Reklamlar
Ramazan ayında zekât hakkında bilgiler

Ramazan ayında zekât hakkında bilgiler » Ramazan ayında zekât         Aslında zekatın Ramazanla bir ilgisi yoktur. Fakat, Ramazan ayında nâfile ibâdetlere verilen sevâb başka aylarda

Gönderen Konu: Ramazan ayında zekât hakkında bilgiler  (Okunma sayısı 1162 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı administrator

  • Administrator
  • General
  • *****
  • İleti: 24517
  • Karma: +3/-1
    • Profili Görüntüle
    • Toplist Ekle Site Ekle

Ramazan ayında zekât hakkında bilgiler
« : Temmuz 15, 2011, 12:09:32 ÖS »
Ramazan ayında zekât

       

Aslında zekatın Ramazanla bir ilgisi yoktur. Fakat, Ramazan ayında nâfile ibâdetlere verilen sevâb başka aylarda yapılan farzlar gibi ve bu ayda yapılan bir farz başka aylarda yapılan yetmiş farz gibi olduğu için, zekâtı Ramazan ayında vermek bir âdet hâlini almıştır. Zekat günü Ramazandan önce ise Ramazanı beklemeyip biran önce vermek lazımdır.

Zekât, fakirlerin hayatını, ihtiyâçlarını, cemiyetin kabûl edip yüklenmesi, garanti etmesi demektir. Şehrin bir köşesinde, bir müslüman, açlıktan perişan duruma düşüp ölse, şehirdeki zenginlerden birinin, az bir zekât borcu kalsa, onun katili olur. Zekât, müslümanlar için bir nevi sigortadır.

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Allahü teâlâ, zekâtı, malınızın geri kalanının güzelleşmesi ve temizlenmesi için farz kıldı.”

“Bir millet zekât vermezse, rahmetten mahrûm kalır. Hayvanlar da olmasa, hiç rahmet görmezler.”

“Zenginlerin zekâtı, fakirlere kâfi gelmeseydi, Allahü teâlâ, onlara nafaka gönderirdi. Eğer fakirler, aç kalıyorsa, zenginlerin zekât vermeyişindendir.”

“Malının zekâtını veren, o malın şerrinden, kendisini korumuş olur.”

Peygamber efendimiz, Eshâb-ı kirâma: “Hastalıklarınızı sadaka ile tedâvi edin! Mallarınızı zekât ile koruyun! Çünkü bunlar sizdeki kötülükleri ve hastalıkları defeder.” buyurduğu zaman oradan bir Nasranî geçiyordu. Hadîs-i şerîfi duyunca gidip malının kırkta birini ayırıp verdi.

Kendi kendine, “Eğer doğru söylüyorsa ortağımdaki malıma bir zarar gelmez. Ben de o zaman ona îmân eder, müslüman olurum. Eğer dediği gibi çıkmazsa kılıcımla onu öldürürüm.” dedi. O sırada, Mısır'a ticaret için gitmiş olan ortağının bulunduğu kafileden bir mektup aldı. Mektupta “Hırsızlar, yolumuzu kesti, mallarımızı, develerimizi ve yanımızda bulunan her şeyi aldılar” diye yazılı idi. Nasranî, “Mallarınızı zekât ile koruyun” sözünün doğru olmadığına kanaat getirdi. Daha sonra ortağından da bir mektup aldı. Mektupta “Ben kafilenin önündeydim. Devemizin ayağı incindi. Bir handa kaldım. Kafile ileri gitti. Onları eşkıyalar soydu. Ben bütün malımla emniyet içindeyim. Bizim için üzülecek bir durum yoktur” diye yazılı idi. Nasranî mektubu okuyunca, "Demek, O hak peygambermiş, sözü doğru çıktı" diyerek, Peygamber efendimizin huzûruna giderek müslüman oldu.

Kur'ân-ı kerîmin çeşitli yerlerinde namaz ile zekât birlikte zikredilmektedir. Cenâb-ı Hak, “Namazı kılın, zekâtı verin!” buyuruyor. Kur'ân-ı kerîmde namazla zekâtın sık sık tekrar edilmesi, bunların çok önemli bir ibâdet olduğunu bildirmektedir. Zekat vermiyen, haram işlemiş olur. Haram işliyenin de namazları kabûl olmaz. Yâni namaz borcundan kurtulursa da, namazlarının sevâbını alamaz. Haramların hepsinden kaçmak lâzımdır. Zekât vermek çok sevâb olduğu gibi, farz olduğu halde vermemek de büyük günahtır.





Not: Konular İnternet Sitelerinden derlenerek alıntı yapılmıştır.








BilX.Net