Reklamlar

Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 4 5 6 7 8 9 10
1
İnternette araştırma yaparken, benimde ismimin geçtiği bir yazı okudum. Bu konu hakkında bir çok makalem var, fakat konu o kadar yanlış anlaşılan bir konu ki, İslam toplumu bu düşünce ve inanç yüzünden, Allah ın kitabı Kur’an dan sapmış ve nereye varacağı belli olmayan bir meçhule doğru yol almaktadır. Konu çok önemli olduğu için, tekrar gündeme getirmek istedim. Bakın bir kardeşimiz, “MÜSLÜMAN OLAN HADİSLERE VE SÜNNETE UYMAK ZORUNDADIR” başlığıyla neler söylemiş ve kendisi gibi düşünmeyenleri de neyle itham etmiş.

“Efendim HAZRETİ İSLAM'DA PEYGAMBER EFENDİMİZ HABİBULLAH SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM'E onun sünnet ve hadislerine uyulamaz, eğer uyulacak olunursa bu en büyük günah olan şirktir diyorlar ve Hadislere açık açık inanmadıklarını söylüyorlar, hadislerde olan ve hoşlarına gitmeyen, inanamadıkları ne varsa uydurma olduğunu inanılamayacağını söylüyorlar. Evet sahih olmayan hadisler vardır ama sahih olanların yanında onların sayısı pek azdır. Hem sahih olamayan hadisler var diye hadisler bırakılamaz çünkü o zaman ne gusül abdesti, ne abdest alınabilir, ne namaz kılınabilir ne oruç tutulabilir. Hatta HAZRETİ KUR'AN DAHİ OKUNAMAZ, çünkü cünüp biri HAZRETİ KUR'ANI okuyamaz, onu ancak maddi ve manevi temiz olanlar okuyabilir, ayetlerle sabittir. Hadislere inanmıyorum diyenler ve hadislere kafasına göre uydurmadır diyenler istedikleri kadar namaz kılıyorum, iyilikte de ileri gidiyorum desinler, söylediklerinde en ufak bir gerçeklik payı olamaz. Çünkü hadis ve sünnet olmadan ne secdenin nasıl yapılabileceği bilinebilirdi, nede gusülüm nasıl alınacağı. Bu saçmalıkların fikir babaları ise Haluk Gta (Haluk Gümüştabak) Yaşar Nuri Öztürk, Abdulaziz Bayındır, Mustafa İslamoğlu, Zekeriya Beyaz, Süleyman Ateş, Muhammed Nur doğan gibi ZALİM VE USTA SAPTIRICILARDIR. “

Önce şahsıma hitaben söyledikleri zalim ve usta saptırıcı isnatlarını, kendisine iade ediyorum. Allah ın yolundan saptırmaktan, Yüce Rabbime sığınırım. KİMİN SAPTIRICI VE ZALİM, KİMİN EN DOĞRU YOLDA OLDUĞUNU KUR’AN IN HAKEMLİĞİNDE, HUZURU MAHŞERDE HEP BİRLİKTE GÖRECEĞİZ. Bizler Kur’an da bahsedilen sünnetin ve hadislerin ne olduğu konusunu doğru anlayamadıysak, bu arkadaşımızın yanlış inancına inanmamız kaçınılmaz olur. Sünnet kelime anlamı olarak, takip edilecek yol demektir. Kur’an da Allah ın bizleri uyardığı ve takip etmemizi istediği tek bir sünnet vardır ki, oda Allah ın sünneti, yani Allah ın kanunları ve takip etmemiz istenen yoludur. ALLAH IN ELÇİSİ DE TEK BİR SÜNNETE UYMUŞTUR, ODA ALLAH IN SÜNNETİ.

Bu bilgi ışığında sizlere sormak istiyorum. Allah ın sünneti ile peygamberimizin sünneti farklı olabilir mi? Bunu söylemek bile akıl dışıdır. Hadis konusuna gelince. Hadis söz, haber anlamındadır. Peygamberimizin hadisleri dendiğinde, peygamberimizin sözleri anlamına gelir. Buradan yola çıkarak konuyu düşünelim. Allah ın elçisi, Allah ın Kur’an da emrettiği sözlerden, bilgilerden başka sözleri din adına söylemiş olabilir mi? Sahih hadisten bahsediliyor. Sahih, şüphe duyulmayacak kadar doğru anlamındadır. Kur’an ın dışından, sorumlu olacağımız sahih, yani şüphe duymadan inanacağımız sözlerin, bilgilerin olabileceğine nasıl inanırız. Kur’an ın bahsetmediği bir bilgiye, nasıl sahih deriz. Karar sizlerin. Halbuki Allah, size indirdiğimiz Kur’an yetmiyor mu, Kur’an dan sonra hangi söze inanacaksınız demiyor muydu?

Bizlerin Kur’an ile bağı kesildiği için, ne yazık ki Kur’an ı din adına referans alamıyoruz. Allah elçisine özellikle, de ki onlara emriyle birçok uyarılarda bulunuyor bizlere. Allah ın resulü ne diyor hatırlayalım.

Ahkaf 9: De ki: “Ben türedi bir peygamber değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM.” (Diyanet meali)

Enam 57: De ki: ŞÜPHESİZ BEN RABBİMDEN GELEN APAÇIK BİR DELİLE DAYANIYORUM. Siz ise onu yalanladınız. Çabucak gelmesini istediğiniz (azap) benim yanımda değildir. HÜKÜM ANCAK ALLAH'INDIR. O HAKKI ANLATIR VE O, DOĞRU HÜKÜM VERENLERİN EN HAYIRLISIDIR. (Diyanet vakfı meali)

Buna benzer birçok ayet görebilirsiniz Kur’an dan. Özellikle Allah elçisini devreye sokarak, onun bu şekilde ayeti iletmesini istiyor ve ne diyor. BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM.” Bu ve buna benzer onlarca ayeti bizler görmezden gelerek, Allah ın elçisini, HÂŞÂ Allah ın dinde ortağı konumuna getiriyor ve Kur’an ın hükmetmediği yüzlerce konuda, hükümler verdiğine inanabiliyoruz. İLGİNÇTİR PEYGAMBERİMİZ, BEN YALNIZ KUR’AN A UYARIM, BENİM GÖREVİM YALNIZ APAÇIK UYARMAKTIR DİYOR, bizler ise öyle şeyler söylüyoruz ki, Kur’an adeta devre dışı kalıyor.

Düşünmenizi istediğim bir konu var. Peygamberimizin hadisleri olmasaydı namazımızı kılamazdık, abdest bile alamazdık, diğer ibadetlerimizi yerine getiremezdik diyen kardeşlerimize sormak istiyorum. Siz peygamberimizin ümmetine, direk kendi sözleriyle hitap eden bir hadisine rastladınız mı? Rastlayamazsınız, çünkü kendisi böyle bir bilgi sağlığında asla kaleme aldırmamıştır. Dikkat edin lütfen, tüm hadisler bir rivayete göre diye başlar ve bir başka kişinin, yine bir başka kişiden duyduğu ya da rivayet ettiği diye anlatılır. Sizce böyle bilgilerle din yaşanır mı? Bu bilgiler olmasaydı ibadetlerimizi yapamazdık dersek, hâşâ Allah ın elçisi yaşadığı dönemde gereği gibi bilgileri kayda aldırmamış anlamı çıkar. Çünkü hadisler peygamberimizin ölümünden yaklaşık 200–250 yıl sonra, toplanmaya başlandığı rivayet edilir.

Hatırlayınız Allah bizleri nasıl uyarıyordu? “SAKIN EMİN OLMADIĞIN BİLGİLERİN ARDI SIRA GİTMEYİN” Bu uyarıyı yapan Rabbimiz, bizleri böyle bilgilere muhtaç bırakır mı? Bu bilgiler olmasaydı Kur’an ı anlayamazdık, Kur’an kapalı kalırdı demek, ALLAHA VE KİTABINA, ELÇİSİNE BÜYÜK SAYGISIZLIKTIR. Allah Kur’an ın sınırlarını aşan, Allah hükmetmediği halde, bunlarda Allah katından dır diyenlere, KAFİR DİYOR HATIRLATIRIM.

Allah SİZLERİ KUR’AN DAN SORUMLU TUTUYORUM diye hükmünü verdiyse ve Kur’an da sorumlu olacağımız ibadetleri de saydıysa, sizce bu ibadetlerimizi nasıl yerine getireceğimizi söylememiş, açıklamamış olabilir mi? Bunu nasıl söyleriz ve inanırız. Lütfen çok değil, biraz düşünelim, yoksa kafirlerin safında, mahşer günü kendimizi buluruz, bunu unutmayalım.

Küçük bir örnek vermek istiyorum. Allah cünüp olduğumuzda, gusül abdesti almanın tarifini yaparken, çok basit ve bizleri hiçbir sorumluluk altına almadan açıklama yapıyor ve diyor ki; ” TERTEMİZ YIKANIN”. Bu açıklamadan tatmin olmayan nefislerimiz, dini zorlaştıran, teferruata boğan beşeri fıkıh inancı, öyle ilaveler yapıyor ve bakın ne diyor. “Toplu iğne kadar kuru kalırsa, abdestiniz geçerli olmaz” diyerek, topluma korku veriyor. İşte Allah ın gusül abdesti tarifi, işte beşerin zorlaştırılmış ve korku salan abdest tarifi, karar sizlerin. Kur’an ın abdestsiz okunamaz düşüncesi, bir ayeti tahrif ederek, toplumu aldatmaktan başka bir şey değildir. Allah ın böyle bir hükmü yoktur. Vakıa suresi 77–78–79–80. ayetlerde, Allah ın katında bulunan saklı ana kitaptan bahsedilir ve şöyle bilgi verilir Kur’an hakkında.

“Doğrusu bu Kitap, SADECE ARINMIŞ OLANLARIN DOKUNABİLECEĞİ, saklı bir Kitap'da mevcutken, Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.”

Buradan da anlıyoruz ki, Allah ın katında bizlerin asla ulaşmayacağı, sadece arınmışlar yani melekler tarafından ulaşabilecekleri bir ana kitaptan, Kur’an ın indirildiği bilgisi veriliyor. Batıl inançlarına kanıt arayanlar, arınmış yani abdest almışlar ancak Kur’an a dokunur diyerek, kendi nefislerini aldatmakta ve Allah ın vermediği bir hükme inanmaktadırlar. İlginçtir bu bilgi doğru olsaydı, Kur’an ı ilk okuyan bir insan, abdest almadan bu bilgiye, uyarıya ulaştığında iş işten geçmiş abdestsiz Kur’an ı okumuş olacaktı. İşte bizler kendi nefsimizde yarattığımız dini, böyle şekillendiriyoruz.

Allah namazımızı nasıl kılacağımızı, orucumuzu nasıl tutacağımızı, Hacca nasıl gidip neler yapacağımızı, zekâtımızı nasıl vereceğimizi, çok basit ve bizlerin anlayacağı şekilde Kur’an da açıklamıştır. Yemin olsun ki bu kitabı, sizler için kolaylaştırdık diyen Allah a inatla, bizler din adına nefsimizin beşeri ilavelerini Kur’an da göremediğimizde, ne yazık ki Kur’an ı eksik görüyoruz. Böyle düşündüğümüzde Allah ın sünnetinden sapıyor, beşerin emin olamayacağımız rivayetlerle oluşturulmuş sünnetine yöneliyoruz. Bununda kolayını, kılıfını bulmuş buda peygamberimizin sünnetidir diyoruz. Böylece peygamberimize de iftira atmış oluyoruz.

Değerli din kardeşlerim, lütfen unutmayalım. Allah ın elçisi, peygamberimiz ÜMMİYDİ. Ümmi kelimesini Kur’an açıklıyor, bizlere bilgi veriyor. Fıkıh inancının anlattığı gibi, ümmi okuma yazma bilmeyen değil, HİÇBİR EHLİ KİTABA TABİ OLMAYAN DEMEKTİR. Yani peygamberimiz ne Yahudi’ydi nede Hıristiyan. Onların inançlarını da bilmezdi. Hatta Allah bakın elçisi için ÜMMİ konusunu bizlerin daha iyi anlayabilmemiz adına nasıl açıklıyor. Elçisine hitaben Şura suresi 52. ayetinde:

“Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptık.”

Allah ın elçisi, peygamberimiz din adına daha önce hiç bir bilgisi yoktu ama gerçeklerin arayışı içindeydi. Onun içinde din adına peygamberimiz ne biliyorsa, KUR’AN DAN ÖĞRENMİŞTİR. Bu bilgiden yola çıkarak şunu açıkça söyleyebiliriz. Allah ın elçisinin dine ilave yapmasının, Allah ın açıkladıklarının dışına çıkmasının mümkünü yoktu. Çünkü Allah Kur’an ı anlayasınız, ders alasınız diye, biz nice örneklerle açıkladık diyor. Bizleri doğru yola ulaştıracak nur yalnız Kur’an dır, lütfen unutmayalım. Daha öncede söylediğim gibi, Allah sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim dedikten sonra, Kur’an ı gereği gibi açıklamamasının mümkünü var mı?

Biz Müslümanlar olarak, Allah ın hadislerinden/ayetlerinden başka hiçbir hadise/söze inanamayız, çünkü Allah ın elçisi de yalnız Allah ın hadislerine inanmış ve bizlere yalnız Allah ın hadislerini/ sözlerini/ayetlerini tebliğ etmiştir. Konunun daha iyi anlaşılması adına makaleme, Allah ın elçisine verdiği görev yetki ve sorumluluklarından birkaç ayet örnek vererek,  yazıma son vermek istiyorum.

PEYGAMBERE DÜŞEN, APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18) Diyanet meali.

BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.  (Kehf 56) Diyanet vakfı meali

SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. (Rad 40) Diyanet meali.

BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM. (Ahkaf 9 ) Diyanet meali.


Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
2
Linux işletim sistemi / Ynt: Fularlı
« Son İleti Gönderen: Maxinut Şubat 09, 2018, 08:19:25 ÖÖ »
Ben de bir fular bulmak istiyorum. Gerçekten çok hoşuma gitti.
3
Windows İşletim Sistemleri / Ynt: Download-indir- VingoQR - Windows
« Son İleti Gönderen: Maxinut Şubat 09, 2018, 08:18:36 ÖÖ »
Thanks for the download link. I really like It's very useful to me.
4
İslami Konular / Sırat-ı Müstakim Üzerinde Olmak, Ne Anlama Geliyor.
« Son İleti Gönderen: halukgta Şubat 07, 2018, 06:22:38 ÖS »
Allah Kur’an da, dikkatimizi özellikle çekmek istediği konuları, sürekli tekrar eder ki gözümüzden kaçırmayalım. Çok fazla tekrar edip dikkatimizi çektiği bir konu vardır ki, oda SIRAT-I MÜSTAKİM ÜZERE OLUN EMRİDİR. Peki, bu sözler ne anlamı geliyor, gelin önce onu anlayalım.

Sırat-ı Müstakim kelime anlamı olarak, EN DOĞRU İSTİKAMET, EN DOĞRU YOL anlamındadır. Bu durumda bizlerin bu uyarılar ışığında, Allah ın bizlerden istediği en doğru, en sağlam yolu seçmemiz gerekir. Peki, bu doğru yolu nereden bulacağız sorusuna, nasıl bir cevap vermeliyiz. Aslında bu sorunun cevabını zaten Kur’an veriyor, birkaç örnek verelim.

Ahzab 2: RABBİNDEN SANA VAHYOLUNANA UY. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. (Diyanet meali)

Bakara 5: İşte onlar, RABLERİNDEN GELEN BİR HİDAYET ÜZEREDİRLER ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır. (Diyanet vakfı meali)

Muhammed 2–3: İman edip iyi amel işleyenlerin ve RABBLERİ TARAFINDAN HAK OLARAK MUHAMMED'E İNDİRİLENE İNANANLARIN günahlarını Allah örtmüş ve hallerini düzeltmiştir. Bunun sebebi, İNKÂR EDENLERİN BÂTILA UYMALARI; İNANANLARIN DA RABBLERİNDEN GELEN HAKKA UYMUŞ OLMALARIDIR. İşte Allah, insanlara kendileriyle ilgili durumları böyle örnek vermektedir. (Bayraktar Bayraklı meali)

Ayetlere dikkat ettiyseniz, Allah en doğru yolunun, yani Sırat-ı Müstakim yolunun, yalnız Kur’an a iman etmekten geçtiğini söylüyor. Muhammed suresi 3. ayette ise bu konuya çok dikkat çekici bir örnek veriyor ve diyor ki; Sırat-ı Müstakim yolunun yalnız Kur’an olduğuna inanmayan, ya da Allah ın indirdiği kitabın dışına çıkıp, atalarının inancından vazgeçmeyip, batılı ve hurafeleri de kendilerine yol edinenlerin, Allah ın ayetlerini inkâr etmiş sayılacağını bildiriyor. Gerçek iman edenlerin ise, lütfen bu kısma dikkat edelim, YALNIZ ALLAH IN İNDİRDİĞİ KİTABA, hakkın ta kendisine inanmaları neticesinde, onların günahlarını affettiğini çok açık bir şekilde bizlere bildiriyor. Diğerlerinin yaptığı yanlış, hem Allah ın kitabına inanıp hem de rivayetleri, atalarının inançlarını din kabul edenler olduğunu belirtiyor.  İşte Allah ın bizlerden istediği en doğru yol, apaçık ortaya çıkıyor.

Hatırlarsınız, bizler namazlarımızda her gün Fatiha ayetini okurken, şöyle duayı ediyoruz. “Ya Rabbi! Bizi Sırat-ı Müstakim’e ilet, kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna, gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil’’. Eğer bu duamızda samimiysek, dualarımızın Allah katında kabul edilmesini istiyorsak, Allah ın istediği en doğru yolda gidelim. Asla Kur’an ın sınırlarını aşmadan, rivayet ve sanı bilgileri dinin içine karıştırmadan, yani Kur’an ayetinde geçtiği gibi, HAKKA BATIL KARIŞTIRMADAN İMANIMIZI YAŞAMALIYIZ. Sizlere konumuzla ilgili bazı ayet örneklerinden vermek istiyorum. Böylece konu daha iyi anlaşılacaktır.

 Ali İmran 51: Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O'na kulluk edin. İŞTE BU DOĞRU YOLDUR. (Diyanet vakfı meali)

Taha 135: Ey Muhammed, de ki: “Herkes beklemektedir, siz de bekleyin. YAKINDA KİMİN DÜZ YOLUN SAHİPLERİ OLDUĞUNU, KİMİN DOĞRU YOLU BULDUĞUNU BİLECEKSİNİZ!” (Diyanet meali)

Müminun 73: Şüphesiz sen onları DOĞRU BİR YOLA ÇAĞIRIYORSUN. (Diyanet meali)

Zuhruf 43: Öyle ise SANA VAHYEDİLENE SIMSIKI SARIL. ŞÜPHESİZ SEN DOĞRU BİR YOL ÜZERESİN. (Diyanet meali)

Nur 46: Yemin olsun, biz açık-seçik bilgiler veren ayetler indirdik. ALLAH, DİLEDİĞİNİ/DİLEYENİ DOSDOĞRU YOLA İLETİYOR. (Yaşar Nuri Öztürk meali)

Bu ayetlerden de anlıyoruz ki, Allah ın doğru yolunu bizler ancak hurafeye sapmadan Kur’an ile bulacağımız çok açıktır. Bakın Allah elçisine ne diyor. SANA VAHYEDİLENE SIMSIKI SARIL. ŞÜPHESİZ SEN DOĞRU BİR YOL ÜZERESİN. Demek ki Peygamberimizin doğru yolu, Sırat-ı Müstakim yolu yalnız Kur’an mış. Bu durumda bizlerin başka bir yolu daha olabilir mi? Cuma hutbesinde vaaz verirken, dinin iki kaynağı yani iki yolu yöntemi vardır diye anlattılar. Kur’an ve sünnet dediler. İyide Peygamberimizin tek yolu olduğunu Allah söylüyorsa, bizlerin nasıl olurda rivayetlerin oluşturduğu bir yolu daha önümüze getirir ve o yolu da takip ederiz. Bu nasıl bir akıl, nasıl bir iman. Hiç mi Kur’an dan habersiz yaşıyoruz imanımızı? BÖYLE DÜŞÜNEN VE KENDİSİNE BİR DEĞİL İKİ YOL SEÇENLERE ALLAH IN AYETİNİ HATIRLATIRIM.

Zuhruf 5: Siz, haddi aşan kimseler oldunuz diye, sizi Kur'an'la uyarmaktan vaz mı geçelim? (Diyanet vakfı meali)

Çok ilginçtir, Ahkaf suresi 9. ayetinde, Allah elçisine deki onlara diyerek ne diyordu hatırlayalım. “BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM.” Ama bizler Allah ın resulünün yolundan gittiğimizi söyleyip, bunlarda Peygamberimizin dinde hükümleridir diyerek, kendimize başka bir yol, yöntem oluşturduk, hem de emin olmamızın mümkün olmadığı rivayet ve sanı bilgilerle. Sizce Allah ın elçisi geri dönse günümüze, bizlere bu yaptıklarımıza karşılık ne derdi? Yorum sizlerin, ama şunu söylemek isterim, hiçte güzel şeyler söylemezdi. Belki yüzümüze bile bakmazdı.

Allah ın elçisi Enbiya 45. ayetinde, “BEN SİZİ VAHİYLE UYARIYORUM.” Diye açıkça bildirdiği halde, hala bizler Allah ın vahyinden başka kaynakları yol ediniyorsak, bizler Allah ın yolundan sapmışız demektir. Konumuzla ilgili düşündürücü bir ayet daha hatırlatmak istiyorum.

Şura 13: “DİNİ DOSDOĞRU TUTUN VE ONDA AYRILIĞA DÜŞMEYİN!” diye Nûh’a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrâhim’e, Mûsâ’ya ve İsâ’ya emrettiğini size de din kıldı. FAKAT SENİN KENDİLERİNİ ÇAĞIRDIĞIN ŞEY (İslâm dini), Allah’a ortak koşanlara ağır geldi. Allah, ona dilediğini seçer. İÇTENLİKLE KENDİNE YÖNELENLERİ DE ONA ULAŞTIRIR. (Diyanet meali)

Bunca açık uyarıları görmezden gelenlere, söz anlatmak mümkün değildir. Çünkü onların batıla inatla yönelmelerinden dolayı, gönül gözleri kördür göremezler. Allah çok açık bir şekilde dini dosdoğru tutun, ayrılığa düşmeyin diyor. Bunca ikazları gördüğümüz halde, hala mezheplere bölünmekte zenginlik vardır diyorsak, biz Allah ın istediği Sırat-ı Müstakim yolundan sapmışız demektir. Peygamberimiz müşrikleri Kur’an a davet ettiğinde, batıl ve hurafe inançlarından ayrılmak istemeyenlere, yalnız Kur’an a iman etmek zor gelmiş. Hatta müşriklerden bir kısmı Kur’an a inanırız ama atalarımızın inançlarından vazgeçmeyiz dediklerini de biliyoruz. Allah ayetinin sonunda, özellikle dikkatimizi çekiyor ve yalnız Allah ın kitabına yönelenleri, doğru yola ulaştırılacağını söylüyor.

Bu konuyla ilgili verecek örnek çok fazla, lütfen Kur’an ı anlayarak ve üzerinde düşünerek okuyalım. Kendi imtihanımızı kendimiz verelim. En doğru yol böyle bulunur, en emin imtihan bu yolla verilir, lütfen unutmayalım.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
5
Delphi / Ynt: delphide eczne programı nasıl yapılır
« Son İleti Gönderen: Carballal Şubat 07, 2018, 04:57:56 ÖÖ »
The source of these data helped me a lot. Can you tell me?
6
Visual Basic / Ynt: textbox a girilen sayılanması ve ortalamasını gösteren program
« Son İleti Gönderen: Carballal Şubat 07, 2018, 04:57:00 ÖÖ »
The information you bring is very helpful to me.
7
İslami Konular / Bu Dünyada İmtihan Oluyoruz Gerçeğini Nasıl Anlamalıyız.
« Son İleti Gönderen: halukgta Şubat 02, 2018, 11:17:29 ÖÖ »
Allah bizleri bu dünyada nasıl bir imtihandan geçiriyor, bu sorunun cevabını hiç düşündünüz mü? Önce şunu lütfen unutmayalım, Allah asla kullarını imtihan ederken, eşit olmayan şartlar oluşturup, daha sonrada kullarını aynı imtihandan geçirmez. Çünkü Allah ben kuluma, kaldıramayacağı bir yük yüklemem diyor.

Bu konular bizlere, Kur’an ın onayını almayan çok yanlış bilgiler ışığında anlatılıyor, öyle olunca da toplumun kafası karışıyor. Allah kullarına hiç nedensiz azap etmez, cezalandırmaz önce bu gerçeği özellikle Kur’an dan anlamalıyız. Şunu unutmayalım, bu dünyaya gelirken ya da bu dünyada yaşarken, BAŞIMIZA GELEN GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN, DÜZELTİLEMEYEN ACILAR, KEDERLER, MUSİBETLER ALLAH IN TAKDİRİ DEĞİL, BİZLERİN KENDİ ELLERİMİZLE, NEFSİMİZLE YA DA DAVRANIŞLARIMIZLA, HATALARIMIZLA OLUŞTURDUĞUMUZ SONUÇLARDIR. 

Allah elbette sınar, zorluklarla, acıyla, mallarımızı eksilterek ya da tam tersi fazla mal mülk vererek bizleri imtihan eder. Ama bu imtihan belirli bir zamanla sınırlıdır. Bizler ne yazık ki başımıza gelen çok büyük kazaların ya da musibetlerin verdiği sonuçları, Allah ın takdiri, kaderi, imtihanı şeklinde değerlendirir, detayına inmeden geçiştiririz. YANİ ELLERİMİZİN YAPTIĞI YANLIŞLARIN SUÇUNU, ADETA ALLAH IN ÜSTÜNE ATARIZ. Kaderimizmiş der geçeriz. Allah adaletsiz değildir. Bir ceza verecekse uyarmak için kuluna, KISAS HÜKMÜNE UYGUN, ADALETLİ VERİR VE BİZLERİ BÖYLECE İKAZ EDER, lütfen bu gerçeği unutmayalım. Bakın bu konuda ne diyor yaradan.

Nisa 79: SANA GELEN İYİLİK ALLAH'TANDIR. BAŞINA GELEN KÖTÜLÜK İSE NEFSİNDENDİR. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter. (Diyanet vakfı meali)

Şura 30: BAŞINIZA GELECEK HER FELAKET, KENDİ YAPIP ETTİKLERİNİZİN BİR ÜRÜNÜDÜR. Bununla beraber Allah pek çoğunu bağışlıyor. (Bayraktar Bayraklı meali)

Demek ki Allah ben iyilik, güzellik veririm kullarıma diyor. Başlarına gelen kötülükler ise kendi elleriyle yaptıklarının sonucu olduğunu belirtiyor. Bizler yanlış bir bilginin etkisiyle, hayrın ve şerrin Allah dan geldiğine inanırız, böyle olunca adaletin terazisini ne yazık ki doğru ölçüp değerlendiremeyiz. Bu düşünce bizleri, yanlış anlatılan fikirlere inanmamızı sağlıyor. Bakın Allah bizleri ne için yarattığını nasıl anlatıyor.

Mülk 2: O Kİ, HANGİNİZİN DAHA GÜZEL DAVRANACAĞINI SINAMAK İÇİN ÖLÜMÜ VE HAYATI YARATMIŞTIR. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır. (Diyanet vakfı meali)

Ali İmran 182: “Bu, dünyada iken kendi ellerinizle yapmış olduğunuzun karşılığıdır. YOKSA ALLAH, KULLARINA ZULMETMEZ.” (Diyanet meali

Böylece bu dünyadaki imtihanımızın asıl amacı, çok daha açık ortaya çıkıyor. Allah bizleri imtihan ederken, hangimizin bu dünyada daha güzel işler yapıp, yapmadığımızı sınadığını söylüyor. Bunu yapması içinde Allah, tüm kullarını eşit şartlarda, eşit koşullarda imtihan etmesi gerekir. YANİ HERKES GÜCÜNE, KAPASİTESİNE GÖRE İMTİHAN OLUR. İkinci ayet aslında, bu dünyada başımıza gelen musibetlerin, kendi ellerimizle bizzat kendimizin yaptıklarının karşılığı olduğunu söylüyor. Yani Allah diyor ki, başınıza gelen büyük acıları, sakatlıkları benim üstüme atıp, Allah böyle istemiş demeyin diyor. Çünkü bu acı, keder benim takdirim değil, senin yaptıklarının sonucudur. Bakın Allah kullarını, bu konuda nasıl uyarıyor bir başka ayetinde.

Müminun 62: Biz hiçbir kimseye gücünün yettiğinden fazla yük yüklemeyiz. Katımızda hakkı söyleyen bir kitap vardır. ONLAR ZULME, HAKSIZLIĞA UĞRATILMAZLAR. (Diyanet meali)
Allah hiçbir kulumu, haksız bir şekilde zulme uğratmam diyor. O zaman başımıza gelen çok üzücü olayların sorumluluğunu, Allah ın üzerine atmak yerine, bu acının nedenlerini kendimizde aramalıyız. DEMEK Kİ ALLAH YAPTIĞI İMTİHANI, KULUNUN GÜCÜNE GÖRE YAPTIĞI ANLAŞILIYOR. Allah kendi kaderimizi, imtihanımızı bizzat bizlere bıraktığını söyler. Konuyla ilgili ayete bakalım.

İsra 13: HER İNSANIN AMELİNİ BOYNUNA DOLADIK YANİ MAHŞERE AMELLERİ BOYNUNA TAKILI OLARAK GELECEKTİR. İnsan için kıyamet gününde, açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız. (Bayraktar Bayraklı meali)

Bu ayetten de anlıyoruz ki, her insan kaderini, imtihanını kendisi yaşar ve bu yaşadıkları da hesap günü önüne getirilerek kararları verilir diyor. Bizler bu dünyadaki imtihanımızı, bazen öyle yanlış şeylerle bağdaştırıyoruz ki, kendi yanlışlarımızı, hatalarımızı adeta örterek, gizleyerek ortaya çıkmış üzücü acı olayları, Allah ın üzerine atıyoruz ve diyoruz ki, Allah ın takdiri böyleymiş. Allah ın adaletine adeta saygısızlık yapıyoruz. Tekrar hatırlatmak istiyorum, ALLAH IN İMTİHANI İNANIN ÇOK KOLAY, YETER Kİ İMTİHANIN KURALLARINI BİLELİM VE FARKLI KONULARI, İMTİHANIMIZ GİBİ GÖSTERMEYELİM. Bakın Allah nelerden ve nasıl imtihan ettiğini söylüyor.

Enfal 28: Biliniz ki, MALLARINIZ VE ÇOCUKLARINIZ BİRER İMTİHAN SEBEBİDİR ve büyük mükâfat Allah'ın katındadır. (Diyanet vakfı meali)

Enbiya 35: Her nefis ölümü tadacaktır. SİZİ BİR İMTİHAN OLARAK HAYIR İLE DE ŞER İLE DE DENİYORUZ. Ancak bize döndürüleceksiniz. (Diyanet meali)

Bakara 155: Andolsun ki sizi BİRAZ KORKU VE AÇLIKLA, BİR DE MALLAR, CANLAR VE ÜRÜNLERDEN EKSİLTEREK DENERİZ. SABREDENLERİ MÜJDELE. (Diyanet meali)

Ankebut 2–3: İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. ELBETTE ALLAH, DOĞRULARI ORTAYA ÇIKARACAK, YALANCILARI DA MUTLAKA ORTAYA KOYACAKTIR. (Diyanet meali)

Bu ayetlere baktığınızda, Allah bizleri nelerle imtihan ettiğini çok açık söylüyor, bizlere bildiriyor. Dikkat ettiyseniz, asla imtihanımızı Allah çok büyük kalıcı, süreklilik arz eden imtihanlardan geçirmiyor. Aklımızın başına gelmesini ve doğruya yönelmemiz için imtihandan geçirdiği anlaşılıyor. Dikkat ederseniz mallarımızla, çocuklarımızla Allah bizleri imtihan ediyor. Peki, bu imtihan, nasıl bir imtihan olabilir? Enbiya 35. ayette bunu açıklıyor. Hayırla da olur, şerle de. Yani hayırlı evlat ya da hayırsız evlat vererek deneye bilir. Mallarımızdan eksilterek, bizleri sınaya bilir. Onu da Bakara 155. ayette söylüyor, mallarınızı eksilterek, sizleri korkutabiliriz diyor. Acaba kulum bu durumda ne yapacak? İŞTE ALLAH IN İMTİHANI BÖYLE OLUYOR. SABREDEREK, ZOR ANIMIZDA BİLE ALLAH DAN UMUT KESMEYEREK.

Ankebut 2 ve 3. ayetlerde, imtihansız inandık demekle bırakılmayacağımızı, bilmemizi Allah söylüyor. Ayetin sonunda ise, tüm gerçekler ortaya dökülerek, sabırla Allah dan umudunu kesmeyenler ile kendi nefsine uyanları ayırıp, ortaya çıkaracağının hükmünü veriyor. Bu konuda bir başka örnek vermek istiyorum.

Enam 165: Sizi yeryüzünde iktidar sahipleri yapan O'dur. VERDİĞİ NİMETLERLE SİZİ DENEMEK İÇİN KİMİNİZİ KİMİNİZDEN DERECELERLE ÜSTÜN KILAN DA O'DUR. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır ve gerçekten O, çok bağışlayandır; çok merhamet edendir ( Bayraktar Bayraklı meali)

Bu ayete çok farklı anlamlar verip, Allah aranızdan bazılarınızı çok farklı yaratmış, yani bazılarınızı güzel, bazılarınızı çirkin, bazılarınızı erkek, bazılarınızı kadın yaratarak üstün kılmıştır şeklinde izah edenlere rastlarız. Buna benzer şeyleri söyleyen, Allah ın bizleri nasıl bir imtihandan geçirdiğini anlayamayanlardır.

Bu dünyadaki imtihanımız ne güzelliklerimizden, nede kadın ya da erkek oluşumuzdan elbette değildir. İmtihan takvamızdadır. Birbirimizden malca, ya da zenginlik fakirlik yönüyle farklı olabiliriz. Makam mevki yönünden de farkımız olabilir. Tüm bunlar ve buna benzer şeyler, bir imtihan vesilesidir. İmtihan konusunu, daha doğru anlayabilmemiz için, bir örnek daha vermek istiyorum.

Araf 168: Onları yeryüzünde birçok topluluğa böldük. İçlerinden bazıları iyi kimselerdi; bazıları ise böyle değildi. İYİ OLMAYANLARI, YANLIŞLARINDAN BELKİ DÖNERLER DİYE, İYİLİK VE KÖTÜLÜKLERLE İMTİHAN ETTİK. (Bayraktar Bayraklı meali)

Bakın ayet, imtihan konusunu ne kadar güzel açıklıyor. İMTİHANDAKİ ASIL AMAÇ, ALLAH IN KULLARINI DOĞRUYA, GÜZELE YÖNELTMEK, YANİ KENDİLERİNE GETİRMEK İÇİN OLDUĞU AÇIKÇA ANLAŞILIYOR. Allah kullarını hemen terk etmiyor, şefkatle sabırla doğruya yöneltmek için çaba harcıyor.

Kur’an Hz. Eyüp peygamberin kıssasından örnek verir. Başına birçok dertler, yokluk, hastalık gelen Hz. Eyüp, asla Allah a karşı saygısını, umudunu yitirmeyip isyan etmemiş, sabırla zorluklarla mücadele ederek, Allah a duasını eksik etmeyip, Allah dan yardım istemiştir. Sabrıyla Allah ın imtihanından geçen Hz. Eyüp, bizlere imtihanın ne olduğu gerçeğini çok güzel anlatmaktadır. Hatırlatmak isterim, Allah Eyüp kuluna hastalık ve yokluk vererek imtihan ettiğini söylemiyor. Eyüp peygamberimiz karşılaştığı zorluklar karşısında yılmadan mücadele ediyor. Allah sırf imtihan içinde bunları yapabilir, zorluklara karşı tavrımızı sınayabilir. Allah sonunda, Hz. Eyüp ün dualarına karşılık vermiş ve misliyle yardıma koşmuştur.

Bu dünyada imtihan olduğumuz gerçeğini doğru anlayabilmemiz için, bir ayette geçen çok önemli bir noktayı da hatırlatmak istiyorum. Bakara 216. ayette Allah, “OLUR Kİ HOŞUNUZA GİTMEYEN BİR ŞEY, SİZİN İÇİN HAYIRLIDIR VE OLUR Kİ, SEVDİĞİNİZ ŞEYDE SİZİN BİR ŞERDİR, ALLAH BİLİR DE SİZ BİLMEZSİNİZ” diye bizleri uyarır. Aslında bu ayetten alacağımız çok dersler vardır. Yine İnşirah suresi 5 ve 6. ayetlerde Allah, bizlere adeta moral verircesine, “ELBETTE ZORLUKLA BERABER BİR KOLAYLIK VARDIR, ZORLUĞUN YANINDA KOLAYLIK VARDIR” diyerek, zorluklarla bizlerin mücadele etmesini, asla pes etmememiz gerektiği örneğini verir.

Allah bu dünyada bizleri özgür bırakmış ve bizlerin yaptığı olaylara ilk etapta müdahale etmeyerek, bizleri imtihan etmektedir. Elbette daha sonra gerektiğinde müdahale etiğinde bile, bizler bunu fark edemiyoruz. Hiç birimiz bunu Allah yaptı demeyiz. Mutlaka bir neden bir sebep ile ilişkilendiririz. HATTA KENDİ NEFSİMİZDE, ÖYLE BİR KELİME YARATMIŞIZDIR Kİ, OLAYLAR KARŞISINDA ŞANSIMIZ BÖYLEYMİŞ DİYEREK, ALLAH I DEVREDEN BİZZAT KENDİMİZ ÇIKARTIRIZ. Hâlbuki şans diye bir şey yoktur.

Tekrar hatırlatmam gerekirse, Allah ın bizleri yaptığı imtihan ile lütfen kendi yanlışlarımızın sonucu başımıza gelen musibetleri, yani üzücü hadiseleri karıştırmayalım. Bizlerin yapmadığı, bir başkasının neden olduğu acı gerçekleri de, lütfen bu Allah ın takdiriymiş diyerek, Allah a nispet etmeyelim. Buna benzer olayları, araştırıp suçluları bulup cezalandırılmasını sağlayalım. Ama asla Allah dan umut kesmeden, onun yardımını isteyelim ve Yaradan a her halimizle bağlılığımızı belirtelim. Bu olayın sonunda, gerçeklerle yüz yüze kaldığımızda, ALLAH TARAFINDAN SINANACAĞIMIZI UNUTMAYALIM. ÇÜNKÜ ALLAH HER ANIMIZLA BİZLERİ İMTİHAN EDİYOR. Her acının, her kederin sonunda, örnek kıssalarda olduğu gibi, Allah aklımıza bile gelmeyecek bir mutluluğu, huzuru bizlere vereceğinin bilincinde olalım.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/



8
Bizler Kur’an ı, onun ayetlerini doğru anlamak istiyorsak, mutlaka Allah ın tavsiye ettiği yöntemi kullanmamız gerekir. Eğer Kur’an ın önerdiği yöntemin dışına çıkarsak, Allah ın uyarılarını ve bizlerden istediklerini, yani bizlere tebliğini, asla doğru anlayamayız. İSLAM İNANCI ÖYLE YANLIŞ BİLGİLERLE KARIŞTIRILARAK YOĞRULMUŞ Kİ,  BU KARIŞIMIN ALLAH IN İSTEDİĞİ DOĞRULTUDA MAYA TUTMASI DA MÜMKÜN OLMUYOR. Böyle olunca da, İslam toplumları huzuru, Allah ın doğru yolunu bulamıyor.

Önce şunu asla unutmamalıyız. Allah yemin ederek, bu kitabı bizler için kolaylaştırdığını söylüyorsa, aklı başında bir insan, Kur’an ı anladığı dilde okuyup ayetler üzerinde düşündüğünde, Allah ın tebliğini anlamaması mümkün değildir. Çünkü Allah kulunun anlayamayacağı bir bilgiden, kitaptan sizce sorumlu tutar mı?  Elbette tutmaz. O zaman Kur’an ın ayetlerini anlamaya çalışırken, Kur’an ın dışından, hiç kimsenin sözlerinin etkisinde kalmadan anlamaya çalışmalıyız. ÇÜNKÜ TEK REHBER, SORUMLU OLDUĞUMUZ KİTAP YALNIZ KUR’AN DIR.

Allah bizlerin sorumlu olduğu dinin anası, temeli olan MUHKEM ayetlerin, açık seçik ve nice örneklerle açıkladığını bizlere bildiriyor Kur’an da. Bunun nedenini açıklarken de, hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye, nice örneklerle sizlere açıkladık örneğini veriyor. Eğer bizler ayetleri okuduğumuzda tam anlayamıyoruz, ama bir başkasının açıklamalı kitaplarını okuduğumuzda daha iyi anlıyoruz dersek, Allah ın nuruna saygısızlık yapmış oluruz. Okuduğumuz kitapların, ayetleri doğru anlattığından ne kadar emin olabiliriz? Hâşâ Allah ın anlatamadığını, birilerimi başarıyor?

Allah ayetlerinde, bizler anlayabilmemiz için, ayetlerde dolaylı hükümler vermediğini, ben bu konuyu anlayamadım demesinler diye de, başka ayetlerde örnekler verip, o konuyu farklı örneklerle açıkladığını bildiriyor bizlere. Buradan çok net şunu anlıyoruz. Allah bir emir vermişse, onu dolaylı ya da çok az kişilerin anlayabileceği şekilde değil, MUHKEM yani şüphe duyulmayacak, tartışmaya meyledilmeyecek kadar açık, hükümlerini bizlere bildirdiğini belirtiyor.

Bu durumda bizlerin işi, sizce çok daha kolay değil mi? Elbette kolay, ama bu gerçeği önce Kur’an ı anlayarak ve üzerinde düşünerek anlamalı öğrenmeliyiz ki, bu gerçeğin farkında olabilelim. Bizlerin ne yazık ki Kur’an ile bağımız kesilmiş, kafamız üzülerek söylemek zorundayım, Kur’an ın asla bahsetmediği rivayetlerle doldurulmuş, kafalar karışmış durumda. YANİ HAKLA BATILI, AYIRAMAZ OLMUŞUZ. Önce bizler kafamızdaki bu karmaşayı çözmeliyiz ve emin olmadığımız bilgilerden, Kur’an ın onaylamadığı inançlardan kurtulmalıyız, uzaklaşmalıyız.

Tekrar hatırlatmak istiyorum, bu konu çok önemli. Allah bizlerin sorumlu olduğu dinin anası, temeli olan tüm ayetlerin MUHKEM yani açık, anlaşılır olduğunu söylüyorsa, bizlere Kur’an ın açıkça bahsetmediği konularda, bunlarda Allah ın emri diyenlere karşı dikkatli olmalıyız. Yine dinden nemalanan bazı kişiler, Allah ın elçisinin de ismini kullanıp, bunlarda Peygamberimizin dinde hükümleridir deme gafletine düşüyorlar. Hâlbuki Allah çok açık ne diyor ve uyarıyordu hatırlayalım. “ALLAH HÜKMÜNE HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ.”

Peygamberimizin adını kullanıp, ona iftira atanlar, ne yani peygamberimiz postacımıydı, dinde hüküm koyma yetkisi de mi yoktu, bu nasıl bir elçilik diyerek, toplumum peygamber sevgisini kullanıyorlar. Kur’an gerçekleri ile buluşan bir Müslüman elbette bunlara inanmıyor, çünkü Allah ın elçisine verdiği yetki ve sorumluluğu biliyor ve diyor ki böyle söyleyenlere; NE YANİ ALLAH IN ELÇİSİ, DİNDE ALLAH IN ORTAĞIMIYDI. Allah elçisine verdiği yetki ve sorumluluklardan birkaç örnek vermek istiyorum.

PEYGAMBERE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18)

BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.  (Kehf 56)

SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. (Rad 40)

BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM. (Ahkaf 9 )

Tüm bu gerçeklere vakıf olan bir Müslüman, Kur’an ın açıkça söylemediği, izah etmediği örneğini bile vermediği hiçbir söze inanmaz. Birkaç örnek vermek istiyorum. Kur’an da asla hiçbir ayette, KADIN SAÇLARINI ÖRTMELİDİR DİYE ALLAH BİR EMİR VERMEMİŞTİR. Bizler eğer ayetlerde geçen kelimelere farklı anlamlar verip, aslında burada dolaylı emir var, ya da zaten o günkü toplumun başı kapalıydı şeklinde ayetlerden hükümler çıkarmaya çalışırsak, asla gerçeklerin değil, ataların ya da beşerin fıkıh inancını din diye yaşamaya devam etmiş oluruz. Bizlerin üzerinde duracağı ve soracağı tek bir soru var bu konuda. BANA LÜTFEN KUR’AN DAN, ALLAH IN BAŞÖRTÜSÜ KONUSUNDAKİ, MUHKEM EMRİNİ GÖSTERİN. Gösteremiyorlarsa, bu inanç bu emir, asla Allah ın emri değildir.

Bu konuyla ilgili, önemli gördüğüm bir örnek vermek istiyorum. Bir arkadaşım, Nur suresi 31. ayet ile ilgili yazdığım makaleme cevap vermiş ve şöyle demiş. “Siz ayetler konusunda, başkasının zanlarını eleştirirken, kendi zanlarınızı dayatıyorsunuz.” Çok doğru söylemiş. Çünkü ben Allah ın emrettiği gibi, ayetler üzerinde Kur’an bütünlüğünde düşünüp, aklımı kullandığımda, kendi zanlarımı yani doğru olduğunu düşündüğüm sonuçları yazıyorum. Bu düşünceme uyanları da, asla reddetmem mümkün değildir. Uymayanları da kabul etmem düşünülemez. Buda benim zannımdır elbette. Bu dünyada imtihan, işte böyle bir şey. BU ZANNIN DOĞRULUĞUNUN ÖLÇÜSÜ ÖNEMLİDİR. ÖLÇÜSÜ DE KUR’AN DIR. ÇÜNKÜ ZAN DOĞRU OLMAYABİLİR KONTROLE, DENETİME MUHTAÇTIR.

HİÇBİR ZAN, DİNDE HÜKÜM KOYAMAZ. Yani bizler ayetler üzerinde düşündüğümüzde, var olmayan, açıklanmayan, açıkça verilmemiş bir hükmü ortaya çıkartamayız. EĞER BUNU YAPARSAK, KENDİ ZANLARIMIZIN ESİRİ OLURUZ. Nefsimizde yarattığımız kuralları, hükümleri yani zanları dinin içinde zannederiz. Başörtüsü konusunda da, ne yazık ki bu yanlış yapılıyor. Allah asla kadın saçlarını örtmelidir diye bir hüküm vermediği halde, ayetlerde geçen kelimelere öyle anlamlar veriyor ve kendi zanlarımızın esiri oluyoruz ki, adeta Kur’an a şirk koşan hükümler çıkartıyoruz ortaya. Tekrar hatırlatmak istiyorum. BİZLERİN ZANLARI, ASLA AÇIKÇA VERİLMEMİŞ BİR HÜKÜM ORTAYA ÇIKARTAMAZ. Zanlarımız ancak, açıkça verilen ayetleri anlamamızda fayda sağlayabilir. Çünkü Allah bizleri Kur’an dan imtihan ediyor. Birilerinin sözlerinden, ayetlerden anladıklarından, yani zanlarından değil.

Ben makalelerimde kendi düşüncelerimle, yani kendi zanlarımla ayetleri anlamaya çalışırım ve derim ki, bu yazdıklarım benim ayetlerden anladıklarımdır, yalnız beni bağlar. Hiçbir zaman, Allah ın açıkça söylemediği, bahsetmediği bir sonuca varmam. ÇÜNKÜ HÜKÜM VERMEK, YALNIZ ALLAH A MAHSUSTUR. Bizlere düşen ayetleri, verilen hükümler doğrultusunda anlamak ve anlatmaktır.

Bir başka örnek verelim. Kadınların ay halinde, Kur’an okuyamayacağı ya da ibadet edemeyeceği, oruç tutamayacağı konusunda Allah hiçbir yasak getirmemiştir. Bakara 222. ayet de, kadın regli halindeyken, cinsel ilişkiye girilmemesi konusundan bahseder. Temizlendiğinde yani ay hali bittiğinde yapılmalıdır, açıklamasını yapar. Bu ayette geçen, temizlendiğinde sözüne öyle anlamlar vermişlerdir ki, asla Allah böyle bir hüküm vermemiştir. Demişler ki, kadın ay halinde kirlidir, cünüptür ibadet yapamaz, Kur’an okuyamaz, oruç tutamaz. İyide bu hükme bir kelimeden yola çıkarak nasıl varırsınız. İşte bu düşünceler kişilerin zanlarıdır, asla Allah ın hükmü değildir. Hani Kur’an da, sorumlu olduğumuz ayetler muhkemdi. Yani şüphe duyulmayacak kadar açıktı. Nereden çıktı bu hükümler? Ne yazık ki bizler, Allah ın açık hükümlerine iman etmek yerine, beşerin yarattığı FIKIH inancının hükümlerine, kendi zanlarımıza iman ediyoruz.

Bir başka örnek verelim. Allah zina yapan kişinin nasıl cezalandırılması gerektiğini çok açık bildirmiştir Kur’an da. Bunca açık emir varken, hala zina yapan RECM edilmelidir diyenlere inanırsanız, Kur’an a değil, Kur’an ın karşısına koydukları beşeri FIKIH inancına, kişilerin zanlarına uymuş, yani Kur’an a şirk koşmuş olursunuz.

Eğer bizler Müslüman’sak, Kur’an dan sorumlu olduğumuzun bilincindeysek, bizlere anlatılan her konuyu, Kur’an a sormalıyız, danışmalıyız. Kur’an a sorabilmemiz içinde, ondan haberdar olmalıyız, yani önce Allah ın emirlerini anlayarak ve düşünerek okumalıyız. ALLAH IN DİNİNE, TEK BİR PENCEREDEN BAKMALIYIZ. EĞER KENDİMİZE DİN ADINA FARKLI PENCERELERDE AÇTIYSAK, KENDİ NEFİSLERİMİZDE, SANI DÜŞÜNCELERİMİZDE HÜKÜMLER YARATTIYSAK,  ALLAH IN ORTA YOLU İZLEYEN BİR ÜMMET OLUN, EMRİNİ ASLA YERİNE GETİREMEYİZ.

Hatırlayınız Allah ne diyordu ve uyarıyordu bizler? KUR’AN IN İPİNE SARILIN. Sizce bu emri veren Yaradan, başka kaynaklara da sarılmamızı ister mi? Elbette mümkün değil. Allah ın elçisini hatırlayınız lütfen. Peygamberimiz ÜMMİYDİ. Yani hiçbir dine, inanca tabi değildi. Ama doğrunun ve gerçeklerin arayışı içindeydi. Onun içindir ki peygamberimizin, din hakkında bilgisi yalnız Kur’an dı. Din adına istifade ettiği başka bir kaynağı yoktu.

Eğer Allah ın elçisinin yolundan gitmek istiyorsak, yalnız Kur’an a ve onun apaçık MUHKEM ayetlerine/sözlerine uymalıyız. Çünkü Peygamberimiz yalnız Kur’an a uymuştu. Kur’an ın açık bir şekilde bildirmediği hiçbir bilgi, hüküm Allah ın emri değildir. Lütfen bu gerçeğin artık farkında olalım ve rivayetlerin, sanı inançların takipçisi olmayalım.

Son olarak tekrar etmek istiyorum. Allah bizlerin sorumlu olduğu emirlerini, asla dolaylı vermemiş, MUHKEM bir şekilde, yani şüpheye düşülmeyecek kadar, birçok örneklerle açıkladık ki, sizleri Allah ile aldatanlar olmasın demiştir. BİZLERE DÜŞEN, DİN ADINA KONUŞANLARIN ÖNE SÜRDÜKLERİ DÜŞÜNCE, VE İNANÇLARININ AÇIK KANITLARINI, KUR’AN DAN DELİL OLARAK İSTEYELİM. Açıkça kanıt gösteremeyip, aslında bu ayette geçen bu kelimeyle Allah, bunu ya da şunu kast ediyor, sen anlayamazsın diyorlarsa, böyle insanlar kendi nefislerini, batıl inançlarını, Allah ın ayetleri üstünden aklamaya çalışanlardır, bunların tuzaklarına düşmeyelim. Unutmayalım Allah Bakara 111. ayetinde, Allah ın gönderdiği kitap ile konuşmayanlara, emin olmayan kaynaklardan konuşanlara, Allah bakın nasıl bir soru ile cevap verin diyor. “EĞER GERÇEKTEN DOĞRU SÖYLÜYORSANIZ, DELİLİNİZİ GETİRİNİZ.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/

9
İslami Konular / Kısas Nedir? Bakara 178-179. İsra 33. Maide 45. Ayetler.
« Son İleti Gönderen: halukgta Ocak 19, 2018, 03:02:22 ÖS »
Bugün sizleri, Bakara suresi 178–179. ayetler üzerinde düşünmeye davet etmek istiyorum. Allah Kur’an da öyle kurallar, kanunlar koymuştur ki, bizler toplum olarak yaşarken, bir düzen ve adalet sağlansın. Yazdığım ayetler, günümüzde çok farklı şekillerde anlaşılmış, farklı yorumlar yapılmıştır. Önce ayeti yazalım, daha sonra üzerinde birlikte düşünelim.

Bakara 178–179: Ey iman edenler! ÖLDÜRÜLENLER HAKKINDA SİZE KISAS FARZ KILINDI. HÜRE HÜR, KÖLEYE KÖLE, KADINA KADIN. Bununla beraber kim öldürülenin velisi tarafından bağışlanırsa, artık o zaman örfe uymak ve öldürülenin velisine güzellikle diyet ödemek gerekir. BU, RABBİNİZDEN BİR HAFİFLETME VE RAHMETTİR. Kim bundan sonra zulüm yapmaya kalkışırsa, ona acı bir azap vardır. Ey akıl sahipleri! KISASTA SİZİN İÇİN HAYAT VARDIR. Umulur ki sakınırsınız. (Bayraktar Bayraklı meali)

Ayetin ilk cümlesinde Allah, bakın iman edenlere ne diyor. ÖLDÜRÜLENLER HAKKINDA SİZE KISAS FARZ KILINMIŞTIR. Farz kılınmıştır emri, bizlerin önemseyerek dikkatle uymamız gereken, üzerimize yüklenmiş bir emirdir, görevdir. Önce kısas kelimesi ile Allah bizlere, neyi emretmiş onu doğru anlamalıyız ki, farz olan emri yerine getirebilelim. Kısası eğer araştırmadan, bir suçlunun işlediği suçun aynısı ile cezalandırma diye basitçe anlarsak, olayın özüne inmezsek, Allah ın bizlerden istediği farz emrini gereği gibi anlamamış oluruz. Verilen emri, doğru yerine getiremeyiz.

Peki, Allah kısas uyarısından neyi kast ediyor? Ayette tüm iman edenlere yapılan uyarıda, İŞLENEN SUÇUN DENGİYLE, ÖLÇÜSÜNCE, ADALETLE, HAKKANİYETLE CEZANIN VERİLMESİ EMREDİLMİŞTİR. Kısas asla intikam duyguları değildir. Bazı kişilerin söylediği gibi kana kan ise hiç değildir. Bu sözler, düşünceler Kur’an ın anlayışına, adaletine asla uymaz.

AYETİN DEVAMINDA, HÜRE HÜR, KÖLEYE KÖLE, KADINA KADIN DİYE GEÇEN SÖZLER VAR. Bu sözlerle Allah, neyi kast ediyor olabilir? Bazı kişiler bu sözleri şöyle anlamışlar. Ailesinden, kavminden özgür bir kişiyi haksız yere öldürmüşse karşı toplumdan birisi, onların içindende özgür bir kişinin canını alıp, kısas etme, öldürme hakkı vardır. Ölen köleyse, karşı toplumdan bir kölenin ölümü istenebilir, şeklinde açıklama yapanları duyarız. Tüm bu düşünceler, Allah ın adaletine, Kur’an anlayışına aykırıdır. Hiç kimse, bir başkasının suçunun cezasını çekemez, herkes kendi yaptıklarından sorumludur.

Peki, burada sayılanlar ne anlama geliyor. Bildiğiniz gibi, cahiliye döneminde özgür bir erkek, köle öldürmüşse haksız yere, çok fazla sorun teşkil etmiyor, kendi aralarında ceza almadan sorunu çözebiliyorlarmış. Yine özgür olduğu halde, bir kadının haksız yere öldürülmesi, bir erkeğin öldürülmesinde verilen tepki gibi olmuyor, bu konu bir şekilde aralarında halledilebiliyormuş. Allah bu konuya çok net ve kesin bir çözüm getirerek, HER KİM OLURSA OLSUN, İSTER HÜR, İSTER KÖLE, İSTER KADIN, BİR KİŞİYİ ÖLDÜRÜRSE, MUTLAKA AYRIM YAPILMADAN KISAS UYGULANIR DİYOR ALLAH.

Devamında ise öyle bir kolaylık getiriyor ki, bu ayetiyle ölüm tek çare değil, sorunlarınızı aranızda çözmeye çalışın, düşmanlık değil dostluk önemlidir, nefsinize hâkim olun, olayı iyice araştırın anlayışını, düşüncesini adeta bizlere aşılamaya çalışıyor ve bakın ne diyor. Tüm bunlardan sonra, ölenin yakını tarafından kısas bağışlanırsa, ölenin yakınlarına diyet yani maddi bir karşılık vermesi gerekir açıklaması yapılıyor.

Şimdide bu konu üzerinde düşünelim, çünkü bazı kardeşlerimiz şöyle düşünebilir. Zengin parayı bastırdı mı cezadan kurtulur. Hayır, cezadan kurtulmuyor, yalnız kısas uygulanmıyor. Yani yalnız ölümden kurtuluyor. Ayetin devamında bu konuya açıklama getiriyor ve ne diyor?” BU, RABBİNİZDEN BİR HAFİFLETME VE RAHMETTİR” Demek ki ceza iptal olmuyor, hafiflemiş oluyor.

Gelelim ayetin, son kısmında yapılan uyarıya. Bakın ne diyor Allah. “KISASTA SİZİN İÇİN HAYAT VARDIR.” Gerçektende kısasta bizler için hayat var ama kısasın ne olduğunu doğru anlayabilirsek. Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı dediğinde, Allah aslında şunu söylüyor bizlere. ÖLDÜRENİN, NEDEN KARŞISINDAKİ KİŞİYİ ÖLDÜRDÜĞÜNÜN SEBEPLERİNİ, NEDENLERİNİ MUTLAKA ARAŞTIRIN. BUNU YAPTIĞINIZ TAKDİRDE, O KİŞİYE KARŞI BÖYLECE, ADALETLİ BİR KISAS UYGULAYABİLİRSİNİZ DİYOR. Onun içindir ki Allah, öldürme durumunda hafifletici nedenler olursa, onun ölümünü affetmeniz, diyet karşılığı kısastan vazgeçmeniz uygun olabilir diye bu açıklamayı yapıyor, kolaylık getiriyor. Bakın İsra suresi 33. ayetinde, bu konuya nasıl açıklama getiriyor.

İsra 33: Haklı bir sebep olmadıkça, Allah'ın muhterem kıldığı cana kıymayınız! BİR KİMSE HAKSIZ YERE ÖLDÜRÜLÜRSE, ONUN VELİSİNE YETKİ VERDİK. ANCAK BU VELİ KISASTA İLERİ GİTMESİN! Ona verdiğimiz yetkiyle, alacağı yardımı almıştır. (Bayraktar Bayraklı meali)

Aslında bu ayet, Bakara suresi 178–179. ayetleri açıklıyor ve diyor ki, haklı bir sebep olmadıkça ki bunu diğer ayetlerinde de açıklıyor, örnek veriyor ve savaşta sizleri öldürmek için gelen düşmanların öldürülmesine izin veriyor. Haksız yere bir kişi öldürüldüğünde, velisine açıkladığımız ayette olduğu gibi yetki verildiğini söylüyor. Yani ölüm konusunda son kararı, ölen kişinin velisi vereceğini anlatıyor. BU VELİNİN DE KISASTA İLERİ GİTMEMESİ YANİ KONUYU İYİCE ARAŞTIRIP, DUYGULARININ ETKİSİNDE KALMADAN, ADALETLİ OLMASI GEREKTİĞİ UYARISI YAPILIYOR. Kur’an bu kısas emrinin, daha önceki Ehli kitaba da tebliğ edildiğinden bahseder, ama onların bu hükmü unuttuklarını hatırlatır, Maide 45. ayette. Şimdide onu hatırlayalım.

Maide 45: O hak kitabında onlara, “CANA CAN, GÖZE GÖZ, BURUNA BURUN, KULAĞA KULAK, DİŞE DİŞ VE YARALARA KARŞILIK KISAS/ÖDEŞME” YAZDIK. Kim bunu bağışlar, kısas hakkından vazgeçerse o, kendisi için kefaret olur ve kimler Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse zalimler onlardır! (Bayraktar Bayraklı meali)

Bu ayette de tek tek sayılanlar, cana can, göze göz, buruna burun örnekleri, daha önce söylediğimiz gibi, kısasın ne olduğunun inceliğini, açıklamasını, izahını yapıyor. Yani diyor ki Allah, kısası uygularken titiz davranın, asla aşırıya kaçmayın. Size yapılanların ölçüsünce karşınızdakinin cezalandırılmasını isteyin. Yoksa bu ayetten senin canını almışsa sende ölümünü iste, gözünü çıkarmışsa sende onun gözünü çıkar, dişini kırmışsa sende onun dişini kır demek istemiyor. Bu örneğin sonunda yaraların bile hesaba katılmasını söylüyor. Bu örnek aslında bizlere, bu konuda çok hassas davranmamız gerektiğini, bir yaranın bile hesap edilerek, karşımızdaki kişiye adaletimizi göstermemizi istiyor bizlerden Allah. Ayeti tercüme eden yazar, kısasın yanına ödeşme diye de yazmış. Aslında buna ödeşme demek, ne derece doğru olur bilmiyorum. Ödeşme dersek, intikam demekten farksız bir söz söylemiş oluruz ki, bu Allah ın hukuk ve adalet sisteminde asla yoktur. DİKKAT EDERSENİZ ALLAH, BAĞIŞLAMAKTAN BAHSEDİYOR, ÖDEŞMEKTEN DEĞİL.

Devamındaki sözlerden bunun ödeşme, intikam olmadığını çok açık anlıyoruz. Allah diyor ki, tüm bu yapılanlardan sonra, kim bunu bağışlar kısas hakkından vazgeçerse, bu davranışı kendi günahları için kefaret/karşılık olur.

Örneğini verdiğim ayetler üzerinde düşündünüz ve Allah kısas emriyle bizlerden ne istediğini sanırım çok açık anladınız. Bu bilgiler ışığında sizlere sormak istediğim bir konu var. Maide 38. ayette Allah, hırsızlık yapanın ellerini kesin, dediği bir cümle vardır. Örneklerini verdiğimiz kısas ayetlerinden sonra, sizce bu ayette Allah, hiçbir ayrım, açıklama yapmadan, ölüm kısasında olduğu gibi bir kolaylık getirmeden, hırsızlık yapan kişinin ellerini hemen kesin der mi? Allah geri dönüşü olmayan ölüm cezasında bile bir kolaylık getirip, ölümü engelliyorsa, hırsızlık yapanın, gerçekten bizzat elini kesin demiş olsaydı, kısas örneğinde olduğu gibi açıklamalar yapmaz mıydı?

GÖZE GÖZ, DİŞE DİŞ, YARAYA YARA İLE KISAS HÜKMÜNÜ ÇOK İNCELEYEREK, ARAŞTIRARAK VERİN DİYEN ALLAH, HANGİ KISAS ŞARTLARI OLUŞTU DA, HIRSIZIN ELİNİN KESMESİNİ İSTESİN. Hırsızlık ve el kesme, nasıl bir karşılık/kısas olur, bu nasıl bir adalet anlayışıdır, bunu düşünebiliyor muyuz? HANİ ALLAH KISASTA İLERİ GİTMEYİN DİYORDU, bu hükmün, uyarının sizce hiçbir önemi yok mu? Bir kişiyi öldürmek mi ağır suç, yoksa hırsızlık yapmak mı? Allah ölüm cezasına hafifletme kolaylığı getiriyorsa, gerçekten hırsızın ellerinin kesilmesini emretmiş olsaydı ayette, ona da buna benzer kolaylığı, kesinlikle getirirdi. Yorumunu sizlere bırakıyorum. 

Bu ayetlerden de anlıyoruz ki, Allah suçu ve toplumlar arasındaki yanlış davranışları, önce kendi aramızda güzellikle, anlayışla, özveriyle anlaşarak çözümlememizi öneriyor. Ölüm cezası konusunda, öldürülen kişinin velisine yetki veriyor, ama kısas ta adaletli olunmasını, araştırılıp ondan sonra kısasın istenmesini bizlere öğütlüyor ve sakın kısasta aşırı gitmeyin diye de uyarıyor.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/

10
 Şirketlerde zaman zaman personel hatalarından, zaman zaman çeşitli siber saldırılardan ötürü, veriler silinebilir. Verilerin silinme ihtimaline karşı, her büyük kurum düzenli backup almaktadır. Siz de kurumunuzdaki verilerin ortadan kalkma olasılığına karşı yedekleme yapmak adına, DeskGate yazılımından yararlanabilirsiniz.
DeskGate sayesinde, hem veri güvenliğinizi en iyi şekilde sağlayacak, hem de şirket personellerinizi adeta yakın markaj altına alacaksınız. Personellerinizin bilgisayarlarda ne yaptığını, internette hangi sitelere girdiğini yazılım ile görme şansı bulabilirsiniz. Yazılım sayesinde, dilerseniz personellerinize belirli siteleri tek tuşla yasaklama fırsatınız da olacaktır.
DeskGate yazılımını satın almak adına, hemen deskgate.com isimli web adresine giriş yapabilirsiniz.
DeskGate hakkında daha detaylı bilgilere ulaşmak isterseniz,
 Web sayfası: www.deskgate.com
İrtibat numarası: 0216 388 6635
Sayfa: [1] 2 3 4 5 6 7 8 9 10