Reklamlar

Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 4 5 6 7 8 9 10
1
Maide suresi 21. ayet örnek gösterilerek, Yahudilerin yaşadığı toprakların, hatta daha fazlasını Allah Yahudilere verdiğini iddia edenler vardır.  Gerçekten bahsettikleri ayet, bu toprakların sahiplerinin Yahudiler olduğunu mu söylüyor, yoksa ayette bahsedilen, çok dikkat çekici ibretler mi var. Gelin bu ayetin öncesi ve sonrasında ki ayetlere bakarak, aslında bu ayetlerde neler anlatılıyor, bizler bu ayetlerden nasıl dersler almalıyız, onu anlamaya çalışalım. Önce ayeti yazalım.

Maide 21: “Ey kavmim! Allah'ın size yazdığı mukaddes toprağa giriniz ve ARKANIZA DÖNMEYİNİZ, YOKSA KAYBEDEREK DÖNMÜŞ OLURSUNUZ.” (Bayraktar Bayraklı meali)

Bu ayetin bizlere, ne anlatmaya çalıştığını anlayabilmemiz için, bir önceki ayete önce bakalım, daha sonrada devamındaki ayetlerden, bu topraklara neden ve ne amaçla Yahudilerin girmelerinin istendiğini anlamaya çalışalım. Bu kıssadan çok önemli dersler var bizlere, ama anlayana anlamak isteyene.

Maide 20: Bir zamanlar Musa, kavmine, “Ey kavmim!” demişti, “Allah'ın size bahşettiği nimetleri hatırlayınız; zira O, içinizden peygamber çıkardı ve sizi hükümdarlar kıldı. Dünyada başka hiç kimseye vermediğini size verdi.” (Bayraktar Bayraklı meali)

Demek ki Hz. Musa kavmine sesleniyor ve diyor ki, Allah beni elçi olarak sizlere gönderdi ve sizlere vaat ettiklerini yerine getirip, daha önceki toplumlara yapmadığı kadar, sizlere yardımda bulundu diyor. Maide 21. ayetinde de, Allah sizlere zulüm edenlerden kurtarmak için, mukaddes yani bereketli, güzel, sevilen, övülen bir bölgeye girmenizi istiyor diyor. Daha sonrada çok dikkat çekici bir şeyler söylüyor Allah. “ARKANIZA DÖNMEYİNİZ, YOKSA KAYBEDEREK DÖNMÜŞ OLURSUNUZ” DEMEK Kİ ALLAH BU BÖLGEYİ YAHUDİLERE TAHSİS ETMİYOR, onları zalimlerden kurtarmak için yardım ediyor ama uyarıyor ve diyor ki, sakın geri dönmeyin yani kaçıp gitmeyin mücadele edin.  Ayetin devamına bakalım şimdide.

Maide 22: Onlar şu cevabı verdiler: “Ey Musa! ORADA ZORBA BİR HALK VAR; ONLAR ORADAN ÇIKMADIKÇA BİZ ORAYA ASLA GİRMEYECEĞİZ. Eğer oradan çıkarlarsa biz de hemen gireriz.” (Bayraktar Bayraklı meali)

Yahudiler, Allah ın emri olan bir tebliğe karşı, bakın elçilerine nasıl bir cevap veriyorlar. Allah ın gitmelerini istediği bölgede, zorba bir halk var, onlar oradan çıkmadıkça asla oraya gitmeyeceğiz diyorlar. Hâlbuki Allah, bu bölgeye Yahudileri özellikle gönderiyor ve bu toplumu sınıyor, imtihandan geçiriyor. Ama Yahudiler zora gelemeyeceklerini, savaşmak niyetinde olmadıklarını açıkça söylüyorlar ve Allah ın emrini yerine getirmemek için ısrar ediyorlar. BÖYLECE MAİDE 21. AYETE ALLAH IN HÜKMÜ GERÇEKLEŞİYOR VE KAYBEDENLERDEN OLUYORLAR. Şimdide devamındaki ayete bakalım.

Maide 23: Korkanların içinden, ALLAH'IN KENDİLERİNE LÜTUFTA BULUNDUĞU İKİ KİŞİ ŞÖYLE DEDİ: “Onların üzerine kapıdan giriniz; oraya bir girdiniz mi artık siz zaferi kazanmışsınızdır. EĞER MÜMİNLER İSENİZ SADECE ALLAH'A GÜVENİNİZ.” (Bayraktar Bayraklı meali)

Bu ayeti okuduğumuzda, Allah ın Yahudi toplumunu bu bölgeye neden gönderdiğini çok daha iyi anlıyoruz. Allah Yahudileri imtihan ediyor ve diyor ki, TOPRAKLARINIZ İÇİN SAVAŞIN. İçlerinden iki kişiye lütufta bulunan, yani onlar aracılığıyla diğerlerini teşvik ederek, gerçekleri görmelerini sağlayarak, çok önemli bir şey anlatmaya çalışıyor Allah. BEN SİZİN YANINIZDAYIM, ZAFER SİZİN OLACAKTIR diyor, teşvik ediyor. Acaba Yahudi toplumu elçisinin ve Allah ın isteğine karşılık bu çabalardan sonra ne diyorlar, şimdide ona bakalım ve bu toplumun günümüzdeki yanlış tuttum ve davranışlarının, asiliklerinin, kendilerinden başka kimseyi düşünmez tavırlarının, nerelerden günümüze geldiğini daha iyi anlayalım.

Maide 24: “Ey Musa! Onlar orada bulunduğu müddetçe, biz oraya asla girmeyeceğiz; ŞU HALDE SEN VE RABBİN GİDİNİZ SAVAŞINIZ; biz burada oturacağız” dediler. (Bayraktar Bayraklı meali)

Yahudi toplumu, Allah ın uyarı ve yardımlarına rağmen, bakın nasıl küstahça cevap veriyorlar. BİZ BU TOPLULUK ORADA OLDUĞU SÜRECE SAVAŞMAYACAĞIZ. İSTİYORSANIZ, SEN VE RABBİN GİT SAVAŞ, DİYE CEVAP VERİYORLAR.  İşte Yahudiler böyle bir toplum. Sizce böyle bir topluma Allah, mukaddes yani bolluk ve bereketli bir yeri vaat ederde, bu bölge sizin olsun der mi? Asla demez, dememişte zaten.

Kur’an da birçok örnek vardır, Allah gönderdiği elçisini korumak ve kollamak ona inananlara yardım etmek adına, birçok destek, moral verecek ayetler indirmiştir. Müslümanlar asla böyle bir saygısızlık yapmamış ve Peygamberimizin yanında olmuşlardır. Hiçbir Müslüman, Allah ın emrini yerine getirmemek için direnmemiş, ellerinden geleni yapmışlardır. İşte onlarla aramızdaki fark.

Tüm bu ayetlerden şunu anlıyoruz. Allah bizlerden kendi geleceğimizi, kendi ellerimizle oluşturmamızı istiyor, hazırlayıp kendisi asla vermiyor. Buna benzer örnekleri, Peygamberimizin savaşlarında da görüyoruz. İşte bu bizlerin imtihanıdır, bunu lütfen unutmayalım. Hz. Musa ve toplumu arasında geçen bu konuşmalardan sonra, Hz Musa Yaradan a karşı mahcup, zor durumda kalmış, görevini yerine getirememenin üzüntüsünde, bakın Allah a nasıl yalvarıyor ve ne istiyor.

Maide 25–26: Musa, “Rabbim! BEN KENDİMDEN VE KARDEŞİMDEN BAŞKASINA HÂKİM OLAMIYORUM; BİZİMLE BU YOLDAN ÇIKMIŞ TOPLUMUN ARASINI AYIR” DİYE YALVARDI. Allah, “Öyle ise orası, onlara kırk yıl yasaklanmıştır. YERYÜZÜNDE ŞAŞKIN ŞAŞKIN DOLAŞACAKLAR. Artık sen fâsık/yoldan çıkmış toplum için üzülme” dedi. (Bayraktar Bayraklı meali)

Bu ayet, bu örnek bizlere ibret olmalıdır. Allah bu toplumdan bahsederken, onlar fasık yani yoldan sapmış toplumlardır diyor. Böyle topluma Allah, herhangi vaatte bulurda ödüllendirir mi? Allah ın lanetlediği, cezalandırdığı bu toplum, atalarının zalimliklerinden ne yazık ki farklı şeyler yapmıyorlar bugün. Toprakları için savaştan kaçanlar, Allah ın yardım edeceğim sözlerine güvenmeyip, Allah ın elçisini mahcup edenler, bugün silahlanmış arkalarına adaletten uzak Amerika yı da alarak, güçsüz ve masum insanları adaletsizce, haksızca, zulümle topraklarından sürmeye, el koymaya çalışıyorlar.

Unutmayınız lütfen, Allah onları isyanlarından dolayı cezalandırmış ve vatansız olarak bu dünyada şaşkın şaşkın yani, sersem sersem olarak dünyaya yayılmış yaşamaya mahkûm etmiştir. Ayette kırk yıl cezalandırıldığı yazıyor. Evet, Allah bir suça karşı dengi ceza verir, ebedi vermez. AMA TAKİP EDER, SOYUNDAN GELENLER, AYNI HATALARI YAPIYORLARSA, CEZA BU YANLIŞLARDAN VAZGEÇENE KADAR UZATILIR DEVAM EDER. Yahudilerin genel çoğunluğu, ne yazık ki atalarının hatalarını devam ettiriyorlar. Hatta Allah ın kitabından uzaklaşarak, öyle bir inanç yarattılar ki kendilerine, kendi toplumlarından başka milletleri, kendileri için yaratıldığına ve diğer toplumların kendilerine hizmet etmeleri gerektiğine inanıyorlar. Yani kendilerini üstün bir ırk kabul ediyorlar. Karşısındaki insanlara da asla acıma duyguları yok. Böyle bir inanç Allah ın emri olabilir mi? Yahudiler onun içindir ki, hiçbir zaman huzurlu ve mutlu bir yaşam süremeyeceklerdir. ALLAH IN LANETİ VE CEZASI DA ÜZERLERİNDEN, BU ZULMÜ YAPTIKLARI SÜRECE KALKMAYACAKTIR. Ne yaparsan, onu bulursun.

Biz Müslümanlar, gerçeklerin arayışında olmadığımız sürece, bu zalimlere gereken dersi vermemiz mümkün olmayacaktır. İçimize girmiş Yahudi fitnesini, inançlarını gelin içimizden Kur’an ile söküp atalım. İnanın bunu yapamadığımız sürece, Allah ın yardımını yanımızda bulamayız. Allah ın arı, duru dinine batıl ve hurafe karıştırmayalım. Allah ın dinde sakın bölünmeyin emrini, gelin hayata geçirelim ve tek yumruk olalım. İşte o zaman bizler adaletsizlere, zalimlere gereken dersi el birliğiyle verebiliriz.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
2
İslami Konular / Kudüs Ve Mescid-i Aksa Konusundaki Gerçekler.
« Son İleti Gönderen: halukgta Aralık 08, 2017, 07:33:36 ÖS »

İslam a öyle yanlış inançlar girmiş ki, bizler bunu araştırma ve Kur’an ile sorgulama gereği hiç duymuyoruz. Hurafe ve batıl inançların neredeyse hepsi, Yahudi kaynaklıdır. Bu makalemin konusu KUDÜS, biz Müslümanlar için kutsal mıdır, ya da KUDÜS ün bizlerin inancında, çok önemli bir yerimi vardır? Kudüs ile bizlerin bağı nedir? Gelin bu konu üzerinde birlikte düşünelim, tabi hakemimiz, delilimiz yalnız Kur’an olsun.

BİZLER İÇİN KUDÜS ÜN ÖNEMLİ OLUŞUNUN NEDENİ, BU BÖLGEDE YAŞAYAN FİLİSTİNLİ KARDEŞLERİMİZİN TOPRAKLARININ, YAHUDİLER TARAFINDAN İŞKÂL EDİLİP GADDARCA, ZALİMCE YOK EDİLMEYE ÇALIŞILAN, MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİZİN OLDUĞU GERÇEĞİDİR. Bildiğiniz gibi KUDÜS Yahudiler, Müslümanlar ve Hıristiyanlar için çok önemli bir yer olduğu söylenir ve bu konuda birçok rivayetler anlatılır. Gerçekten biz Müslümanlar için, Mescidi Haram gibi çok önemli midir KUDÜS?

Kudüs ün, biz Müslümanların ilk kıblesi olduğu söylenir ve bunun içinde önemli olduğu anlatılır. Gerçekten böyle bir bilgi Kur’an da var mıdır? Şöyle anlatılır, Müslümanlar namazlarını ilk önceleri Mescidi Aksaya dönerek kılarlardı, daha sonra Bakara 144. ayet indirildi ve namazlar Mescidi Harama dönerek kılınmaya başlandı diye, rivayet hadislerle ayet anlatılır. Ayet gerçekten namazlarınızı, bundan sonra Mescidi Harama dönerek kılın mı diyor? Gelin önce ayete bakalım, anlamaya çalışalım.

Bakara 144: Biz, yüzünü göğe doğru çevirdiğini görüyoruz. İşte şimdi, SENİ MEMNUN OLACAĞIN BİR KIBLEYE DÖNDÜRÜYORUZ. ARTIK YÜZÜNÜ MESCİD-İ HARÂM'A DOĞRU ÇEVİR. Siz de hepiniz, nerede olursanız olunuz, yüzlerinizi o tarafa doğru çeviriniz. Şüphesiz KİTAP EHLİ, PEYGAMBERİN, RABLERİNDEN GELEN GERÇEK OLDUĞUNU ÇOK İYİ BİLİR. Allah onların yapmakta olduklarından habersiz değildir. (Bayraktar Bayraklı meali)

DİKKAT ETTİYSENİZ AYETTE, TEK KELİME BİLE SALÂT/YANİ NAMAZ KELİMESİ GEÇMİYOR. KUR’AN IN HİÇBİR AYETİNDE, DAHA ÖNCE MESCİDİ AKSA YA DÖNEREK NAMAZ KILINIYORDU, ONU DEĞİŞTİRDİM, NESH ETTİM, ARTIK MESCİD-İ HARAMA DÖNEREK NAMAZ KILIN DİYE BİR EMİR GÖREMEZSİNİZ. Peki, bu ayette ne anlatılıyor, artık yüzünüzü Mescidi harama dönün derken ne kast ediliyor? Gelin şimdide onu anlamaya çalışalım.

Peygamberimiz bildiğiniz gibi ÜMMİYDİ, yani hiçbir Ehli kitaba tabi değildi, ama gerçeklerin arayışı içindeydi. Yoldan çıkmış Kitap ehline bakarak, Allah ın böyle bir dini olamaz diye, sürekli yüzünü gökyüzüne çevirip, Allah a dua ettiğini anlıyoruz ayetten. Allah, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz derken, burada kıble kelimesi EN DOĞRU YOL ANLAMINDA, yani seni memnun olacağın bir inanca yönlendiriyoruz diyor. ARTIK YÜZÜNÜ MESCİDİ HARAM A DOĞRU ÇEVİR DERKEN, LÜTFEN DİKKAT BURADA NAMAZ KILARKEN DEMİYOR, İMAN VE İNANÇ ADINA YÜZÜNÜ İBRAHİM İ DİNİN MERKEZİ VE SEMBOLÜ OLAN MESCİDİ HARAM A YANİ İSLAM A DÖN DİYOR. Devamında da Allah bizleri kast ederek, sizlerde hangi inancın takipçisi olursa olun, hepiniz İbrahim in arı, duru dinine İSLAM A yüzlerinizi çevirin diyor.

BAKIN NAMAZDAN/SALÂTTAN BAHSEDİLİYOR MU? BAZI MEALLERDE, SANKİ HÂŞÂ ALLAH SÖYLEMEYİ UNUTMUŞÇASINA, PARANTEZ İÇİNDE NAMAZ KILARKEN DÖNÜN, DİYE İLAVE EDİYORLAR. Ayetin sonunda kitap ehlinin, elçilerine gönderdiği gerçekleri çok iyi bilirler diyor. Yani kitap ehli İbrahim in inancını çok iyi bilir diyor. Bakın Burada namazlarınızda, daha önce Mescidi Aksaya dönüyordunuz, artık bu ayetle Mescidi Harama dönerek namazlarınızı kılın emri var mı? Kesinlikle yok, Kur’an ın hiçbir ayetinde de göremezsiniz, ama Kur’an ın hiç bahsetmediği rivayetlere inanmakta bir sakınca görmüyoruz. Hurafe ve batıl inançlar, işte böyle ayetlere ilave edilmeye çalışılıyor.

Allah namaz kılarken, bizlerin Kur’an da herhangi yöne dönerek, namaz kılmamızı asla istememiştir. Allah daha önce verdiği emri değiştirmiş olsaydı, bunu bizlere açıklar ve izah ederdi. Rivayetlerde, peygamberimizin, ehli kitabın namaz kılarken döndüğü bölgeye dönmek istemediği ve Allah ın elçisinin isteği doğrultusunda bunu değiştirdiği anlatılır. Buna nasıl inanırız, anlamak mümkün değil. Kur’an Bakara suresi 115. ayette bakın ne söyler bizlere. “DOĞU DA BATI DA ALLAH'INDIR, NEREYE DÖNERSENİZ ALLAH'IN YÖNÜ ORASIDIR. “

Gelelim Mescidi Aksa konusuna. İsra suresi 1. ayet örnek gösterilerek, bu ayetin devamında Peygamberimiz KÜDÜS ten MİRACA çıkmıştır diye inanılır. Her ne hikmetse bahsettikleri ayet Kur’an da geçiyor da, neden devamı yani MİRAÇ Kur’an da geçmiyor diye, hiç kimse sorma gereği duymuyor. Allah Kur’an ın sınırlarını aşmayın, kâfirlerden olursunuz demesine rağmen, nedense Allah ın uyarısını hiç dikkate almıyoruz ve Kur’an ın özüne tamamen ters düşen MİRAÇ konusunu, sorgulamadan kabul edip iman ediyoruz. İsra suresi 1. ayeti yazalım, üzerinde birlikte düşünelim.

İsra 1: Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece MESCİD-İ HARAM’DAN ÇEVRESİNİ BEREKETLENDİRDİĞİMİZ MESCİD-İ AKSA’YA GÖTÜREN Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. (Diyanet meali)

Bu ayet örnek gösterilip, Allah ın elçisinin buradan sonra, MİRACA çıktığı rivayet edilir. Tabi Kur’an da asla geçmez, tek bir örneği dahi verilmez. Ama bizlerin rivayetlere karşı coşkun sevgimizden olsa gerek, buna inanmışız. Tabi söylenenleri sorgulamadan. İLGİNÇTİR, BUGÜN KUDÜSTE Kİ, MESCİD-İ AKSA ADIYLA GEÇEN MESCİDİN, KUR’AN DA GEÇEN MESCİT OLDUĞUNA İNANILIR. BUNUN OLMASININ MÜMKÜN OLMADIĞINI, KÜÇÜK BİR ARAŞTIRMAYLA ANLAYABİLİRSİNİZ. BU MESCİT PEYGAMBERİMİZİN VEFATINDAN, YILLAR SONRA YAPILMIŞ, ÖZELLİKLE KUR’AN DA GEÇEN İSİM MAKSATLI OLARAK VERİLMİŞTİR.

AYETTE GEÇEN MESCİD-İ AKSA, BİR YERİN, MESCİDİN İSMİ DEĞİLDİR. BU KELİMENİN ANLAMI EN UZAK MESCİT ANLAMINDADIR, KESİNLİKLE HERHANGİ BİR YERDEN BAHSEDİLMEMEKTEDİR. Bahsetmiş olsaydı, bizler herhalde bu yeri de Kutsallaştırır, kim bilir neler yapardık, gerçi bahsetmediği halde yapıyoruz da. Ayette Allah elçisini, Mescidi Haram dan, yani İslam ın, İbrahimi dinin merkezi kabul edilen yerden, bereketli topraklardan geçerek, EN UZAK MESCİDE KADAR GÖTÜRMÜŞTÜR. Bunun nereleri kapsadığını, detayını Allah Kur’an da, asla bildirmemiştir.  Elbette bunun sebebi de vardır, Allah bilir bizler bilemeyiz. Belki bizler bu yerlerin neresi olduğuna dair, tahminde bulunabiliriz ama bunun bizlere bir getirisi, faydası yoktur. Olsaydı Allah bu konuda da detaylı bilgi verirdi. Önemli olan Allah elçisini, bahsettiği bölgeleri gezdirip, onun bazı gerçeklerle yüzleşmesini, dersler almasını sağlamıştır. Bu gezdirmenin, götürmenin nasıl olduğunu da tam bilemiyoruz.

BURADAN DA ANLIYORUZ Kİ, KUDÜS BİZLERİN İNANCIMIZ ADINA KUTSAL BİR MEKÂNIMIZ DEĞİLDİR. AMA KUDÜS BUGÜN, MÜSLÜMANLARIN EZA VE CEFA GÖRDÜĞÜ, ADETA MÜSLÜMANLARIN YOK EDİLMEYE ÇALIŞILDIĞI, YAHUDİLERİN İŞKALİNDE BİR YERDİR. Yahudiler bu bölgeyi, yalnız biz Müslümanlar için değil, Hıristiyanlar içinde önemli bir bölge yapmayı başarmışlardır. Hıristiyanlar için adeta burası Hac bölgesidir. Hz. İsa nın,  bu şehirde çarmıha gerildiğine inanırlar. Çok daha ilginci Yahudiler, Hıristiyanlar arasında, özellikle Amerika da, Evanjelist mezhebinin kurulmasını sağlayarak, bu mezhep inananlarının da, devletin yönetim kadrosuna gelmesini sağlayıp, bakın nelere inandırmışlar.

“ YAHUDİLER, ALLAH IN VAAT ETTİĞİ KUTSAL TOPRAKLARA YERLEŞTİRİLMEDİĞİ SÜRECE, İSA MESİH DÜNYAYA GELMEYECEKTİR.”

Yahudiler yalnız bizim inançlarımıza değil, Hıristiyan inançlarına da işte böyle girmişler ve onları böyle yönetiyorlar. Amerika nın, Yahudilere devlet kurmalarının ve onları savunmalarının tek nedeni, bu düşünceye inanmalarından kaynaklanıyor. Allah ile aldatmak, demek ki her inancın başına bela.

Yahudiler, diğer Ehlikitabın içine soktukları yanlış bilgilerle, kendi topraklarının kutsallığını sağlamış VE ADETA İŞKÂL ETTİĞİ TOPRAKLARI, BAŞKALARININ KORUMASINI, DEĞER VERMESİNİ SAĞLAMIŞLARDIR. Bizlerde KUDÜS Ü din adına öyle kutsallaştırdık ki, bazı Hac turları önce Kudüs ü ziyaret ediyor, daha sonra Mekke ye geçiyorlar. Allah bizlere akıl fikir versin. ORAYA GİTTİĞİMİZDE, YAHUDİLERE KAZANDIRDIĞIMIZ PARAYI BİR DÜŞÜNÜN. BU KAZANDIRDIĞIMIZ PARALAR, MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİZE KARŞI MERMİ, SİLAH OLARAK GERİ DÖNÜYOR.

Değerli din kardeşlerim, bizlerin inancına girmiş batıl ve hurafe inançlarımızı, lütfen Kur’an süzgecinden geçirelim. Allah sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim diyorsa, Kur’an ın sınırlarını aşan, onun bahsetmediği, hiçbir bilginin lütfen ardı sıra gitmeyelim ve inanmayalım. İnanın çok pişman oluruz.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/


3
İslami Konular / Neden İSLAM (NEDEN ALLAH CELLE CELALÜH'E İnanmalıyız?)
« Son İleti Gönderen: mertyürek Aralık 02, 2017, 06:32:54 ÖS »
Eûzubillâhimineşşeytânirracîym - Bismillâhirrahmânirrahîym

Rahman Rahim Allah'ın adı ile başlarım.  lemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun. Salât ve selâm, PEYGAMBER EFENDİMİZ’in ve onun pak âlinin ve ashabının tümüne..

وَمَا تَوْفِيقِي إِلاَّ بِاللّهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ أُنِيبُ

ve mâ tevfîkî illâ billâh, aleyhi tevekkeltu ve ileyhi unîb
selamun aleyküm rahmetullahi ve berakatühü

NEDEN İSLAM?

Bu soru HAZRETİ İSLAM'IN tebliğ edildiği günden beri insanlığın sorduğu ve sorması gerektiği en önemli sorudur.HAZRETİ MUHAMMED SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM ilk vahyi alıp,ilk tebliğe başladığı zaman en yakın dostu ve ilk inananlardan olan HAZRETİ EBU BEKİR RADIYALLAHU ANH bile HAZRETİ İSLAMI kabul etmeden önce PEYGAMBER EFENDİMİZ SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM'E HAZRETİ İSLAM'I tanımak için bir kaç soru sormuş ve aldığı cevaplar neticesinde inanmış ve iman etmiş ondan sonrada ''eğer O (PEYGAMBER EFENDİMİZ SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM) bana şu masanın altında bir ordu olduğunu söylese O'na (S.A.V)  inanırım'' demiştir.

Peki bu inanca nasıl ulaşmıştır.işte bu yazımızda temel olarak neden Allah'a, inanmalıyız ve neden İslam'a inanmalıyız sorularına cevap vereceğiz İNŞAALLAHURRAHMAN.

PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V)  tebliğine aslında devam etmektedir.nasıl? mı? diyorsunuz:

PEYGAMBER A.S'LAR hakkında az çok bilgisi olanlar bilirlerki onlar tebliğe gönderildikleri insanlara HAZRETİ ALLAH AZZE VE CELLE'nin varlığını,birliğini,getirdikleri dinin hak din olduğunu ispat etmek için o zamanın insanlarının en ileri oldukları konularda onları aciz bırakacak deliller getirerek,mucizeler göstererek o kişileri kurtuluş yoluna davet etmişlerdir.örneğin HAZRETİ İSA A.S tıb konusunda ileri olan kavmine tıb konusunda mucizeler göstermiştir.MUSA A.S'ın gönderildiği kavim sihir konusunda ileri idi MUSA A.S'DA sihirbazların sihrini aciz bırakacak mucizeler verilmiştir.PEYGAMBER EFENDİMİZ S.A.V'DE belagat,edebiyat ilminde ileri olan arapların belagatını,aciz bırakacak bir mucize olan HAZRETİ KUR'AN verilmiştir.

PEYGAMBER EFENDİMİZ SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM tebliğine aslında devam etmektedir demiştik.öyle ise günümüzde tebliğ yaptığı kişileri kendisine inandırmak için ileri oldukları konuda onları aciz bırakacak mucizeler deliller göstermesi gerekiyor.

Peki acaba bu gün SEVGİLİ PEYGAMABERİMİZ S.A.V bize ne ile delil ve mucize getirmiş olabilir?yazımızı okudukça bunu anlayacaksınız inşaALLAH.   

yazımızın başlığı olan NEDEN İSLAM sorusuna cevap vermeden önce neden bir İLAHA (C.C)inanmalıyız,BİR İLAH VARMIDIR? sorusuna cevap vermeye çalışacağız.


İnsanoğlu yeryüzünde akıla sahip yegane canlıdır.ve bu aklın neticlerindendirki düşünür,merak eder,araştırır,öğrenir ve idrak eder.bunlardan doğan bilgiye İlim,Bilim,İrfan gibi bir çok adlar verir.işte bu düşünen merak eden ve öğrenen zeka gibi müthiş bir özelliğe sahip olan insanoğlunun kendisine sorduğu en önemli sorulardan biri ve belki de en önemli ve en temel soru şudur;ben kimim,nasıl var oldum,içinde yaşadığım dünya ve evren nasıl var oldu?yaratıldım mı?yoksa varlığım kendiliğinden oluşuvermiş bir şeymi,yani bir YARATICIM (CELLE CELALÜH) varmı yokmu?evren ve biz şu anda ne durumdayız,ve ne olacak?

işte bu sorularla kafası bir hayli meşgul olan insanoğlu bu soruları cevaplandırmak adına bir çok şeye müracaat etmiş ve onlarda bu en temel sorusuna cevap bulmaya çalışmıştır.kah bu sorunun cevabını dinlerde kah felsefede kah da bilimde aramıştır.


ister bu sorunun cevabını biz Müslümanlar gibi HAZRETİ İSLAM'DA aramış olun ister  diğer dinlerde aramış olun ister  felsefede aramış olun biz bu konuda bu soruyu herkesin inanmakta ortak noktası olan yani herkesin tarafsız kabul edebileceği ve müslümanından,hristiyanına,ateistinden,budistine,musevisine, bütün insanoğlunun en güvenilir veri ve bilgi sağlayıcısı olarak kabul edeceği İLMİN,BİLİMİN bu konuda nedediğine bakacağız.

Bilim bu konuda kesin ve net fikrini çağımızda ortaya koymuş durumda!

bizde Bilimin deney ve gözlemlerle ulaştığı kesin sonuçlar neticesinde neye inandığını! anlatmaya çalışacağız.


sorularımıza dönelim.
---Eğer bir ilah varsa ve bizim yaratıcımızsa bizim ve herşeyin içinde bulunduğu evreni yaratmış olmalıdır--- değilmi?işte içinde yaşadığımız bu evrenin nasıl var olduğu yaratılmış bir şey mi olduğu yoksa kendiliğinden var olan bir şeymi olduğu ile ilgili öne çıkan 2 görüş vardı bunlar:
1.yaratılışçı olarak nitelenen HAZRETİ ALLAH CELLE CELALÜH tarafından gönderilen dinlerin [islam,musevilik(yahudilik diye bilinir),isevilik(hristiyanlık diye bilinir)],kutsal kitaplarında önerdikleri görüştü.
“bunlara göre evren HAZRETİ ALLAH  CELLE CELALÜH tarafından tek bir maddeden belli bir geçmişteki zamanda yoktan  varedilmiştir. genişlemektedir ve bu genişleme bir gün tersine çevrilecek ve kıyamet denilen bir olayla eski haline getirilecektir.yaratılmış her şeyin bir ömrü vardır."Külli nefsin zâikatü'l-mevt", yani "Her nefis ölümü tadacaktır."(bk.  l-i İmran, 3/185; Enbiyâ: 21/35; Ankebut, 29/57)(1)

2.görüş ise ateistlerin inanışlarına temel olarak aldıkları materyalizm denilen görüştür buna göre:madde ve evren yaratılmış bir şey değildir.sonsuzdan beri gelmektedir ve sonsuza gidecek yani sonsuza kadar var olacaktır.durağandır yani genişleme veya başka bir hareket göstermez.mutlak varlık maddedir yani görünen madde dışında bir varlık (İLAH,melek,cin)yoktur.gördüğünüz gibi aslında materyalizm kendine has bir evren görüşü ortaya koymamıştır.aslında o sadece semavi dinlerdeki evren önermesine karşı çıkar ve tam tersi olan bir görüş üretmiş ve bunun doğru olduğunu ileri sürmüştür .
Materyalist Georges Politzer  Felsefenin Başlangıç İlkeleri adlı kitabında, "sonsuz evren" modeli hakkında şöyle söylemiştir.
Evren yaratılmış bir şey değildir. Eğer yaratılmış olsaydı, o takdirde, evrenin Tanrı tarafından belli bir anda yaratılmış olması ve evrenin yoktan varedilmiş olması gerekirdi. Yaratılışı kabul edebilmek için, her şeyden önce, evrenin var olmadığı bir anın varlığını, sonra da, hiçlikten (yokluktan) bir şeyin çıkmış olduğunu kabul etmek gerekir. Bu ise bilimin kabul edemeyeceği bir şeydir.(2)

Gördüğünüz üzere materyalistlerin evrenin var oluşu ilgili herhangi bir bilimsel kanıtları yoktur.ve ayrıca sadece semavi dinlerin yani CENAB’I ALLAH’IN CELLE CELALÜH gönderdiği dinlerin iddialarına karşı çıkarak bir iddia ortaya koymuştur onlar.durağan evren modelinin en büyük kanıtı Newton idi ama ilerleyen teknoloji onun yanıldığını ortaya koydu!(Newtonda koyu bir hristiyandı CENAB’I ALLAH’A CELLE CELALÜH imanı kuvvetli hristiyan bir bilim adamıydı zaten.)

peki acaba bilim hangisinin doğru olduğunu ortaya koymuştur?:


İnsanoğlu içinde bulunduğu yerin yani evrenin,nasıl var olduğunu anlamak amacıyla zamanına ve elinde bulunan teknolojiye göre kah ona çıplak gözle kah teleskoplarla bakmış kah kısa menzilli insanlı uzay araçları kahta uzun menzilli uzaktan kumandalı insansız uzay araçları göndermiştir ve içinde bulunduğumuz evren hakkında çok ilginç bilgiler elde ederek muhteşem evren karşısında hayret,hürmet,hayranlık ve kimi zamanda dehşet duygularını hissetmiştir.

Peki evrenimiz kimdir onun hakkında neler biliyoruz?

Bilim evrenin var oluşu hakkında bir çok kanıt sunduğu ve bu kanıtlar başta Materyalist,ateist bilimadamlarınca ileri sürülen karşı iddiaları çürüttüğü için Big Bang modelini kabul etmiştir.

3.Büyük Patlama teorisi: 1920 li yıllarda Rus kozmolog ve matematikçi Alexander Friedmann ve Belçikalı fizikçi papaz Georges Lemaître tarafından  farklı bilimsel çalışmalarla ortaya konan Big Bang teorisi uyarınca evren belli bir geçmişteki zamanda (13,7 ila 15  milyar yıl önce) -atomdan daha küçük bir tek bir maddeden- -yoktan!-  varedilmiştir. -genişlemektedir!- ve bu genişleme bir gün tersine çevrilecek ve büyük çöküş denilen bir olayla eski haline getirilecektir yani -ilk haline atomdan daha küçük bir tek bir maddeye dönecektir-.bu olayın yaşayan kanıtı,örneği patlayan yıldızlarla oluşan karadeliklerdir yıldızlar adeta küçük evrenlerdir.

ve yine Big Bang’a göre evrenin bir başlangıcı ve ömrü yani sonu vardır materyalizmin sonsuz evren teorisi tersine.
Eûzubillâhimineşşeytânirracîym - Bismillâhirrahmânirrahîym
İnkâr edenler, göklerle yer bitişik bir halde iken bizim, onları birbirinden kopardığımızı ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi? Yine de inanmazlar mı?
Enbiyâ Suresi 30. Ayet

Göğü kendi ellerimizle biz kurduk ve biz (onu) elbette genişleticiyiz.
Zâriyât Suresi 47. Ayet

(Düşün o) günü ki, yazılı kâğıtların tomarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. Tıpkı ilk yaratmaya başladığımız gibi onu tekrar o hale getiririz. (Bu,) üzerimize aldığımız bir vaad oldu. Biz, (vâdettiğimizi) yaparız.
Enbiyâ Suresi 104. Ayet


Ayetlere dikkat ederseniz bilimin ortaya koymuş dolduğu Bigbang evren modeli ile Semavi dinlerin Yani HAZRETİ İSLAM’IN içinde bulunduğu CENAB’I ALLAH CELLE CELALÜH’ÜN vahiy yolu ile göndermiş olduğu semavi dinlerin evrenin yaratılışında bildirdiği bilgiler bire bir aynıdır!.Dikkat ediniz:

gördüğünüz üzere bilimadamları evrenin bir yaşının olduğunu söylüyorlar.bu şu demektir :

1.Evren materyalistlerin dediği gibi sonsuzdan beri gelme-mektedir.
2.Eğer bir yaşı varsa yani örneğin 15 milyar yaşında ise 16 milyar yıl önce yok demektir!!!bu evrenin yokluktan geldiğini gösterir.
3.Her şey gibi evreninde ve içindeki herşeyinde bir ölümü yani sonu vardır.

Ve yine dikkat ediniz bu teorinin kurucularından birisi Lamaitredir.Lamaitre HAZRETİ ALLAH CELLE CELALÜH'ÜN gönderdiği kitaplardan birine yani İncile iman eden hristiyan Fizikçi bir papaz'dır.şimdi şöyle düşünebilirsiniz.bir teoriyi sırf bir papaz ileri sürdü  diye illaki yaratılış ve semavi dinlerle ilişkilendirmek mi gerkiyor?hayır asla böyle bir şey iddia edilemez.. hem papaz,hem imam,hem haham olup hemde bilimle ilgilenen  insanlar var ve bir çok bilimsel çalışma yapmaktadırlar.fakat bu bilimsel çalışmalar sırf onların dinsel kimliğinden dolayı direkt olarak yaratılışla,dinle ilişkilendirilemez.

fakat bu teorinin çok özel bir yanı var.bu teori evrenimizin var oluşu ile ilgili bir bilimsel çalışma, ve bu bilimsel çalışmalar sonucunda evrenin varoluşu ya yaratılışa çıkılacak yada inaçsızların ateistlerin savunduğu gibi tesadüflere veya evrenin varlığının kendi varlığına bağlı oluşuna.yani yaratılmış bir şey olmadığı görüşü iddiasını sürdürmeye devam edecek.ama beklenenin tam tersi olmuş ilginç bir şekilde yaratılış iddiaları kanıtlanmıştır,doğrulanmıştır.hemde aynı zamanda bu teorinin kurucularından biride Rus kozmolok Alexander Friedmann’dır.Friedmann Lamaitreden bağımsız olarak aynı bilimsel sonuçlara ulaşmıştır buda Lamaitrenin ulaştığı sonuçların tesadüfi bir şey olmadığını gösterir.

Fizikçi Papaz Lamaitre bu teorisini sadece kendi bilimsel gözlem,deney ve hesaplamaları ile de ortaya koymuş da değildir.hayır aslında o zaten ileri sürülen bir iddiayı sınamıştır.o iddia Allah’ın yaratış planındaki iddialardır.örneğin evrenin materyalizmdeki gibi durağan olmadığını aksine genişlediğini,sonsuzdan beri gelmediğini aksine geçmiş bir zamanda tek bir noktadan yoktan var edildiğini.yani kısacası evrenin var oluşunun HAZRETİ ALLAH CELLE CELALÜH'ÜN vahiylerinde bildirdiği yaratılış plananına tam olarak uyduğunu kanıtlamıştır.

Fizikçi Papaz Lamaitre  bu teoriyi vatikanın astrofizik gözlemevinde yaptığı deney,gözlem ve hesaplamalar sonucunda ortaya koymuştur.teorisini bilimsel olarak ortaya koyduğunda katolik kilisesi kendisi büyük bir çoşkuyla kutlamış ve teorisinin İncildeki yaratılışla -tam uyumlu- olduğunu açıklamıştır.(bunun yanında şunu da önemle belirtmeliyiz ki bu konuda HAZRETİ KUR’AN’DA daha çok bilgi bulunmaktadır)

kısacası lamaitre herhangi bir teoriden bahsetme-mektedir.bilakis evrenin var oluşu ile ilgili bir çok iddiadan bir tanesinin doğru olup olmadığı hususunda çalışma yapmış ve bunun doğru olduğunu bilimsel olarak anlamıştır.bu iddia HAZRETİ ALLAH AZZE VE CELLE'NİN dinlerinde bahsettiği yaratılış iddiasıdır.

Bilim HAZRETİ ALLAH'IN CELLE CELALÜH PEYGAMBERLER ALEYHİSSELAMLAR ile gönderdiği semavi (HAZRETİ İSLAM,Musevilik,Hrsitiyanlık) dinlerinin kanıtlarınn doğru olduğunu bildirmektedir.

"bilimsel gelişmeler sayesinde son zamanlarda tasarım düşüncesini destekleyen delillerden dolayı daha önce inançsız ya da agnostik olan pek çok bilim adamı ALLAH'A YARADAN'A inanmaya başlamıştır.(Bir kaç örneği burada zikredeceğiz daha fazlasına aşağıda vereceğim linklerden ulaşabilirsiniz)

Jim Holt bu konuda şunları söylemektedir:
Bundan birkaç ay önce Nature dergisinde gördüğüm bir araş-
tırma Amerikalı fizikçi biyolojist ve matematikçilerin % 40’ının
Tanrı’ya inandığını ortaya koymuştur. Bunlar hem de bir metafiziksel soyut Tanrı’ya değil bizim işlerimizle yakından ilgilenen ve
dualarımızı duyan İbrâhim İshak ve Yakub’un! Tanrısı’na inanmaktadır.
‘Quotes from Scientists Regarding Design of the Universe’ (3)."


(daha önce ezici çoğunlu inançsızdı!)
şimdi dikkat:
"Frank Tipler (Matematik Fiziği Profesörü): 20 yıl önce kozmolojist
olarak kariyerime başladığımda bir ateisttim. Bir gün Yahudi-
Hıristiyan teolojisinin (PEYGAMBERLERİN A.S bildirdiği dinlerden bahsediyor!) temel iddiasının doğru olduğunu ve
bunun bizim anladığımız fizik kanunlarının bir sonucu olduğunu
gösteren bir kitap yazacağımı en vahşi rüyalarımda bile hayal
edemezdim. Ben bu sonuçlara benim özel fizik branşımın merhametsiz
mantığını kullanarak ulaştım."(5).


Hazreti Kur'an'ın ayetlerinde evrenin yaratılış anının yani bilimce BigBang’in nasıl anlatıldığını anlatmadan önce fizikçi bir papazın kanıtladığı bir teorinin hala ''Neden İslam ve Neden Allah'a CELLE CELALÜH inanmalıyız'' soruları ile ne alakası var? diyenler olabilir;konuyu okuyan çoğu kimsenin bu soruyu sormayacak kadar Dinler ile ilgili ve genel kültürel bilgisinin olduğunu tahmin etsemde,bilmeyenlerinde olabileceğini düşünerek semavi dinlerin (İSLAM,hristiyanlık,musevilik) birbirleri ile ilgisini kısaca anlatalım.

İsevilik(hristiyanlık),musevilik(yahudilik) ve İSLAM bunların hepsinin kaynağı birdir.Yaratıcı (c.c); Resul,Nebi,Peygamber denilen elçiler tarafından alınan vahiylerden oluşan kitaplarda (tevrat,Zebur,İncil,Kur'an) İlahi emirlerini  insanlara bildirmektedir.bir müslüman incilinde,zeburunda,tevratında,kur’anı keriminde -aslının- CENAB’I ALLAH’TAN geldiğine,Musa,İsa,İbrahim,Yakup,İshak ve Muhammed Peygamberinde CENAB’I ALLAH’IN Peygamberi olduğunuda kabul etmek zorundadır..

Peki HAZRETİ ALLAH CELLE CELALÜH  evrenin yaratılışından HAZRETİ KUR'AN'da nasıl bahsediyor?:
öncelikle şunu söylemeliyizki HAZRETİ KUR'AN size fiziksel denklemlerden,matematiksel formüllerden bahsetmez.o matematiği hiç bilmeyeninde,fizikten hiç haberi olmayanında,ordinaryüs profesöründe anlayacağı en basit ve kolay anlaşılır ipuçları verir vede teferruata girmez.ama bu teferruata girilmeden verilmiş ipuçları sizi anlaşılması çok zor olan büyük gerçeklere götürecektir.  mesala şu ayet Bigban’in özünü anlatmaktadır yani genişleyen evren’i:
Bismillah
   
BGöğü kendi ellerimizle biz kurduk ve biz (onu) elbette genişleticiyiz.  .
Zâriyât Suresi 47. Ayet
(6)

Zaten bigbang teorisinin iddialarının gerçek olduğunun anlaşılması evrenin genişlediğinin bilimsel olarak anlaşılması ile ortaya çıkmıştır.bigbang içinde bir genişlemedir diyebiliriz.

Materyalist kalmakta ısrarcı olan bilimadamları yaklaşık 80,90 yıldır Bigbang’i çürütmek için karşı tezler ileri sürselerde Bigbang kendini her zaman kanıtlamıştır.yukarıdaki örnekler gibi bilimin ispatladığı yaratılışı kabul eden eski ateist bilimadamlarıda vardır bunlardan en önemlisi hayatının 50 yılı boyunca ateizmin adeta fikir babalığını yapan Anthony Flew’dür.ne yazıkki ateizm’e yaptığı bu emeklere rağmen İnancı seçince ateist çevreler tarafından deli ilan edilmiştir.oysaki yazdığı “Yanılmışım tanrı varmış” kitabında keskin zekasını kanıtlayan iddia ve yaratılışla alakalı bir çok çıkarımda bulunmuştur.O bu konu hakkında şöyle söylemektedir

“İtiraflarda bulunmanın insan ruhuna iyi geldiğini söylerler. Ben de bir itirafta bulunacağım: Big Bang modeli, bir ateist açısından oldukça sıkıntı vericidir. Çünkü bilim, dini kaynaklar tarafından savunulan bir iddiayı ispat etmiştir: Evrenin bir başlangıcı olduğu iddiasını.”(7).

Bigbang’e yöneltilen en büyük eleştrilerden birini materyalist bilim dergisi Nature'ın editörü John Maddox'un 1989 yılında yazdığı bir makalede yapmıştır. Maddox,"Kahrolsun Big Bang" (Down with the Big Bang) başlığıyla yazdığı makalede "Big Bang'in felsefi olarak kabul edilemez olduğunu" çünkü "Big Bang ile birlikte teologların Yaratılış fikrine güçlü bir destek bulduklarını"yazmıştır.1989’da "Big Bang önümüzdeki on yılı çıkaramayacak" demesine rağmen günümüzde bile Big Bang kendisine çok sağlam kanıtlar bularak bu büyük iddiasına yani varlığımızın PEYGAMBERLER gönderen ALLAH’IN yaratılış iddiasının doğru olduğu iddiasını devam ettirmektedir.

Bir çok bilim adamı hatta çok önemli bilimadamı bu teoriyi çürütmek için teoriler ortaya koyması ve bu teorilerin boşa çıkması demek aynı zamanda Big Bang kendini ispatlamaya devam etmeside demektir. buda bu teoriye olan güvenin artmasına sebep olmaktadır.CENAB’I ALLAH adeta kendi teorisinin kanıtlanması işini anti yaratılışçı bilimadamlarına vermiştir.bu güvenden kaynaklanan cesaretle yaratılış iddialarına dayanan Bigbang’i anlamak üzere 27 Avrupa Ülkesinin katılımı ile oluşturulan dünyanın en büyük ve en pahalı labaratuvarından CERN labaratuvarları kurulmuştur!buda çok ilginç bir bilgidir.bazı yaratılışçılar bunu yaratılışın en büyük anıtlarından biridir diye yorumlamaktadırlar.

Yaratılış ve Big Bang ile ilgili bu durumu ülkemizin yetiştirdiği güzide bilimadamlarından olan fizikçi doçent Dr. Caner Taslaman ''Big Bang ve Tanrı'' adını verdiği kitabının 21 sayfasında anlatıyor.linkini size veriyorum:

www.bigbang.gen.tr/wp-content/uploads/2011/10/big-bang-caner-taslaman.pdf

www.mucizeler.com

Bu iki eser aynı zamanda Doçent doktor Caner Taslamanın üniveritesine sunduğu Tezlerdir Üniversite tarafından kabul görmüş ve aynı zamanda Caner Taslaman’ın Akademik kariyerinde mertebe atlamasını sağlamış eserlerdir.

Ayrıca yine yazımızda eski! ateist bilimadamlarının değişen görüşlerini aktardığımız diğer bir eserde Yardımcı Doçent Doktor Emre Dorman’ın eseri olan Modern Bilim “Tanrı Var” ‘dır.bu eserde son zamanlarda bilimsel gelişmelerin CENAB’I ALLAH’IN varlığını kanıtladığına dair yazılmış vede inançlı inançsız herkesin okuması gereken çok önemli bir eserdir.

Meal alıntıları Diyanet Vakfı Meali kuranmeali   .com

(1).sorularlaislamiyet'ten bu konu hakkında açıklamaları okuyabilirsiniz.
(2).George Politzer, Felsefenin Başlangıç İlkeleri, İstanbul: Sosyal Yayınlar, 1989, s. 84
(3).www.godandscience.org
(4).www.scienceandthebible.org
(5).http://allah.web.tr/wp-content/uploads/2011/07/Modern-Bilim-Tanr%C4%B1-Var-Dr.-Emre-Dorman.pdf
(6).http://www.mucizeler.com/2011/10/surekli-genisleyen-bir-evrende-yasiyoruz/

ALLAH’U ALEM (CENAB’I ALLAH CELLE CELALÜH en doğrusunu bilir.)ALLAH’U ZÜLCELALE sonsuz sınırsız hamd şükür ve istiğfarı tevbe, PEYGAMBER EFENDİMİZ SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM’E, EHLİBEYT ve ASHABINA sonsuz sınırsız salatu selam olsun.CENAB’I MEVLA bizi affetsin,bağışlasın mağfiret ve hidayete erdirip orada daim etsin azabından korusun,sonsuz rahmetine ve Cennetine dahil etsin.her türlü şerden daima korusun amin.hakkınızı helal edin selam ve dua ile
4
Bir yazıma cevap veren arkadaşımız, yazımı tenkit edip, kendi düşüncesini anlatmak adına öyle şeyler yazmış ki, bunu sizlerle paylaşmamın çok önemli olduğunu düşündüm. Arkadaşımız Bakara 284. ayette geçen bir cümleyi yazmış, bu sözleri nasıl anlamalıyız, ayet ne anlatıyor diye bana sormuştu, ayeti önce yazalım, daha sonra konuşmaya devam edelim.

Bakara 284: Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah'a aittir. İÇİNİZDEKİLERİ AÇIĞA VURSANIZ DA GİZLESENİZ DE ALLAH ONDAN DOLAYI SİZİ HESABA ÇEKECEKTİR ve sonra O, İSTEDİĞİNİ AFFEDECEK, İSTEDİĞİNİ CEZALANDIRACAKTIR. Zira Allah her şeye gücü yetendir. (Bayraktar Bayraklı meali)

Bana soru soran arkadaşımız, Allah bu ayette, “İÇİNİZDEKİLERİ AÇIĞA VURSANIZ DA GİZLESENİZ DE, ALLAH ONDAN DOLAYI SİZİ HESABA ÇEKECEKTİR” cümlesinde, Allah bizim içimizden geçirdiğimiz kötü şeylerden dolayı da mı cezalandıracak, şeklinde soru sormuştu, bende elimden geldiğince, Kur’an ın diğer ayetlerinden faydalanarak, örnekler verip bu ayette bundan bahsedilmediğini anlatmaya çalıştım. Konu açılmışken, Allah bu sözleriyle bizlere ne anlatmaya çalışıyor, isterseniz konuya girmeden önce, kısaca bahsedelim.

Önce şunu söylemeliyim, Allah ayetinde içinizden geçirdiklerinizden, yani gizlediklerinizden dolayı sizi hesaba çeker sözü, içinizden geçirdiğiniz kötü şeylerden dolayı sizi cezalandırır anlamında değildir. Lütfen dikkat edelim, ALLAH İÇİNİZDEN GEÇİRDİKLERİNİZDEN, SİZLERİ SORUMLU TUTAR DEMİYOR. Hesaba çekmek sorgulamaktır. Sorgunun sonunda ceza verilir, tabi suçlu bulunulursa, kötü düşünce fiiliyata geçmişse. Ayetin sonunda da onu açıklıyor ve ne diyor? Allah istediğini affedecek, istediğini cezalandıracaktır. Yani önce sorgu, daha sonra suç varsa işlenmişse, herhangi bir kişiye zarar verilmişse, ceza verilecektir.

Allah bu sözleriyle bizlerin dikkatini çekiyor, uyarıyor ve diyor ki, “BEN SİZİN İÇİNİZDEN GEÇİRDİKLERİNİZİDE BİLİRİM, ONA GÖRE DAVRANIN.” Bu uyarıyı yapmaktan maksat, kendinize gelin, sinirlerinize hâkim olun ve kafanızda kötü şeyler planlamayın, böyle düşünceler geldiğinde, hemen Allah a sığının. Çünkü o planların daha sonra esiri olursunuz ve ŞEYTANIN VESVESESİYLE O DÜŞÜNCELERİ HAYATA GEÇİREBİLİRSİNİZ. İşte Allah bu sözlerle bunu engellemeye çalışıyor. İÇİNİZDEN GEÇENİ BİLİRİM DİYEREK, KÖTÜ DÜŞÜNCEDEN ALLAH KULLARINI UZAKLAŞTIRMAYA ÇALIŞIYOR.  Bakın Allah ayetinde ne diyor.

Araf 200: EĞER ŞEYTANDAN BİR KIŞKIRTMA SENİ DÜRTERSE, HEMEN ALLAH’A SIĞIN. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (Diyanet meali)

Elbette Allah, yalnız düşüncede kalan, fiiliyata geçmemiş, kötü niyetli düşüncelerimizden, fikirlerimizden dolayı bizleri cezalandırmaz. Cezalandıracağım demiyor, ama uyarıyor dikkatli olmamızı istiyor.  Bu konuyu, Kur’an ın diğer ayetlerine de müracaat ederek, daha iyi anlamaya çalışalım. Çünkü Kur’an kendisini anlatan, açıklayan eşi benzeri olmayan bir NURDUR, IŞIKTIR.

Allah yarattığı kullarının, hangi vasıflara sahip olduğunu anlatırken Kur’an da, şunları söyler. KULLARIM TARTIŞMAYA MEYİLLİDİR, ACELECİ TABİATTA, ZAYIF NEFİSTE YARATILMIŞTIR. Bu özelliklerinin üstünden gelmesi içinde Allah, kullarıma akıl verdim ki, bu zayıflıklarının üstesinden gelsin diye bilgi verir. Bu vasıfları taşıyan bir insan, elbette ilk önce sinirle kötü şeyler düşünebilir, bunu yapması çok da normaldir. Ama aklını kullandığında, düşündüklerini hayata geçirdiğinde, ALLAH A SIĞINDIĞINDA olacakları hesaplayıp, düşüncelerini uygulamaktan vazgeçer. Günümüz hayatımızda da, kanunlarımız öyle değil midir? İşlenmek istenen suç, yalnız düşüncede kaldıysa, fiiliyata geçmediyse suç sayılmaz. Sizlere hatırlatacağım ayetler üzerinde lütfen düşünün.

Nisa 123: İş, ne sizin kuruntularınızla, ne de kitap ehlinin kuruntularıyla olur. KÖTÜLÜK YAPAN, ONUNLA CEZALANDIRILIR ve kendisine Allah'tan başka ne dost ne de yardımcı bulur. (Bayraktar Bayraklı meali)

İbrahim 51: Allah herkese KAZANDIĞININ KARŞILIĞINI VERMEK İÇİN ONLARI DİRİLTECEKTİR. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.  (Bayraktar Bayraklı meali)

Nerml 90: KÖTÜLÜK YAPANLAR, YÜZÜSTÜ ATEŞE ATILIRLAR. “YAPTIKLARINIZDAN BAŞKA BİR ŞEYLE Mİ CEZALANDIRILIYORSUNUZ?” denir.(Bayraktar Bayraklı meali)

Saffat 39: SİZE, SADECE YAPTIKLARINIZIN KARŞILIĞI VERİLECEKTİR. (Bayraktar Bayraklı meali)

Enam 160: Kim Allah'ın huzuruna bir güzellik getirirse ona, getirdiğinin on katı vardır. KİM DE KÖTÜLÜK GETİRİRSE, O SADECE GETİRDİĞİNİN DENGİ İLE CEZALANDIRILIR. Onlar haksızlığa uğratılmazlar. (Bayraktar Bayraklı meali)

Bu ayetler, her şeyi açıklıyor. Bizler bu dünyada imtihandan geçiyoruz, ne yaptıysak onun karşılığını göreceğiz. Bizzat yapmadığımız, düşüncede kalmış hiçbir şeyden bizleri Allah cezalandırmaz. BU İMTİHAN OLMANIN KURALLARINA, KUR’AN IN ADALET ANLAYIŞINA DA TERS DÜŞER. Allah bizlerin sadece yaptıklarımızın karşılığının verileceğini söylüyorsa, bunun tersi olan hiç bir düşünceyi, Allah a nispet etmeyelim, hata yaparız. 

Allah ne diyordu Kur’an için. “YEMİN OLSUN Kİ, BU KİTABI SİZLER İÇİN KOLAYLAŞTIRDIM.” Sırf bu hüküm bile, aklımızdan geçirdiğimiz, ama hayata geçmeyen, kötü bir şeyden bizleri Allah ın sorumlu tutmayacağına açık kanıttır. Gelelim arkadaşımızın bu ayet ile ilgili, bana söylediği sözlere.

Aslında bu arkadaşımızın amacının, benden bilgi almak olmadığını, düşüncelerimin yanlış olduğunu bana anlatmaya çalıştığını, bana verdiği cevaptan anladım. Bana öyle bir cevap verip, ayetle ilgili öyle bir açıklama yaptı ki, doğrusu yaşanan İslam ın ne boyutta olduğuna çok güzel bir örnekti. Sizlere verdiği cevabı, ibret olması adına paylaşmak istiyorum.

“Bu ayet nesh olmuş, yani hükmü ortadan kaldırılmıştır. ÖNCEKİ ÜMMETLER, İÇİNDEN GEÇİRDİKLERİ ŞEYLERDEN DOLAYI, ALLAH İNDİNDE MESUL İDİLER. Fakat bu ayet, bu ümmet için de inince, Sahabe Resulullaha giderek. BİZ NAMAZ KILIYORUZ, ORUÇ TUTUYORUZ, FAKA BU AYET BİZE AĞIR GELDİ DEDİLER.”

“ALLAH(CC) O AYETİN HÜKMÜNÜ KALDIRIP, ONUN YERİNE, BAKARA 286. SİZİN NEFSİNİZİN YÜKLENEMEYECEĞİ ŞEYİ SİZE YÜKLEMEYİZ, MEALİNDEKİ AYETİ İNDİRDİ.”

“Ayetlerin nüzul sebebini anlamadan, bir insan tefsir yazarsa, kendi kafasına göre yorum yapmak zorunda kalır. Dolayısıyla her tefsir yazanın kafasına göre bir din çıkar ortaya. Birçok ayetin nüzul sebebi Resulullah ve sahabenin yaşantısıdır. NÜZUL SEBEPLERİNİN BİLGİLERİ DE BİZE HADİSLER VE SAĞLAM RİVAYETLERLE GELMİŞTİR.”

Ne yazık ki emin olmadığımız bilgilerin ardına düşersek, işte böyle Allah ın ayetlerinin hükmü birer birer ortadan kalkar, bizlerde bu yanlış bilgilere inanmış olarak huzura gideriz. Nüzul sebeplerinin bilgileri, bizlere hadisler ve sağlam rivayetlerle ulaştığını da, gönül rahatlığıyla söyleyebiliyorlar. Rivayet adı üstünde, emin olamayacağımız bilgi demektir. Bu bilgilere göre imanımıza nasıl yön veririz. Allah ın uyarılarını unuttuk mu? Emin olamayacağın bilginin ardına düşme, yalnız Kur’an ın ipine sarılın, diye uyaran Allah ın uyarılarını dinlemeyip, böyle rivayetlerin ardına düşersek, sonucuna da katlanmasını bilmeliyiz. Allah ın muhkem yani apaçık ayetlerini, bizler tefsir yapamayız, bunu zaten Allah yapmış. Tefsir anlaşılmayan konulara, kapalı olan sözler için yapılır. Tefsir, söylenen söz hakkında kişinin yorumudur yani kendi düşüncesi ve kendi anladığıdır. Bu çok riskli ve tehlikelidir. Hâşâ Allah ın açıklayamadığını anlatan, açıklayan tefsir yapanlar mı var aramızda.

Düşünebiliyor musunuz, bunu söyleyip inandığımızda, ilk önce Allah ın adaletini sorgulamış oluyoruz. Hatta daha önceki kullarına Allah, hayata geçmemiş ama aklından geçmiş kötü düşüncelere bile ceza verdiğini, kullarını mesul tuttuğunu kabul etmiş oluyoruz ki, bu adaletsizliği Allah a nispet etmek bile, günahların en büyüğüdür.

Daha da kötüsü, Allah geleceği bildiğini Kur’an da söylemesine rağmen, gelecekte olacakları hesaplayamayan konuma Allah ı getirip kullarının, bizler bu ayetin hükmünü kaldıramayız itirazlarının sonunda, elçisinin de isteğiyle Allah hükmünden vazgeçip, başka bir ayet indirmiş olduğunu nasıl söyleriz ve buna inanırız. Bu ne büyük saygısızlık ve gaflet. Böyle düşüncedeki insanları, Allah ıslah etsin desem de çok zor.

Şöyle bir örnek verelim. Biz bir kişi hakkında, kafamızdan kötü bir insan olduğu konusunda düşünceler geçiriyoruz. Bu insan şöyle kötü, böyle kötü şeyler yapıyor diye yorumlar yapıyoruz kendi nefsimizce içimizden. Öyle bir zaman geliyor ki, bu kişiyle yakından tanıştığımızda ve onu iyice tanıdığımızda, kötü bir insan olmadığını anlıyoruz ve bu kişi ile ilgili kafamızdaki tüm kötü düşünceler siliniyor. Sizce daha önceki kötü düşüncelerimizden dolayı, Allah bizleri cezalandırır mı? O kişiye bu düşüncelerimizle zarar vermediysek, sırf düşüncelerimizden dolayı Allah ın ceza vermesi, Kur’an ın adalet anlayışına asla uymaz. Yemin olsun ki, bu kitabı sizler için kolaylaştırdık hükümlerine de ters düşer.

Lütfen unutmayalım, bizlerin ayetleri doğru anlamamız için, tüm ayetlerin nüzul sebebini bilmemiz gerekseydi, onu da Allah Kur’an da bizlere söylerdi. Eğer Allah tüm ayetlerin nüzul sebebinden bizlere bahsetmiş olsaydı, ayetleri yalnız o döneme ya da olaya has kılma, o döneme hapsetme yanlışını yapabilirdik. Bugün bu yanlış ne yazık ki, buna inananlar tarafından yapılıyor. Elbette bazı ayetlerde, nüzul sebebi açıklanmıştır Kur’an da. Sanki Kur’an eksik bilgi vermiş gibi, açıklanmayanların arayışına lütfen girmeyelim, yanlış bilgiler inancımızı zehirler ve bizleri yanlışa yönlendirir. Hesap günüde, pişman olanların safında buluruz kendimizi.

Aslında söyleyecek çok şeyler var, ama bizler Kur’an dan öyle uzaklaştık ki, yolumuzun nereye bizleri götürdüğünün, inanın farkında bile değiliz. Farkında olanlardan olmak istiyorsak, gelin rivayetlerin, sanı bilgilerin değil, en güvenilir Allah ın sözlerine, kitabına sarılalım. O BİZLERİ EN GÜVENLİ LİMANA ULAŞTIRACAKTIR. Allah cümlemizi, huzuru mahşerde güveli limana ulaşan, Allah ın azınlık, halis kulları arasında olmayı, bizlere nasip etsin inşallah.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


KUR’AN DA NESİH VAR MIDIR?

https://www.youtube.com/watch?v=GmCdxL_2d_Q


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/

5
İslami Konular / Enbiya Suresi 10, Şura 52, Ankebut 47. Ayetlere Kulak Verelim.
« Son İleti Gönderen: halukgta Kasım 19, 2017, 12:38:30 ÖS »
Bu makalemde sizlere hatırlatmak ve üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim bazı ayetler var. Lütfen bu ayetler üzerinde dikkatle düşünelim. Bizlere öğretilenleri bir kenara koyalım, bakalım Allah bu ayetlerinde bizleri nasıl uyarıyor ve hangi bilgileri veriyor ki, dini kullananların, saptıranların elinde hiçbir dayanakları olmasın.

Enbiya 10: Andolsun, SİZE ÖYLE BİR KİTAP İNDİRDİK Kİ, SİZİN BÜTÜN ŞEREF VE ŞANINIZ ONDADIR. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? (Diyanet meali)

Bakın Allah çok açık ve net bir bilgi veriyor bizlere ve ne diyor.

“SİZE ÖYLE BİR KİTAP İNDİRDİK Kİ, SİZİN BÜTÜN ŞEREF VE ŞANINIZ ONDADIR.”

Allah bizler için Kur’an ın yeteceğini, hatta hayatımızın özünün, yaşam rehberinin, şan ve şerefimizin yolunun yalnız Kur’an dan geçtiğini, asla bunun dışına çıkmamamız gerektiğini söylüyor. Siz bu uyarıyı aldıktan sonra, KUR’AN BENİM AMELİ İBADETLERİMİ GEREKTİĞİ GİBİ AÇIKLAMAMIŞ, BEN BU BİLGİLERİ KUR’AN DIŞINDAN GELEN SÖZLÜ BİLGİLERDEN HADİSLERDEN ÖĞRENİYORUM, DEMEMİZ NORMAL Mİ? Hani şan ve şerefimiz yalnız Kur’an daydı. Hani yalnız Kur’an ın ipine sarılacaktık. Hani Kur’an dan sorumluyduk. Hani biz kitapta hiçbir eksik bırakmadık diyordu Allah. Yoksa bu uyarılara kulak mı tıkadık, atalarımızın inançlarını yaşamak adına?

Tüm bunlar normal diyorsanız, Allah ın bu ayetine iman etmiyor, kendinize Kur’an ın yanında kitaplar, rehberler ediniyorsunuz demektir. Allah sizin bütün şan ve şerefiniz için her şey Kur’an da var diyecek, bizler adeta inatla, beşeri FIKIH inancının öğretisini Kur’an da göremediğimizde, bakın her şey yokmuş, demek ki Kur’an, iman adına her şeyi yazmıyormuş diyeceğiz öylemi? Bunu söylediğimizde ve inandığımızda, sonucuna da katlanacağımızı unutmayalım.

Değerli din kardeşlerim. Bizlerin asla unutmaması gereken bir konu var, oda Allah ın elçisinin ÜMMİ oluşudur. BU KONU İSLAM TOPLUMUNDA ADETA GİZLENİYOR. Kur’an ın ÜMMİ kelimesine, ÜMMİ toplumuna verdiği anlamı, eğer bizler doğru anlayabilirsek, bugün peygamberimiz adına uydurulan tüm iftiraların, sözlerin gerçek olmadığı ortaya çıkacaktır.

Peygamberimiz ÜMMİYDİ yani ne Yahudi’ydi nede Hıristiyan toplumuna tabiydi. Söyledikleri gibi ümmi okuma yazma bilmeyen anlamında değildir. Allah ın elçisi, Hiçbir ehli kitaba tabi değildi ama doğruların arayışındaydı. Onun içindir ki, ALLAH IN RESULÜNÜN DİNİ KONULARDA HİÇBİR BİLGİSİ YOKTU. Hatırlayınız Allah bu konuya açıklık getirmek için, ne diyordu elçisine hitaben.

“SEN KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMEZDİN. FAKAT BİZ KUR'ÂN'I, KULLARIMIZDAN DİLEDİĞİMİZİ DOĞRU YOLA İLETTİĞİMİZ BİR NUR YAPTIK.” (Şura 52)

Bakın Allah ın resulü, elçi olmadan önce, hiçbir inanca tabi değilmiş. Ayette de açıkça sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin diyor. Bu bilgiyi Allah bizlere neden bildiriyor, bunun maksadını mutlaka anlamalıyız. Eğer anlamadan üstünü örtersek, bu konuda Allah ın bizlere anlatmaya çalıştığı çok önemli gerçekleri anlayamayız. Çok daha dikkat çeken ise, ayetin devamında söylediklerini hatırlayalım.

“FAKAT BİZ KUR'ÂN'I, KULLARIMIZDAN DİLEDİĞİMİZİ DOĞRU YOLA İLETTİĞİMİZ BİR NUR YAPTIK.”

Demek ki peygamberimiz, doğru yolu, din adına her şeyi Kur’an dan öğrenmiş. Kur’an Allah ın doğru yoluna ileten, apaçık bir nurdur diyor ayet. Ama bizler bu gerçekleri görmezden gelip, Allah ın nurunu tamamlayan, hatta ibadetlerimizin detayı Kur’an da olmadığı için, onları açıklayan, izah eden bir konumuna getiriyoruz, Allah ın elçisini. Bu nasıl bir tezatlık, Allah ın elçisinin tek rehberi Kur’an ise, bizler nasıl Kur’an yetmez deriz. Allah verdiği emri neden açıklamasın, bunu da mı düşünemiyoruz? Açıklamadığı bir emirden nasıl hesap sorabileceğine inanıyoruz, bunu anlamakta zorluk çekiyorum. Bu nasıl büyük bir saygısızlık, bunun farkında bile değiliz.

Bu konuda bizlere referans olacak ve hurafelerden bizleri uzaklaştıracak, çok dikkat çekici bir ayeti sizlere hatırlatmak istiyorum.

Ankebut 47: Çünkü [ey Muhammed,] sen bu [vahyin gelmesi]nden önce HERHANGİ BİR İLAHÎ KELÂMI OKUMUŞ YA DA ONU KENDİ ELLERİNLE YAZMIŞ DEĞİLDİN; öyle olsaydı, [sana vahyetmiş olduğumuz] hakikati çürütmeye çalışanlar,  insanları [onun hakkında] KUŞKUYA SEVK EDEBİLİRLERDİ. (Muhammed Esed meali)

Bu ayetin bir ayet öncesinde de Allah, Kur’an ı peygamberimize indirdiğinden bahsediyor ve daha önceki vahiylere inanan ve inkârcılardan örnek veriyor. Bu ayette de aslında bizler için çok önemli bir bilgi veriyor, ÜMMİ konusuna açıklık getirmek adına.

Peygamberimizin konumu ile ilgili, daha önce Şura 52. ayette verdiği bilgiyi derinleştirmek, onaylamak adına, bakın ne diyor Yaradan. Sen, sana indirdiğimiz Kur’an dan önce, dini konularda hiçbir kitap okumamış ve bu kitaplarla ilgili dini konularda hiçbir bilgide yazmamıştın. Seni özellikle ÜMMİ toplumdan seçtik. Bunun nedeni, gerçeklere karşı çıkıp, Kur’an a iman etmek istemeyenler, bu durumunu kötüye kullanır, bu kitabı kendisi yazmış, daha öncede zaten buna benzer kitaplar yazıyordu demesinler diye, özellikle seni ÜMMİ toplumun içinden seçtik diyor. Ayetin son cümlesi zaten bunu açıklıyor.

Bunca açık ayetlerden sonra, Allah ın elçisinin ÜMMİ oluşu gerçeği üzerinde, dikkatle düşünelim ve diyelim ki; Madem Allah ın elçisi ÜMMİYDİ, yani Kur’an ın dışından hiçbir dini bilgisi yoktu, bu durumda peygamberimiz din adına Kur’an ayetlerinden başka hükümler koymuş olması mümkün değildir. Bunun mümkün olamayacağını ayetten anlıyoruz.

Allah o günkü topluma fırsat vermemek adına, elçisini ÜMMİ toplum arasından seçiyor ve sebebini de söylüyor. “KUR’AN I RESULÜM YAZMIŞ DİYEMESİNLER, ELLERİNDE BÖYLE BİR BAHANELERİ OLMASIN.” Bizlerde bu ayetten, kıssadan hisse alıp şunu rahatlıkla söyleyebiliriz;

ALLAH ÖZELLİKLE ÜMMİ BİR ELÇİ GÖNDERMİŞ Kİ, DAHA ÖNCE ATALARININ İNANCININ ETKİSİNDE KALMADAN, ASLA DİNE İLAVELER YAPMADAN, ÜMMETİNE YALNIZ KUR’AN İLE HÜKMETSİN, YALNIZ KUR’AN I ANLATSIN.

Ben aldığım kıssadan hissemi, sizlerle paylaşmak istedim. En doğrusunu Allah bilir. Bizlere düşen imtihanımızı yalnız Kur’an dan yaşamak olmalıdır.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/


6
Windows İşletim Sistemleri / Ynt: Download-indir- VingoQR - Windows
« Son İleti Gönderen: RsimaLive Kasım 08, 2017, 12:21:45 ÖS »
I like this way of thinking is very high.
7
İslami Konular / Kur'an Ameli İbadetlerimiz Konusunda, Yeterli Bilgi Vermez mi?
« Son İleti Gönderen: halukgta Kasım 07, 2017, 05:51:58 ÖS »
Kur’an ayetlerinin ne anlattığını, ameli ibadetlerimizi nasıl yerine getireceğimizi, Kur’an dan öğrenemez miyiz? Aslında böyle bir soruyu sormaktan utanıyorum. Çünkü bunun tersini düşünmek, Allah a ve kitabına saygısızlıktır. Düşünebiliyor musunuz, benzer bir soruyu, herhangi bir konuda kitap yazmış bir yazara yöneltsek ve desek ki, senin kitabında bahsettiğin bazı konuların açıklaması, izahı kitabında yok, gereken tüm bilgileri alamadık. Bu konuların anlaşılması için başka kaynaklara da ihtiyaç var desek, inanın yazar çok üzülür ve şöyle düşünür. “DEMEK Kİ KİTABIMI YAZARKEN BAŞARILI OLAMAMIŞIM, AMACIMA ULAŞAMAMIŞIM”. Ne yazık ki bu soruyu sorup, doğru cevabı hepimiz bulmalıyız, çünkü Kur’an ne yazık ki, tek başına anlaşılması mümkün olmayan, her sorumuza cevap vermeyen bir kitap ilan edildi, bazı kişiler tarafından.

Lütfen hatırlayınız, Allah sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum diyordu, ama bizler çok önemli olan ameli ibadetlerimizin açıklamasını ve nasıl yerine getireceğimiz konularının Kur’an da olmadığını söylüyoruz. Buna nasıl inanırız, hiç mi düşünmüyoruz? Bunu kabul edersek, Allah yarattığı kullarına, uyarılarını, ikazlarını anlatamıyor, izah edemiyor demek anlamına gelir ki, buna inanan bir insan, Allah a çok büyük saygısızlık yapmış demektir. NEDEN ALLAH, BİZLERİN YERİNE GETİRMEMİZİ İSTEDİĞİ KONULARIN, GEREKEN KADARINI AÇIKLAMASIN KUR’AN DA VERMESİN, BUNUN MANTIKLA, AKILLA, KUR’A İLE İZAHINI YAPABİLECEK VAR MI ARAMIZDA? Allah yeni doğan bir bebeğin, iki yıl anne sütünü emmesi gerektiğini Kur’an da yazacak, ama Allah a karşı kulluk görevlerimizi yerine getirmemiz ve ibadetlerimiz konusunda gereken açıklamayı yapmayacak öyle mi?

BİR ÖĞRETMEN SİZCE, ÖĞRENCİSİNE GEREKEN BİLGİYİ, GEREKTİĞİ ÖLÇÜDE VERMEDEN, İMTİHAN EDİP SORU SORAR MI? SORMAZ DİYORSANIZ, LÜTFEN AKLA VE MANTIĞA UYMAYAN BİR İSNATTA ALLAH A BULUNMAYALIM. İNANIN HESAP GÜNÜ, ŞAŞKINA DÖNENLERİN SAFINDA BULURUZ KENDİMİZİ.

Kur’an a baktığımızda, böyle bir şeyin asla olamayacağını, Kur’an ın anlaşılması için, nice örneklerle izah edildiğini, kolaylaştırıldığını onlarca ayetinde Allah bizlere bildiriyor. Eğer Kur’an ın okunduğunda anlaşılmasının mümkün olmadığına inanırsak, bu konuda Allah ın Kur’an ı anlaşılacak bir şekilde gönderdim dediği onlarca ayetini inkâr etmiş oluruz. O zamanda Müslüman olduğumuzu söylememizin, hiçbir anlamı kalmaz. Bazı kardeşlerimiz ise şöyle bir savunma yapıyorlar ve diyorlar ki;

“KUR'AN İTİKAT İMAN İÇİN YETERLİDİR, AMELİ YÖNDEN PEYGAMBERİN AÇIKLAMALARI GEREKMEKTEDİR. YOKSA KİMSE HACCINI YERİNE GETİREMEZ, NAMAZINI KILAMAZ, ORUCUNU TUTAMAZ, ZEKÂTINI VEREMEZ.”

Bir an bu söylediklerini doğru kabul edelim. Eğer doğru kabul edersek, Allah ın Kur’an ın ipine sarılın, o sizi en doğruya ulaştıracaktır hükmü askıda kalır. Çünkü Allah ne diyordu, Kur’an da biz her konuda nice örnekleri değişik ifadelerle verdik ki anlayasınız, sizi Kur’an dan hesaba çekeceğim. Yine Kur’an, dinde ruhban sınıfı olmadığını, sakın veliler edinip ardı sıra gitmeyin, güvenilecek yardım istenecek veliniz yalnız benim ayetlerine de inanmamış oluruz. Eğer yukarıdaki sözlere, düşünceye inanırsak, bizler Allah a karşı kulluk görevimizi nasıl yerine getireceğimizi Kur’an dan öğrenmemiz mümkün olmaz. NAMAZIMIZI KURANA GÖRE KILAMIYOR, ZEKÂTIMIZI KUR’AN A GÖRE VEREMİYORSAK, BİZLERİ İMAN ADINA YÖNLENDİRECEK BAŞKA KAYNAKLARIN OLMASI GEREKİR Kİ, BUDA KUR’AN IN KARŞISINA YA DA YANINA KOYMAMIZ GEREKEN KİTAPLAR VAR DEMEKTİR.

Hatırlayınız, Allah ne diyordu? “Hadi bir benzerini getirin bakalım.” Bir benzerini bırakın, Kur’an da açıklanmayan çok önemli konuların açıklandığı, izah edildiği kitaplardan bahsediyoruz. Böyle kitaplar eğer varsa, Kur’an ı hiç kimse okumaz. Daha açık, izah edilen kitapları okumak daha akıllıca olmaz mı bu durumda. Bakın bu düşünceye inandığımızda, nasılda toplumu Kur’an dan uzaklaştırıyoruz.

Bu konuda düşünmeye devam edelim. Diyelim ki, peygamberimizin hadisleri olmasaydı, söyledikleri gibi namazımızı kılamazdık, orucumuzu tutamazdık, hacca gidemez gerekenleri doğru yerine getiremezdik diye düşünelim. Peki, peygamberimizin döneminden kayda alınmış, bu bilgileri izah ettiği, açıkladığı kitaplar nerede? Bırakın peygamberimizden bugüne ulaşan kitapların olmamasını, zaten Allah ın elçisi böyle yanlış bir düşünceyi asla kabul etmediği için, din ve iman adına hiçbir bilgiyi Kur’an hariç kayda aldırmamış yazdırmamıştır. PEYGAMBERİMİZDEN GÜNÜMÜZE ULAŞMIŞ KUR’AN DIŞINDAN HİÇBİR KAYNAK KİTAP YOKTUR. Hatırlayınız lütfen, bugün hadislerin tamamı, bir rivayete göre diye başlar ve bir kişinin düşünceleri ve sözleriyle nakledilir. İnancımızı sizce böylemi yaşamamızı isterdi Yaradan?

Çok daha ilginci, dört halifenin de böyle bir düşüncesinin olmadığının kanıtı olarak, onların döneminde bile Kur’an dışından bunlarda peygamberimizin sözlerdir diye herhangi bir sözün yazılması, nakledilmesi yasaktı, çünkü Allah ın resulü yasaklamıştı. Bu dönemde de asla kayda alınmış, bahsedilen bilgilerin yazıldığı bir kitap yoktur.

Bu durumda şöyle bir soru geliyor akla. Madem bizler nasıl namaz kılacağımızı, oruç tutacağımızı, zekat vereceğimizi Kur’an dan öğrenemiyoruz, neden bu ibadetlerimizi yerine getireceğimiz bilgileri, Allah ın elçisi Kur’an ın yanında kayda aldırıp bizlere iletmemiş? Şöyle düşünebilir misiniz, PEYGAMBERİMİZ BUNU DÜŞÜNEMEMİŞ, DÖRT HALİFENİN DE AKLINA GELMEMİŞ, AMA YAKLAŞIK 200 YIL SONRA BİRİLERİNİN AKLINA GELEREK, PEYGAMBERİMİZİN BU KONULARDAKİ SÖZLERİNİ/HADİSLERİNİ TOPLAMIŞ VE BİZLERİN İMANLARINI KURTARMIŞ. ÇOK ŞÜKÜR ONLARIN SAYESİNDE NAMAZIMIZI KILIYOR VE ZEKÂTIMIZI DOĞRU VERİYORUZ. Öylemi din kardeşlerim. Bizler buna mı inanıyoruz?

Lütfen batıl ve yanlış inançlarımızı aklamak adına aklı ve Kur’an ı devre dışı bırakmayalım, mahşer günü ne Allah ın nede Resulünün yüzüne bakamayız. Allah ın elçisi, özellikle Allah tarafından, ne Hıristiyanların nede Yahudilerin arasından değil, ÜMMİ toplumun içinden seçilmiştir. ÜMMİ söyledikleri gibi okuma yazma bilmeyen değil, hiçbir dini inanca tabi olmayandı. Bunu Kur’an birçok ayetinde izah ediyor, tabi anlayana anlamak isteyene.

Onun içindir ki, Allah ın resulünün din adına bildiği tek kitap KUR’AN dı. Ne öğrendiyse yalnız Kur’an dan öğrendi. Allah tüm emirlerini Kur’ân ile tebliğ etti ve Kur’an da açıkladı, daha doğrusu bunu Kur’an söylüyor. Anlattıkları gibi, namazın kılınmasını ve diğer ibadetlerin nasıl yerine getirileceğini Kur’an dışından sözlü yolla bildirmedi. Böyle bir bilginin olması da Kur’an a göre mümkün değil. Allah bizleri Kur’an dan sorumlu tutacağına hükmettiyse, onun tüm açıklamasını da Kur’an da yapmadığını nasıl düşünürüz. Akla ve mantığa Kur’an a uymayan bir düşünceyi, nasıl kabul ederiz?

Allah emin olmadığın bilginin sakın ardına düşme, sorumlu tutarım, sizler için kıstas ölçü, rehber yalnız Kur’an dır dedikten sonra, rivayetler yoluyla bizlere ulaşan sözlerle, nasıl olurda imanımıza yön veririz. Karar sizlerin. Allah ın elçisi örnek peygamberimiz, yalnız Kur’an a uymuş ve yalnız Kur’an ile hükmetme emri almıştır. İmtihan sizin imtihanınız, hep birlikte gerçekleri mahşerde göreceğiz. Bir Müslüman a düşen, din kardeşini, yalnız Kur’an ile uyarmak olmalıdır.

PEYGAMBERE DÜŞEN, APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18) Diyanet meali.

BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.  (Kehf 56) Diyanet vakfı meali

SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. (Rad 40) Diyanet meali.

BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM. (Ahkaf 9 ) Diyanet meali.


Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/

8
İslami Konular / Ynt: Cinlere Karşı Yardım
« Son İleti Gönderen: ugurdogan Ekim 28, 2017, 10:15:49 ÖÖ »
Bu arada eklemeyi unutmuşum.

Duanızın kabul olup olmadığını Hz. Muhammed(s.a.v) hürmetine cesaret ve özgüven ver. Hz. Muhammed(s.a.v) hürmetine gökkatından rahmet ve ferahlık ver diyerek anlayabilirsiniz. Eğer duanız makbulsa anında tesir edecektir.
9
Atatürk Resimleri / Ynt: Atamızın 3 Boyutlu Resmi
« Son İleti Gönderen: yasemin3406 Ekim 26, 2017, 03:09:46 ÖS »
Çok güzel
10
İslami Konular / Dini Konularda Neden Saygıyla Tartışamıyoruz.
« Son İleti Gönderen: halukgta Ekim 26, 2017, 12:16:11 ÖS »

Toplum olarak din konusu açıldığında, bir birimize saygılı olmayı bir türlü öğrenemedik. Tabi bunun nedenleri var, ama bizler bu gerçeğin farkında değiliz. Tartışmalarımızda, aynı şeyleri söylemiyor da, farklı şekilde inançlarımızı anlatıyorsak, bazen karşılıklı küfürleşmeye, hakarete kadar varıyor tartışmanın sonu. Konu din değilse, bu tartışma yüksek boyutlarda her nedense olmuyor.

Peki, neden böyle bir tavır içinde oluyoruz, neden tahammülsüzce davranıp, saygının sınırlarını aşıyoruz diye düşündünüz mü? Bu konu yalnız dini konularda değil, her konuda geçerlidir ama konu din olunca çok daha farklı oluyor tepkiler. Eğer bir insan herhangi bir konuda, karşısındaki kişiye düşüncelerini zorla, hakaretle kabul ettirmeye çalışıyorsa, ya cahildir, konu hakkında doğru bilgisi yoktur, ya da inatla yanlışta ısrar ettiğinden, psikolojisi bozulmuştur. Psikolojide buna YANSITMA deniyor. BU ASLINDA RUHSAL BİR RAHATSIZLIKTIR. Tedavisi gerekir, ama kişi bunun farkında değildir. Bu rahatsızlık hakkında size kısaca bilgi vermek istiyorum, çünkü bu psikolojik rahatsızlık, ne yazık ki toplumuzu sarmış durumda.

“Özellikle paranoid bozukluklarda görülen, kişinin kendisinin çevresindekilere yönelik hissettiği öfkeyi “herkes bana karşı, bana düşmanlık besliyorlar” şeklinde ifade etmesidir. KENDİSİYLE YÜZLEŞEMEYEN KİŞİLERİN, BAŞVURDUĞU BİR KAÇIŞ YÖNTEMİDİR. ZAYIFLIĞINI, HATASINI KABULLENMEK İSTEMEYEN KİŞİLERİN, KAÇMAK İSTEDİKLERİ DUYGULARINI KARŞISINDAKİLERE AİTMİŞ, ONLARDAN KAYNAKLANAN BİR PROBLEMMİŞ GİBİ GÖRÜP, İŞİN KOLAYINA KAÇMAK İSTEMELERİDİR. Yansıtma kendisini iki şekilde gösterir:

1- Kendi eksikliklerimiz ve beceriksizliğimizden doğan aksaklıkları, başkalarına yüklemek şeklinde
2- İstenmeyen, kabul edilecek türden olmayan arzu ve tutumlarımızı, başkalarına yakıştırma eğiliminden kaynaklanır.

Bu konu psikoloji kitaplarında; BİREYİN KENDİSİNDE BULUNAN KUSURLARI BAŞKALARINDA GÖRME DAVRANIŞINA VERİLEN İSİM OLARAK GEÇER. BİREY, YANSITMA YOLUYLA KENDİNDE VAR OLAN OLUMSUZ ÖZELLİKLERİN, DİĞER İNSANLARDA DA OLDUĞUNU GÖSTERMEYE ÇALIŞIR, BÖYLELİKLE KENDİSİNE, HAKLILAŞTIRIM KAZANMAYA ÇALIŞMAKTADIR.”

Gördüğünüz gibi bir kişi, herhangi bir konuda tartışırken, eğer karşısındaki kişiye saygılı davranmıyor, hakaretler edip kendi düşüncesini zorla kabul ettirmeye çalışıyorsa, bu kişi kendi düşüncesinden, ya da inancından emin değil demektir. KENDİSİ İLE YÜZLEŞEMEYEN İNSANLARIN TAVRIDIR, BU DAVRANIŞLAR. Böyle insanlar fikirlerinin, sözlerinin yanlış olabilme korkusuyla yaşarlar ama yinede düşüncelerini savunmaktan geri kalmazlar. Sürekli karşısındaki kişilerin düşüncelerine karşı, şiddetli tepki gösterirler, hakaret ederler ve onları suçlarlar. Böyle kişiler düşünmeyi, araştırmayı da devre dışı bırakırlar.

Gelelim dini konulardaki saygıdan çok uzak, hakaret dolu sözlerle yapılan tartışmalara. Eğer bir insan bu tartışma esnasında, kendisi gibi düşünmeyen fikre karşı, saygısızca davranıyor ve hakaret ediyorsa, böyle insanlarda mutlaka psikolojik bozukluk var demektir. BÖYLE İNSANLAR TEDİRGİNDİR, KENDİ İNANCININ, DÜŞÜNCESİNİN YANLIŞ OLABİLECEĞİ KORKUSU, O KİŞİNİN İÇİNİ KEMİRİR VE BÖYLE İNSANLAR ASABİ OLURLAR. Böylece karşısındaki kişiye karşı, normalin üstünde tepki verir.

Ne yazık ki toplum olarak özellikle dini konularda, ruhsal bozukluklar yaşıyoruz. Çünkü bizleri Allah ile aldatıp, inancımıza öyle batıl şeyler karıştırdılar ki, neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda, kafalar inanılmaz derecede karışık. Tabi tüm bunlar yaşamımızı da etkiliyor, toplum olarak doğruda buluşamıyor, hatta tartışamıyoruz. Bunun asıl nedeni, Allah ın sizleri sorumlu tutuyorum dediği Kur’an da buluşamamamız, büyük etken olmaktadır. REFERANSIMIZ, DELİLİMİZ, KANITIMIZ FARKLI OLUNCA, ELBETTE AYNI ÇATI ALTINDA DA BULUŞMAMIZ MÜMKÜN OLMUYOR. İşin kötüsü bu bölünmüşlük bizleri ruhsal olarak hasta ediyor, mutsuz bir toplum oluyoruz.

Onun içindir ki, dini konularda çok fazla tartışmaya ben girmem. Kur’an dan referans verir, bilgilendiririm. Tartışırken eğer saygısız bir üslup varsa, cevap dahi vermem. Çünkü böyle insanlarla tartışmanın, konuşmanın hiçbir yararı yoktur, sonuç alınamaz. Birbirimizi suçlamanın hiçbir anlamı yoktur, çünkü hangimizin en doğru yolda gittiğini Allah, yalnız ben bilirim diyor. Konuşurken kendimizi temize çıkarıp, en doğru benim düşüncemdir demeden, karşımızdaki kişiyi suçlamadan birbirimizle konuşmalı ve tartışmalıyız. Notumuzu verecek ve değerlendirmeyi yapacak yalnız Allah tır, lütfen unutmayalım.

Kur’an öğretisi ile düşündüğümüzde, zaten herkes bu dünyada kendi imtihanını yaşıyor ve hiç kimse bir başkasının imtihanına müdahale edemez. İmtihanımız da Kur’an dan olduğuna göre, hiç kimse de bir diğerinden sorumlu tutulmayacağından, bu saygısızca tartışmamızın hiçbir anlamı da yoktur. BU PSİKOLOJİK BASKI, BİZLERDE TAHRİBATA YOL AÇIYOR. YANLIŞ İNANÇLARIMIZ BİZİ BASKI ALTINA ALIYOR VE ONLARDAN KURTULAMIYORUZ. ÇÜNKÜ YANLIŞIMIZI GÖRMEKTEN KORKUYORUZ.

Bizlere düşen tek bir şey var, oda inancımızdan önce emin olmalıyız. Hatamızdan ne kadar önce dönersek bizler için kardır. Çünkü Allah çok affedici ve bağışlayıcıdır. Önemli olan yanlışta ısrar etmemektir. Allah bizleri Kur’an dan sorumlu tutacağına hükmettiyse, onun sınırlarını aşan hiçbir bilginin takipçisi olmamaya, özen göstermeliyiz. Allah SİZLERE İNDİRDİĞİM KUR’AN YETMİYOR MU diye uyarıyorsa, bu uyarının gereğini yerine getirmeli ve bizler Kur’an ın yeteceğine önce gönülden iman etmeliyiz. İnanın yoksa kendimizi öyle bir psikolojinin içinde buluruz ki, hatalarımızı, yanlışlarımızı asla fark edemediğimiz gibi, doğru yolda olan kardeşlerimizin uyarılarından da, asla dersler alamayız. Allah yanlışta ısrar edenlerin, gözlerine perde çekerim, kulaklarını ve gönlünü mühürlerim derken, sanırım bu gerçeği bizlere hatırlatıyor.

Dilerim Müslüman toplumlar olarak, inancından emin olan, yalnız Kur’an ın ipine sarılan, batıldan, hurafeden uzak, aklını kullanabilen, böylece karşısındaki kardeşine saygıyla hitap eden, yalnız Kur’an ı tavsiye eden toplumlar oluruz. Unutmayalım lütfen Allah ın elçisi, örnek peygamberimiz, yalnız Kur’an a uymuş ve yalnız Kur’an ile hükmetme görevi almıştır.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/




Sayfa: [1] 2 3 4 5 6 7 8 9 10