayet ve zina yasalara göre suç olmakla beraber halkın nazarında da suçtur. Adet ve gelenekler dediğimiz yazılı olmayan dini kurallar zaten hep içimizde vardı. Cinayet, hırsızlık, zina gibi suçlar halkın anlayışına göre kınanan uygun görülmeyen bir durumdur. Dinsiz yönetimler, tüm suçları cezasız bıraktığında bir kaos düzenine zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle dünyada eski yönetimlerin kanunları çok bozuk ve yetersizdir. Bozuk bir düzene hizmet eden yasaları vardı.Bu nedenle son yüzyıllarda insanlık büyük acılar çekti. Yasasızlık küresel kaosa neden oldu. Dünyayı yöneten küresel güçler bu yasasızlığın ardında duruyorlardı, bırakın insanlığı korumayı mevcut kaos ortamından besleniyorlardı.
•   Gog ve magog (Yecüc ve Mecüc) iki millet. Yönetimlere sahiplenmiş dinsizler ile yaşadığı topraklara sahiplenmiş mal tutkunları. Ey menfaat şebekesi, siz hakkı şiddet ile bastırmak isterken yeryüzünde ebedi huzurla kalacağınızı mı sandınız. Dün yaptığınız suçlarınızı bugün bile hesabını veremezken gelecek nesillere nasıl vereceksiniz.
•   Dünya kötülüğün ve vesayetin en acımasız dönemini yaşadı. Kazanç kötülük üzerinden elde edildi.  Çok paran yoksa, iş aş veren bir dayında yoksa çaresizdin. Ne ekmek verirlerdi ne de saygı görürdün. Hak ve adaletin olmadığı dünya çok acımasızdı. İş ehline verilmez, iyiler sevilmezdi. Dürüst horlanırdı.
•   Dünyanın her yerinde çatışmalar, ayaklanmalar ve savaşlar görülmektedir. Yaşananlar, küresel güçlerin inananların yeşeren iktidarını yok etmeye yönelik saldırılardır. İnsan haklarını savunanlar Suriye’de Mısır’da libya’da, Afrika’da iflas etti.
•   Yeryüzünde büyük bir değişim yaşanırken külliyen etkilenme olacak. Küresel güçler ve batı kendi dertlerine düşmüş iken Türkiye Ortadoğu’da sorunları giderecek. Ve artık insanlar ölmemeye başlayacak.  Bu süreç zaten başladı. Ortadoğu’da pek çok ülkede çözüm ve barış süreçleri başlatan Türkiye bölgede bu çalışmaların faydasını görmeye başlayacak. Ortadoğuya ve dünyaya esenlik getirecek olan Türkiye uzlaşı barışçıl ve yapıcı haliyle dünya devleti rolü çizmektedir.
•   Bilin ki dünya aydınlık bir sabaha uyanmakta. Bir zamanların hasta adamı artık iyileşti, gücü ve kudreti eskiden olduğu gibi yerine geldi. Dünyanın neresinde olursa olsun, mazlumun çığlığını duyan, ona kulak veren bir millet var artık. Bilin ki kandan, gözyaşından, acılardan beslenenler yok olmaya mahkûmlar. Her nerede birini öldüren kardeşler gördüyseniz, arkasındakiler onlardı. Her nerede açlıktan ölenler varsa, ekmeğini çalanlar onlardı. Nihayet yıllardır ülkemizde ördükleri kirli ağları deşifre edildi. Ne yaptılar, nasıl yaptılar, nerelerde yaptılar; hepsi ortaya döküldü. Bütün dünya görsün ve bilsin ki, asıl mücadelemiz şimdi başlıyor. Soru sormanıza lüzum yok! Soracağınız soruların cevaplarını bu sözlerin arasında mutlaka bulacaksınız. Kalanını da gerçekleştikçe göreceksiniz zaten..."
•   Öyle bir dünya dönemi yaşadık ki güçlüye kimsenin gücü yetmiyordu. Mal sahipleri yasamayı, yürütmeyi ve yargıyı emri altına almıştı., Medyayı kullanır gündemleri yönetirlerdi. Ne doğruluk, ne adalet ne de insanlık ön plandaydı. Güçlü egemenler ne derlerse o olurdu. Para sahipleri nedeniyle yeryüzünde karanlık bir kaos çağı yaşandı. Gerçekler gizlendiği gibi yalan ve hilelerle batılı makul bir zemine oturttular. Onların döneminde suç işlemek serbestti ve suç işleyenler cezalandırılmazdı. Yasaları kendilerine uygun çıkartır haksızlığı yol edinmişlerdi.
•   Yeryüzünde tanrının tek dini vardır. Önceki gelen peygamberlerin ardından oluşan vesayet  sonradan gelen peygamberleri reddettiklerinden dinler de parçalanmış. Bir dergi diyor ki: Âlem-i din, mîsak-ı millimizdir. Haydi toparlanın yaşam hakkımızı ve barışı istiyoruz.  Sadece İslam'ın gözü burada değil tüm inananlar Bütün mazlumlar, bütün muzdaripler Tayyib Erdoğan'a ve onun siyasetine bakıyor. "Mısır'da ihvan zindanda, Gazze kuşatma altında, Afrika’da Müslümanlar öldürülüyor. Amerika ve Avrupa’da bastırılmış muhalifler. Güney Amerika kıtası desen öyle. Türkiye dinin son kalesi, operasyonlarla, kirli planlarla sokak şiddetleriyle kaybetmeyin bu büyük kaleyi. Ortadoğulular  Allah, seninle, Teslim olma!" diyorlar. Batılılar Türkiye bize yardım etse diyor. " Hasta adam dedikleri Devlet-i Aliyye'nin her ıslahat hamlesi de böyle engellemişti. Bosna'dan Çin'e kadar gönderdiği davetçilerle ümmete; "Ey ahirete inananların dini birleşiniz." çağrısında bulunan Sultan Abdülhamid, içeriden ihanete uğramasaydı ‘ittihad-ı din’ parçalanmayacak, bu izmihlal de yaşanmayacaktı. Tarihi hadiselerden ibret almakla sorumlu olan bu ümmet, -küresel ittifakın kırılma belirtilerinin zahir olduğu bu günlerde- Anadolu şehirlerinin tepelerinde, kendisine, "Ey inananlar! Küresel güçlere karşı birleşiniz. Yoksa akıbetiniz pek elim olacaktır." ikazında bulunanlara kulak vermelidir. Bütün bunların, küresel güçlere başkaldıran adamdan (Tayip Erdoğan’dan) intikam alma manevraları olduğu güneş gibi ortadadır."
•   Türkiye’de ve dünyada Erdoğan’ı ve halkını kötüleyecekler. Avrupa ve Amerikan gazeteleri ve dergileri sürekli Erdoğan hakkında olumsuz söylemlerde bulunmaktadır. Türkiye ve inanan halklar için olumsuz bir algı yaratıyorlar.
•   Sokakları karıştırmaya çalışanların asıl amacı demokrasiyi bastırma çabasıdır. Demokrasiyi Tüm dünyada  unutturup baskıcı siyasetlerini tekrar özlüyorlar. Sistemleri kuran vesayetler demokrasiyi yıkıma götürüyordu. Ancak günümüzdeki güçlü demokrasi sistemleri değiştiriyor.
•   Türkiye dünyadaki tüm sorunları çözüm süreçleriyle girecek güç ve tecrübeye sahiptir. Türkiye’nin Ortadoğu’da ve dünyada kendi başına rahatça sorunları çözmesine izin vermiyorlar. Çünkü dünyayı yönetenler sorunların çözülmesini istemiyorlar. Sorunların çözülmesini kendi saltanatlarına ve küresel egemenliklerine tehdit olarak görüyorlar. Afganistan ve Irak’ta istikrarı istemiyorlar. Bu nedenle Türkiye’nin Ortadoğu’da yapıcı çalışmaları gördükten sonra Türkiye’nin gitmesini istiyorlar. Erdoğan yönetimini Türkiye muhalifleriyle işbirliği yapıp yıkamazlar ise önce itibarsızlaştırıp, küresel ortamda Erdoğan’ı karalayacaklar. Sonra suçlayıp Türkiye’ye saldırmayı amaçlayacaklar.
•   Dünya kargaşa ve kaos yaşarken yeryüzünde bir merkez ışık gibi parlayacak. Türkiye dünyayı yönetmede bir ustalık sergileyecek. Dünyada çözüm süreçleri, sorunları giderme çabası yaşanacak. Çok yol alınacak. Barış ve kardeşlik yayılacak. Esenlik dalga dalga ülkelere beldelere girecek.
•   Dünyada da Türkiye’de de inanan halka karşı birlik edecekler. Türkiye’ye baskılarını arttıracaklar ama Tanrı onlara fırsat vermeyecek.  Osmanlı yeniden doğuyor. Bu  büyük Osmanlı ‘büyük tanrı krallığı’ olacak.
•   Dünyada ‘barış süreci’ ilk Türkiye’de ‘çözüm süreci’ ile başladı. Yakında insanlık her bölgede barış süreçlerine şahit olacak.
•   Ortadoğu’da insanlar ölüyor. Şu anda Ortadoğu’da resmi olmasa da kısmen barış çalışmaları yapılıyor. İnsanların ölmemesi için Türkiye bölgede çaba sarf ediyor. Kimse hiçbir şey yapmıyor. Ne küresel güçler ne de birleşmiş milletler. Yönetimlere zorbalıkla sahip çıkıyorlar. Çoğunluk bölge halklarını bastırıyorlar.
•   Her ülkede her beldede inananlar ile inanmayanların mücadelesi şiddetlenecek ve mazlumlar artık direnecekler. Mesela doğuda pkk baskısı altında kalan aşiretler bile pkk yanlısı aşiretlere kafa tutacak ve çatışmalar yaşanabilecek. Hakkari’de başlayan aşiret çatışması ilçelere de sıçrıyor. Hatta bu mücadele bölgeyi tüm saracak artık dağdan ve bozgunculuktan kazananlar kaybedecekler. Bütünde dünya bunları yaşarken yerellerde de bu tür olaylar olacak.Türkiyede aşırı ırkçılarla Erdoğan yanlıları mücadele etmektedir. Bunlar gibi pek çok yerde pek çok olay yaşanacak. Ve inananlar artık baskı gördükleri kesimden kurtulacaklar.
•   Dünyada toplumsal patlama yaşanıyor. Haksızlıklar zulümler paranın ve kötülüğün düzenini yıkmaktadır. Her kıtada her ülkede her beldede bu değişimi görmek mümkündür. İnsanlar artık gerçeklerin farkına varmalıdır.
•   Şeytani zihniyet, doğruluk barış ve esenlik ile mücadele etmeye devam eder. Herkes kendi anlayışının safında durmaktadır. İnananlar ile inanmayanların mücadelesi devam ederken Tanrı ayrımın tam gerçekleşmesi için birtakım olaylara izin vermektedir. Kafirlerin inanan safına geçmesini istemeyen Allah, insanlara aldatıcı sınamalar koymaktadır. Yolsuzluk düzmecesiyle insanlar aldatılarak yönlendirildiler. Peki kimler düzmece olduğuna inandı kimler inanmadı. Herkes kalbine göre seçimini yaptı. İnsanlar inanmak istediklerine inandılar.  Evet aslında inanmak istediğine yöneldi. Seçimini böyle yaptı. Tanrı kalplerin kararını ortaya çıkardı. İnanalar ile inanmayanların çatışması elbette bitmez. Sonsuza kadar bu savaş sürer. Ne inananlar tamamen inanmayanları ne de inanmayanlar tamamen inananları bitirebilirler. İnançsızlar bu mücadelede hele birde güce silaha sahip iseler inananları öldürmeye başlarlar. Zaten başladılar. Suriye, mısır, Libya Afrika örnektir. Ancak bu süreçte tanrının müdahalesi kaçınılmaz olur. Tanrı yeryüzünden kötüleri temizleyecek. Onlar dünya hayatının menfaatlerinden vazgeçmezler. İnançsızlar mücadelelerine devam edecekler. İnananlar ise Tanrı korkusundan dolayı hak davadan dönemezler. Bu durumda sonuç ne olacak. Hep bu savaş devam edecek mi. İki taraftan birisi diğer tarafı tam bitirmeye çalışacak. Bu savaş bitmez ki diyeceksiniz değil mi. Evet ama bir şeyi hesap edemiyorsunuz. Güçlü olan inananlar olsaydı inançsızların yaşamasına izin verirlerdi. İnananlarda bu fıtrat yoktur. Savaş ve yok ederek varlıklarını sürdürmezlerdi. Ama inançsızlar güç sahibi olunca savaş ile kazanacaklarını düşünmektedirler. Zaten inananları öldürerek yok etmeye çalışıyorlar. Elbette Allah inananların yok edilişine izin vermeyecek. Allah’ın yargısı kaçınılmazdır. Şeytanın milleti tanrının krallığında tanrının halkını yok edemez. Tanrı buna izin vermez. Tanrı, kötü yolu tercih etmeyen ve zulmü sevmeyen halkına elbette sahip çıkacaktır.
•   Afrika’da Müslümanlar ile hristiyanlar arasında bir çatışma yaşanıyor. Fransa Mali’ye destek oluyor. Sadece Mali’ye değil. Aslında tüm Afrika’da özgürlük arayışındaki insanlara karşı Fransa, Amerika İngiltere gibi ülkeler mevcut yönetimlere destek oluyor. Nato’dan da destek istiyorlar. Hristiyanlara silah ve gerekli her türlü yardımı yapıyor. Afrika’da sömürgelerini ve egemenliklerini kaybetmemek için bölge halklarını organize etmişler. İnananları ve inananların bir kolu olan müslümanları öldürüyorlar.
•   Dünyanın her yerinde Müslümanlar şiddet görüyor. Halklar eziliyor. Irak’ta, Afganistan’da, Filistin’de, Yemen’de, Libya’da, Lübnan’da, Fas’ta, Tunus’ta Afrika’nın her yerinde, balkanlarda, Kafkaslarda, Çin Uygur bölgesinde, Nijerya’da insanlar öldürülüyor. Ne için yönetimlere ve kaynaklara sahiplenen güçlülerin mal tutkunluğu için. Dünya halkları değişim ve özgürlük istiyor. Yüz yıldır dünyaya baskı uygulayan hırsız ve baskıcılardan kurtulmak istiyor. Yönetimlerin halklara karşı savaşları bu nedenledir. Bu arada Tanrı’da halklara sahip çıkıyor. Zalim yönetimlere destek veren halklara afetlerle saldırıyor.
•   Onlar zaten hep güçlüydüler. Güçlü zamanlarında birinci dünya savaşı oldu. Ve Anadolu halkına soykırım yaptılar. Kurtuluş savaşı gerçekten bir kurtuluş ve hayatta kalma savaşıydı. İnananların kökünü kazımak istemişlerdi.Tanrı bir karar verdi. Onların krallığını yıkacak ve yeryüzünde adil bir düzen olması için yeryüzünü inananlara bırakacaktı. Onlar zaten hep güçlüydüler ve Tanrı en güçlü zamanlarında 2008 krizini verdi. O gündür çöküşleri devam ediyor. Ve afetler sürekli onlara yöneliyor. İnananlara yönelik dünyada yine soykırım yapıyorlar, kurtuluş savaşındaki gibi yine öldürmeye gelecekler diye korkmayın. Tanrı şeytanın krallığını yıkmaya karar verdi. Bundan sonra yıkılışları daha da hızlanacak. Ve halleri çok daha vahim olacak.  Onlar büyük Tanrı’dan korksunlar.
•   Türkiye’de Avrupa’da ve dünya’da inananların kazancını da yaşam hakkını da engelliyorlar. İnananların ekmeğini kesmeye çalışıyorlar.
•   Dünya 2014’ün  ilk aylarında  Fırtına öncesi sessizlik yaşıyor. 2014’ün ortalarına yakın ikinci bir küresel kırılmaya yaklaşıyor.
•   Dünyada, her ülkede, her kurumda, her işyerinde, toplumun her aşamasında külliyen değişim olacak.
•   Tanrı küresel güçleri şaşırtacak ve birbirlerine düşürecek. Mevcut düzen yıkılışa geçecek ve bu arada Türkiye yükselişini yaşayacak. Sonra yeni durumu fark eden ve güç kaybeden küresel güçler Türkiye’ye karşı birlik oluşturmaya kalkacaklar.Sadece dünyacı vesayetçiler ile inananlar karşı karşıya kalacaklar.  Savaş söylemleri ortaya çıkacak. İnananlar korkmayacaklar.
•   Ortadoğu’da, Afrika’da Asya’da ve tüm kıtalarda inananlara saldırılar Allah’ı öfkelendirdi.
•   Tanrı yeryüzünü kılıçtan geçirecek ve Tanrı’nın kılıçtan geçirmesi afetler ve salgınlarla olacak.Salgınlar ve ölümler Afrika ve Pakistan tarafından başlayacak. Güney Amerika kıtasına ve yeryüzünün her tarafına yayılacak.
•   Sahiplenme duyguları onları birbirine düşürecek. Bu inançsızların kaçınılmaz sonudur. Ukrayna üzerinde ABD ve Rusya gerginliği bundandır.
•   Güvenli olmayan bir yere hiç kimse yatırım yapmaz. Amerika, Rusya ve batı kendi çöküşlerini hazırlıyorlar. Allah onları birbirine düşürecek. Dün inananlara karşı saldırıda birlik etmişlerdi. NATO ve diğer birliklerde ortak karar alıp Ortadoğu halkına ve inanan halklara saldırıyorlardı. Önce ikinci dünya savaşının benzeri sonra da birinci dünya savaşının benzeri yaşanacak. 1900’lü yılların tam tersini 2000 li yıllar yaşayacak. Hem de tarih tarih tam tersi yaşanacak. Her şey geçmişteki oluş sırasına göre tekrar geriye doğru yaşanıyor.
•   Dünyada her ülkede bulunan ve mazlum ve muhalif durumda kalmış Osmanlı destekçisi halklar 1. dünya savaşı sonrasında sömürgecilerin baskısı altında ezilmişlerdir. Bu halklar dünyanın yaşadığı son yüzyıldan çok rahatsız oldular. Ve artık harekete geçtiler ve dediler ki: ‘Harama hayır diyoruz. Kanunları istiyoruz. Adalet istiyoruz. Özgürlük ve eşitlik istiyoruz. Baskı istemiyoruz. Gelirlerden eşit paylaşım istiyoruz. Yaşam hakkı istiyoruz.’ Dünyada her yerde bu halklar var. Bu halklar mazlum ve inananlardır.
•   İnananlar yeryüzünün her yerinde İlk defa güçlü bir şekilde siyasi arenaya çıktılar. Siyaset yapmaları ve hak aramaları dahi engellenmişti. Zorbalara karşı 2012 yılında ilk defa uyanış ve mücadele başlamış oldu.
•   Ey inananlar, siz çaba göstermeden Allah vermez. Güçsüz ve zayıfta olsanız dahi çabanız mutlaka olmalı. Allah da durumu bildiğinden zaten yapacağını yapacaktır. Haksızlığı, zulmü ve hataları zalimler topluluğunun yüzlerine karşı söyleyin.  Nasıl bir dünya oluşturduklarını bilsinler. Dünya ve dünyanın yönetimi insanlığa zarar veren dinsizlerin elindedir. İnanan halklar da adil bir düzen için mücadele etmelidirler. Bir kavim kendini düzeltmedikçe Allah ta onları düzeltecek değildir. Ve hak yolda isen Allah’ın yardımı mutlaka gelecektir.
•   Tanrıya ve dinine karşıtlık ederek ve haksızlıkla sahip olan güçlülerin kurduğu düzen 2012 öncesidir. Bu düzenin devam ettiren nesiller şimdi yanlış yolun içinde doğruyu bulmaya çalışıyorlar. Onların iyilikleri yardımları ve zaman zaman adil oluşları sadece kendi menfaatlerine ve yandaşlarınadır. Büyük kötülüğün içine elbette azda olsa iyilikler bulaşacaktı. Arada bir basit iyiliklerini görüp kendilerini iyilerden sayacak kadar kördüler. Şeytanın aldatış yöntemi olan bu yol onlara dünyaya sahip olmak için bozgunculuk etmeyi meşru kıldırıyordu. Bütünde kötü yol tutanlar detayda iyilikler yapsa ne olur. Büyük bir kötü düzeni kuranları arada küçük iyilikler yapmaları onları aklayamayacak. Büyük resimde haksızlık ve bozgunculukla kurdukları düzeni hak ve adil yolla yürüttüklerini sandılar. Kendilerini insanlık adına çalışan iyi bir yönetici olarak niteliyorlardı. Onlar küresel patronlara yalakalık ediyor ve büyük şirketlere göre siyaset yapıyorlardı. Onlar çıkarları ön planda tuttuğu için yanlış yönetiyor ve insanlığa zarar veriyorlardı.
•   Bozguncular,  iyiler sayesinde varlar ve yaşam sürmektedirler. Dünyada tüm çarkları döndüren ve düzenin devam etmesini sağlayanlar iyilerdir. Onlar sayesinde çarklar dönüyor, ekonomiler işliyor ve insanlık varlığını sürdürüyordu. Bozgunculuk etmeyen iyiler küresel güce sahip olmuş kötücül egemenlerin boyundurluğunda kalmışlardır.  Bozguncu egemenler, iyileri hep eziyorlardı. Yönetim ve egemenlik kötücül güçlerdeydi. Küresel patronlar mazlum iyiler sayesinde ayakta idiler. İyilersiz dünyada düzen çöker ve hayatta sadece kaos olurdu.
•   Dünyanın büyük kaynaklarını sahiplenenler zenginlediler. Yönetimleri yönettiler. Seçilecekleri seçtirdiler. Ekonomileri yönettiler. Bu zenginler şeytan yolunu tuttuğunda açgözlülük ettiler. Ve bozgunculuk ederek yönettiler. Sadece kendilerine ait bir ekonomi ve çark agı kurdular. Tekelcilik yaparak dünyanın serbest ve giçli bir ekonomi yaşamasını engellediler. Çok büyük şirketler kurdular ve bu şirketlere çalışan sayısız yan sanayileri oluşturdular. Hepsine de yandaşlarıyla iş yaptılar.
Tepeden aşagıya doğru hazır pazarları vardı. İnsanlık yeni ekonomiye yani serbest piyasa ekonomisine geçtiğinde gerçekten hak eden geliştiren ve çalışan büyüyecek. İnanan mazlumlara iş vermediler kendi düzenlerini kendi sistemleri üzerinden yürüttüler. Zenginlerin kurduğu bu küresel Pazar üzerinden onların sistemi yürüyordu.  Onların tek taraflı ekonomileri aslında büyük değildi ve yeryüzüne kıtlık yaşatıyordu. Azınlık bir batı kesimi lüks içinde yaşarken tüm insanlık kıtlık ve yoksulluk içinde kalıyordu. Çalışanın, hakedenin ve halkın sermayesinin gücü ekonomilere dahil olsaydı çok daha berektli bir dünya görürdünüz. Küresel güçler mazlum halkların ve inananların gelişmesini engellediler. Onları bastırarark onların sırtından geçindiler. Dünya pyasası birilerinin yönlendirmesiyle ve etkileriyle yürüyordu. Küresel bozguncuların ekonomileri yönettiği çok aşikardı. Serbest piyasa ekonomisine geçildiğinde insanlığın gelişimi de çok hız kazanacaktır. Zalimlerin döneminde daha çok silah üzerine dayalı üretim ön plandaydı. Artık barış teknik ve gelişim üzerine yükselen bir dünya göreceğiz.Bu piyasa şekline ilk Türkiye’nin geçtiğini görmekteyiz.
•   Kişisel ve ülkesel çıkarlar kazandırmaz. Ben ne kazanacağım bu işten diyenler bütüne zarar vermektedirler. Bütüncül çıkar daha geniş, daha büyük ve daha bereketlidir.
•   İnananların ve halkların rızkını kestiler. Kendi düzenlerinde inanan halklara yiyecek lokma vermediler. Şimdi de yeni bir düzen isteyen ve baskıcı yönetimlere başkaldıran halklara baskı yapıyorlar. Halkları sindiriyorlar. Terör örgütü şeklinde niteliyorlar.
•   Dünyayı sermaye yönetiyor. Sermaye kazanmaya çalışmalı ama yönetimleri evrensel değerleri yürütecek halk yönetmelidir. İnsanlığın korunması için bir halifelik papalık makamı olmalıdır. Evrensel değerleri dile getiren insani değerlere sahip çıkan bir anlayış olmalıdır. Dünyada ne birleşmiş milletler ne de Amerika bunu yapmaktadır. Hatta onlar mazlum halklara saldıran haliyle dünyaya tam bir zulüm yaşatmaktadırlar.
MEHDİ DÖNEMİNE GİRDİK
•   Birinci dünya savaşında inananların öldürülmesinin ardından sağ kalanlar ölmüş olanlara imrendiler. Kanunsuzluk, haksızlık baş gösterdi. Dünya için yarış başladı ve maddiyata önem verildi.  Gözün gördüğü her yerde keder, dünyanın her yerinde sefalet ve her memlekette perişanlık baş gösterdi. Dünyada istikrar olmadı aksine her şey geriye gitti. 1910-2010 arası dünyanın en bereketsiz dönemi yaşandı. .Bu dönemde soyguncular, hırsızlar, korsanlar yönetimlere yerleşti. ‘Şeytan’ın uşakları ve sapkın insanlar’ yeryüzünün tek hâkimi oldu. Savaş siyaseti yürüttüler ve ölüm her yere hâkim oldu. Birinci dünya savaşı sonrası karanlık uçurum çok derinleşti ve artık çıkış yolu da bulunamaz oldu.  Ve 2010’da Tanrı kurtarıcıyı gönderdi.
•   İnançsızların egemenliği birinci dünya savaşı ile sağlanmıştı. İnanan halklar yönetimlerden düşürüldüler. İnançsızların egemenliğinin rövanşı yirmi birinci yüzyılın ilk yarısında büyük bir savaş ile başladı. Ateşin fitili Libya’da okumuş bir gencin seyyar satıcılık yaparken dünya düzenine tepkisiyle kendini yakması ile başladı. Ve kendini yakarken ; ‘Allahım dünya yaşanmaz bir yer olmuş. Çaresi kaldık, lanetin onların üzerine olsun.’Dedi. Ve büyük bir değişimin fitilini ateşledi. Armageddon savaşını başlattı. Bu savaş Libya, Suriye ve mısır ile başladı ve küreselleşti. Ama bu savaşta yönetimlere yerleşmiş silah ve güce sahip inançsızlar yine inananlara savaş açtılar. Ve zorbalıkla öldürerek inananların başkaldırısını bastırıyorlar. Armegeddon’da tanrı savaşacak denilmişti. Aynen denildiği gibi tam bu dönemde afetlerde çok fazla olmaya başladı. İnansız yönetimlerin taban halklarına karşı Allah’da saldırıya geçti.
•   İnananlar öldürüldüğünde ve Allah’a yakardıkları zaman Allah, en sert haliyle inançsızları cezalandıracak. Büyükler ve nüfuzlular da küçükler ve zayıflar gibi yok olacaklar. Büyük değişiklikler olacak. Dünya şaşkınlığa yuvarlanacak ve her şeyin açıkça Tanrı’dan geldiğini görecekler.
•   Zamanların zamanı geldi, Eğer insanlık  tuttuğu yoldan doğru yola dönüş yapmaz ise ve bu dönüşüm  yöneticilerden gelmez ise onların sonu olacak. Dünyanın iktidar sahipleri kendi halklarıyla ölecekler. Kötülerin yanında azda olsa iyilerde zarar görecek
•   Amerika ve batı aynı Atlantis gibi kötücül yollarla ve bozgunculukla büyük bir silah ve şiddet seviyesine erişmişlerdi. Dün Atlantis’in başına gelenler bugün batının da başına gelecektir. Nuh’un dönemi de bu döneme tesadüf eder. Tayip Erdoğan Nuh rolündedir. Sürekli insanları doğru yola çağırmaktadır. Dün Nuh ile dalga geçtikleri gibi bugün de Erdoğan ile dalga geçecekler. Ama Allah’ın öfkesi aynı tufan dönemlerindeki gibi görülecek.
•   Dünya tarihinin belirli döneminde böylesine aşırı derecede bozgunculuk yapan ve barbar milletler görülsede bu bozgunculuların doruk noktası bu son devirde yaşanmaktadır.
•   “Bu zaman tüm din bilginlerinin beklediği bir zamandır.  Ama önce 11 Eylül ile George Bush’u kurtarıcı ilan edenler sahte peygamberle yürümüşlerdi. Canavar dünyaya sahip olmak için insanlığa zarar veriyordu. Yönetimlere yerleşmişlerdi. Açgözlülükle saldırıyordu. Sahte peygamber onun önünde ona öncülük etti. Hristiyanlığı ve incil’i iyi bilenler bu yazılanları daha iyi anlarlar. Düzensiz, kaos dolu savaşların olduğu bir dünya gördüler. Şimdi gerçek kurtarıcının gelmesine çok şaşırıyorlar ve dehşete düşüyorlar.  Şeytana uyanlar hiç böyle bir şey beklemiyorlardı. Çünkü şeytan onları doğru yoldasınız diye aldatıyordu. Suçluların cezasının (yaptıklarının)karşılığını vermek yine Allah’ın takdirine göre gelecek. Tanrıya ve İhtişamına yakarılacak ve dünya tekrar bozulmasın diye dua edecekler. Tanrı yeryüzünü inananlara ve mazlumlara miras bırakacak.  Tanrıya geçmişte dünyanın  bozulmamış olduğu zamanlardaki gibi hizmet edilecek.Afetler dönemi büyük bir hızla yaklaştı. Ve insanlık 2012’de değişim zamanının içine girdiler.2022’ye kadar afetlerle dolu bir dünya görecekler. Çünkü tanrı bozgunculara çok öfkelidir.  İnanan halkları öldüren yönetimlerin vay haline.
•   Yeryüzünde batıl yolda iki tür grup vardır. Birisi dinsizliği tanrı karşıtlığını seçmiş olan gog soyudur. Bu millet dünya hayatını tercih etmiş, ahireti reddetmiş, açgözlülük haksızlık ve zulüm ile dünyaya sahip olmayı isteyen millettir. Arzularının köle olmuş bu millet tüm günahları hak saymıştır.  Bu millet her ülkede ve şehirde yeryüzüne yayılmış olarak vardır. Herkes çevresinde bu tipleri görür. Diğeri menfaatleri için dünya malına sahiplenen Magog soyudur. Irkçılık üzerinden topraklara ve devletlere sahiplenmiş halklarını ezen vesayetçi ve saltanat süren azınlık milletlerdir. Yönetimlere sahip tekelci ve baskıcıdırlar. Bu iki milleti dünyanın her yerinde görürsünüz. Aynı amaçlarda din düşmanlığı yapan kardeş iki millet gog ve magogdur. Bu gog magog soyu batıldır ama aynı safta yer almaktadırlar. Türkiye’de CHP-MHP birlikteliği gibidir. Ve diğer cephede inanan mazlum halklar vardır. Hak yoldaki halklar ile gog magog bileşkesinin çekişmesi tarih boyunca vardı. Günümüzde bunların çatışmasını rahatça görmekteyiz. Ortadoğuda şii-sunni çatışması olarak, batıda cumhuriyetçiler- sağcılar olarak, Afrikada-Müslümanlar hristiyanlar olarak çatışmalarını görürsünüz. Türkiye’de AKP ve diğerleri(muhalifler) olarak görülmektedir.
•   Yeryüzü aydınlanacak ve adil yönetim altında refaha erecek ve ahlaki fazilet ile gelişecekler.
•   Büyük bir uygarlığın temeli iyilik üzerine kurulmadığı sürece ancak bir noktaya kadar yükselebileceği ve sonra aşağıya doğru bir inişe geçeceği yazılıdır. Karanlık güçler dünyayı ele geçirip de birbirlerini yok etmek üzere silahlar geliştirmeye başladıklarında, çoktan inişe geçmişti. Savaş çıktı ve bütün dünya sallandı. Dünyanın büyük kısımları seller altında kaldı ve sulara gömüldü ve yerkürenin daha başka kısımları da bu kaos’un içinden yeni kara parçaları oluşturmak üzere ortaya çıktılar.
•   Yeryüzündekiler “doğrular ve kötüler” olarak ikiye ayrıldılar: bir yanda görülmeyen Tek Ruha büyük Allah’a inanan,  ibadet eden ve onun ışınını kendi içlerinde hisseden beşerler, öte yandan ise,dünyaya aldanarak kendine güvenerek şeytan ile anlaşma yapanlardır. Yeryüzü Ruhlarına bağnazca tapanlar kötü bir yol tutarak dünya yönetiminde güç sahibi oldular.
•   Kötücül insanlar belirli bölgelere, madenlere ve topraklara sahiplenmişler. Dünyada her bölgenin varlıklı egemeni vardır. Bunlar halkları hatta yönetimleri dahi kontrol edip yönettiler. İnsanlıkta zamanla etnik ayrımcılık, ırkçılık ve sahiplenme anlayışları oluşmuştur. Haksızlıkla yerel bölgelere ve yeryüzünün hazinelerine sahiplenmiş olanlar doğrulukla değil bozgunculuk ederek varlıklarını sürdürdüler. 21 Aralık 2012 döneminde bi,r değişim başladı. Halklar artık doğruluğa adalete sahip çıkıyor. 2014 yılından sonra toprak isteme ve yönetimlere egemen olma yarışı zayıflayarak bitecek.  Birlik ve barış eski batıl fikirleri ve sapık ideolojileri yıkacak. İnsanlar birlik olacaklar ve esenlik yolunda yürüyecekler.
•   Yeryüzü halkı karanlığın dibine gömüldüğünde kurtarıcı gelecektir. İblis’in yandaşları ve karşıtları inananlara karşı mücadele içindedir.. Beşeriyet ikiye bölündü. Beşeriyetin üçte ikisi, yeryüzünün kolaylıkla içine nüfuz edilebilen bedenleri ele geçirmiş olan aşağı seviyeden maddi ruhların Sülalelerince yönetiliyordu; üçte biri sadakatini korudu . Dördüncü kez bilinç değişimi gerçekleştiğinde günahkârlar yok oldular ve artık görülmediler.Ve bu değişim 2012 yılıyla başladı. İnsanlar yakında yeni çağın başlangıcını 21 Aralık 2012 olarak kabul edecekler.Bu çağın adına da ‘Tanrı çağı’ ‘ esenlik çağı’ adını koyacaklar.
•   Kötüler tarafından kullanılan başlıca silah “kargaşa, bozgunculuk, kurumlaşmış güvence yoksunluğu ve bunun sonucunda ortaya çıkan korkudur”…uluslar arası düşünme tarzının tüm ritminin değiştirilmesi gerekir ki bu da yavaş ve zahmetli bir iş demektir; her ülkedeki kargaşa ile tereddüt(ortamından) sorumlu olan kötü kişiler, yerlerini giderek7. Işının ritmi ile işbirliği halinde çalışabilen böylece “düzenli güzellik” oluşturabilen kişilere terk etmek zorundadırlar.
•   Bu dünya afetlere yol açabilecek bir karışıklığın eşiğine gelmiş bulunmaktadır.  Bununla ilgili bütün “aşağı güçler” son kozlarını oynamaktadırlar. Bunlara bizden pek çok beşeri de ekleyebiliriz. Herhangi birinizin uyanmakta olan spritüel bedeninin ilerlemesini geciktirmek için aşağı güçler her türlü çareye başvuracaklardır. Burada bir varlığın başka bir varlığın evrimini çekememesi söz konusudur. Her ikisi de aynı devrelerden geçmiştir, fakat biri kendi isteği ile yavaşlamış ve diğerine göre geri seviyede kalmıştır.
•   Tanrı ne zaman inançlı bir lider gönderse yönetimlere egemen inançsızlar yandaş halklarına isyan ve yaygara çıkarttılar.
•   Her şey tek tek kökünden değişecek. Bütüncül bir değişim yaşanacak. Her ülke her işyeri her konut her aile bu değişimi hissedecek. Yeni bir düzen kurulacak. Sil baştan yeni bir düzen oluşacak. Tanrı her bölgede her yerde değişimi sırasıyla gerçekleştirecek. Münadi rüyasında parlak ve saydam bir hortum çıktığını gördü. Hortum yerden göğe uzanıyordu ve şehrin her yerini geziyordu. Anlaşıldı ki tanrı sırayla her şeyi değiştirecek, yeni bir düzeni oluşturacak. Ve bu durum yedi yıl sürecek.
•   2014’ün 6 ayından sonra dünyanın çeşitli bölgelerinde blok savaşlar çıkacak. Batı ve Rusya, Ukrayna üzerinden savaştığı gibi, Çin-Vietnam gerginliği, İsrail-ortadoğu savaşı zaten Arap baharı ile başlamış halde, Afrika’da Hristiyan müslüman çatışması yaşanıyor, orta ve güney Amerika kıtasında da savaş ve gerginlikler görülecektir.
•   Değişim güç kazanacak. Her şey köklü değişecek. Küresel yeni yöneticiler, yeni varlık sahipleri ortaya çıkacak.  Eski vesayet düzeni yıkılırken her şey köklü olarak değişecek. Yeni bir düzen en baştan kurulacak. Bu değişim beraberinde büyük bir kaos ile başlayacak.  Dehşetle, afetlerle ölümlerle dolu bir beş yıl geçecek. Kuraklık, şiddetli yağış ve fırtınalarla dolu yıllarda tanrı ordularını seferber etmiş olacak. Bunlar olması gerekli. Bu yaşananlar sıkıntılı da olsa inananlar için kurtuluşun ayak sesleridir. Değişimden çıkış inananların lehine 2019 da başlayacak ve 2023’e kadar sürecek. 2023 küresel egemenliğin inananlara geçtiği dönemdir. Artık o yıldan sonra sürekli tanrı yolunda iyilikle yol alınacak.  İnsanlık gelişecek, iyileşecek, kardeşlik ve barış egemen olacak.
•   Avrupa’da Ukrayna’da, Afrika’da, güney Amerika’da, ortadoğu’da, uzak asya’da dahi sayısız savaş ve çatışmalar yaşanıyor. Ayrıca her ülke kendi içinde sayısız gösteri ve olaylara şahit oluyor. Dünyanın her yerinde savaş ve küresel kaos nedeniyle ikinci bir kriz dalgası gelecek. Ve ekonomiler ikinci bir dip yapacak. Ve bozguncuların ülkeleri bir daha yükseliş yapamayacaklar. İnananların ülkeleri de bu durumdan etkilenecek mesela Türkiye borsası bile 32 bin’i görecek3-4 yıla kadar bu durum gerçekleşecek.
•   Küresel güçler hem yönetimlere hem de iletişime yani dünya medyasına sahipler. İnananlar ise hiçbir şeye sahip değiller. Seslerini bile duyuramıyorlar. Küresel güçler yandaş yönetim taraftarlarıyla ve silahlarla mazlum ve inanan halkları bastırmaktadırlar. Şiddetle öldürerek inananların mücadelesini durduruyorlar. Allah da bu dinsiz yönetimlere ve taraftarlarına karşı afetlerle cevap veriyor. Küresel iklim değişikliğiyle afetler tavan yapıyor.
•   Tüm tehdit ve tehlikelere karşı Erdoğan küresel güçlere sesini yükseltecek.Haksızlığı ve zulmü söyleyecek. Küresel kamuoyunun gerçekleri görmesini sağlayacak. Hırsızların ve bozguncuların küresel düzenini yıkacaktır.
•   Erdoğan gitsin ülkeyi kaosta gösterelim dediler. Erdoğan düşmanlığı yapanlar inananların gelişmesini, özgürlüğünü hiç istemediler.
•   Hem yandaş medyaları yolsuzluk düzmecesi ve montaj kayıtları yapıyorlar hemde bu yalanlara kendileri inanıyorlar. Erdoğan düşmanlığı bunlara çok saçma şeyler yaptırıyor. Kendi yarattıkları yalanlarla taraftarlarını yönetiyorlar. Yönetimlerde çalmayı adet edinmiş dinsiz yöneticiler gibi Erdoğan’ı kendileri gibi hırsız bir lider olarak görmektedirler.
•   Sürekli kazanma üzerine yürüyen bir sistem vardı. Kazanmak ve daha fazlasına sahip olmak öncelikliydi. Ama bu arada insanlığın düzeni ve yasalar muhtemel insanlık sorunları hiç önemsenilmezdi.Bu nedenle insanlıkta sayısız sorunlar yaşanırdı. Üretim, sayı ve kazanç üzerine bir düzen yerine paylaşım, birliktelik ve esenlik üzerine bir düzen inşaa edilmeliydi.
•   İkinci ve yıkıcı bir küresel kriz dalgası gelecek. Tüm düzeni tamamen çökertecek. Bunların sonunda yeni düzenin lokomotifi olan Türkiye ön plana çıkacak. İnananların, mazlumların ve iyilerin düzeni kurulacak. Dünya son 21 yılda belirgin 3 dönem geçirdi. 2001-2008 arasındaki yedi yıllık deccal dönemi. 2008-2015 dönemi Deccal’in gerileme dönemi ve 2015-2022 arası Deccal’in çöküş dönemi yaşanacaktır. 2023 inananların küresel egemenliğe ulaştığı tarihtir. Dinsel metinlerde ve kutsal kayıtlarda bu yedi yıllık dönemler aynen anlatılmıştır ve aynen gerçekleşmektedir.
•   Sınırsız özgürlüğü meşru kılan dinsiz yönetimler yasasızlıkla ve hesap sormamazlıkla günahlara ve kaosa kapı açmıştır.
•   Din ile devlet işlerini birbirine karıştırmayın diyen dinsizler dinsizlikle yani yasasızlıkla her türlü günahı işlemeyi istiyorlardı. Böylece insanlık ve düzen bozulmaktaydı. İnsanlar büyük bir sıkıntı altında kalmaktaydı. Tanrının yasalarına bağlı kalmayı reddettiler. Suç işlemeyi ve kanunsuzluğu istediler. Sınırsız özgürlük isteyerek tanrıya asilik ettiler. Bu dünya yaşamında herşeyi tatmak ve yaşamak istediler. Bunlar yüzünden günahlar yaşandı ve düzen bozuldu.
•   Din ile devlet işlerini birbirine karıştırmayın diyenler laiklikle dini susturmaya çalıştılar. Dinsizlikle dine saldırdılar. Dinsizlik siyaseti yapanlar insanlığın düzenini bozdu. Yasasızlığı getirdi. Yönetimleri dinsizleştirdiler. Dinsiz yönetimler inananlara , mazlumlara ve halklara büyük sıkıntı yaşattılar. Yolsuzluk, sömürge ve adaletsizlik laiklik nedeniyledir. Laiklikle dine karşı savaş açanlar dinsizlikle yönetilmeyi istediler. Dinle siyaset iç içedir. Her peygamber siyaset yapmıştır. Ve her yönetici ya dindardır yada dinsizdir. Ya tanrıya bağlıdır ya dalaik olarak tanrıya bağlı değildir.
•   Küresel güçler Türkiye’yi yıkma konusunda Fetullah Gülen’i ve cemaatini kullanıyorlar. FBI ile Gülen, Erdoğan’a karşı Ekmelettin’i belirlediler. Güya İslamcı gibi görünen biriyle Erdoğan’ı yıkacaklar.
•   Sahte Siyonizm artık çökecek. Gerçek Siyonizm Tanrı’nın emriyle Türkiye’de kurulacak. Dünyacı dinsizler yıllarca Siyonu kurmaya ve siyonizmi sağlamaya çalıştılar. Çok zulümler ettiler. Kendilerini açıkça şeytanın yolunda buldular. Gerçek Siyon Allah tarafından kurulacaktır. Bu krallığın merkezi de Türkiye’dir. Kurtuluş krallığı Allah tarafından afetlerle gerçekleşecektir.
•   ABD ve Küresel güçler Türkiye’ye karşı savaş fırsatı kollasalar da bir açık bulamıyorlar. Ne nükleer nede kimyasal silah nedeniyle Türkiye’ye savaş ihtimali bulamıyorlar. Terör yakıştırmasıyla Türkiye’ye saldıramıyorlar. Türkiye küresel arenada yapıcı, insani, barıştırıcı bir rol çiziyor. Türkiye insani değerlerle hareket ediyor.
•   Türkiyeye saldırma ve savaş ihtimali ancak Türkiyede CHP muhalifleri sokaklara dökülerek bir iç savaş başlattıklarında küresel güçler aynı Suriye ve Irak’ta yaptıkları gibi Erdoğan yönetimine açıkça savaş açacaklar. Bu savaş Türkiyeye karşı bir savaş haline gelecektir.
•   Türkiye’de ve dünyada olaylar artacak. Her şey karışacak. İnsanlar doğruyu yanlışı ayıredemez hale gelecek. Nitekim 2014 baharında bunlar Türkiye’de yaşandı. Cemaat saf değiştirdi, Ergenekoncular yer değiştirdi, 30 mart seçimleri ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri için birliktelikler kuruldu. MHP ana mantığından çıktı. CHP Erdoğan düşmanlığıyla dinsel bir yola girmeye çalıştı. 2014’ün ilk altı ayında herkesin mantığı altüst oldu. Ajan siyaseti yapıldığı, insanların yönlendirildiği açıkça anlaşıldı. Erdoğan düşmanlığı yapanlar her yolu denese de başarılı olamamaktadırlar. Yakında dünya gündemi de benzer durumlar yaşayacaktır. Dünya gündemini yönlendiren küresel medya kuruluşları Routers ve diğer bazı kuruluşlar yönlendirme haberlerle küresel bilinci yönetmektedirler.
•   Silahlara ve orduya sahip çıkan dinsiz yönetimler halkın mücadelesini bastırmaktadırlar. Küresel güçler her ülkede kendi bahçelerini kontrol etmeye ve sömürgelerini kaybetmemeye çalışmaktadırlar. Buralar bizim topraklarımız bu bölgede değişikliğe izin vermeyiz diyen küresel güçler halkın direnişini bastırmaktadırlar. Afrika’da müslümanların direnişini yürüten Boko Haram örgütünü avrupa medyasında kötülediler. Zalimce, canice saldırganca tavırlarla kötülediler. Boko Haram’ı terör olarak nitelediler ve medyalarında kız çocuklarını kaçıran ve köy basan teröristler olarak nitelediler. Fransa Afrika’da askeri gücünü arttırdı ve yandaş halklarına silah ve güç desteği verdi. Müslüman halkların özgürlük ve hak davasını baltaladılar. Aynı Mısır’da müslüman kardeşler neyse Afrika’da bokoHaram odur. Türkiye’de Akparti neyse ortadoğudaIşid odur. Bu inanan halkların direnişine terör yakıştırması yapan küresel güçler yıkılışlarını durdurmak için karalama siyaseti gütmektedirler.  Küresel güçler sömürgelerini kaybediyor ve siyonizm yıkılıyor. Şeytanın egemenliği yeryüzünden kalkacaktır.
•   Işid , Boko haram, hamas ve Taliban terör örgütümüdür. Neden dünya medyası sürekli bu bölge halklarını terör örgütü olarak göstermektedir. Amerika ve batı halkı müslümanları El-kaide ile özdeşleştirmiş ve müslümanların hepsini terör olarak görmekte ve göstermektedirler. Halbuki küresel güçler yeryüzü halklarına devlet terörü uyguluyorlar.
•   Işid:  ırak’ta Suriye’de Libya’da eski yönetimlere karşı inanan halkların direnişidir. Afrikadaki ülkelrdede inanan halkların direnişini Boko Haram temsil etmektedir. Flistinde Hamas, Afganistanda Taliban bu direnişi temsil etmektedir. Baskılanmış ve savaşa uğramış bu mazlum halklar Allah’a inanmaktadır. Ve tanrının halklarıdır. Bu şeytana karşı direnişin tepe noktası Türkiye’dir. Ak partidir ve Tayyip Erdoğandır. Dünya yeni bir düzene doğru gitmektedir. Yeni dünyanın küresel merkezi Türkiye olacaktır.
•   Tayyip Erdoğan mazlum halkların ve inananların temsilcisi, önderi ve lideridir. Tayyip Erdoğan mehdi rolünde hareket etmektedir. Mazlumların sesi oldu. Suriye’de, Libya’da, Irak’ta, afrika’da, Mısır’da Flistinde daima halktan yana ezilenlerden yana oldu. Ve farkında olmadan Mehdi’nin ordusu oluştu.
•   Işid ve Boko Haram hakkında önlerine çıkanı öldürüyorlar. Sağa sola rastgele ateş ediyorlar. Sivilleri öldürüyorlar diye inananların direnişini terör olarak niteliyorlar. Halbuki onlar yıllarca baskılandılar ve öldürüldüler.  Yaşamak ve özgürlük istemektedirler. İyi bir düzenle adil yaşamak istiyorlar. Bozguncular dünyada kendilerine çalışan bir düzen kurmuştu ama bu düzen tüm insanlık için bir kaos düzeniydi. Kaynakları sömürüyorlar iş ve aş da vermiyorlardı. Haksızlığı hırsızlığı yol edinmiş bu millet yeryüzü halkına acılar yaşatıyordu. Işid ve Boko haram halkın kaçınılmaz tepkisiyle doğmuştur. Batı ve Amerika Afrika’da ve ortadoğu’da inanan mazlumlara yıllarca baskı yapmış ve savaş açmıştı. Çoğunluk halkı bitiremediler. Halk ta küresel haramilere tepki göstermeye başladı. Işid ve Boko haram bir halk hareketidir. İnananların kaçınılmaz bir tepkisidir.






Not: Konular İnternet Sitelerinden derlenerek alıntı yapılmıştır.









 

Tagler



Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
4234 Gösterim
Son İleti Nisan 30, 2009, 12:32:01 ÖS
Gönderen: administrator
0 Yanıt
1844 Gösterim
Son İleti Ağustos 02, 2014, 08:07:43 ÖS
Gönderen: yahya666