Reklamlar
Sayıklamalar

Sayıklamalar » Yemekli vagondayım daha trenin hangi yöne doğru gittiğini saptayamadım, baktığım yöne doğru mu yoksa geri geri mi gidiyorum acaba. Eğer geri geri

Gönderen Konu: Sayıklamalar  (Okunma sayısı 1469 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı administrator

  • Administrator
  • General
  • *****
  • İleti: 24517
  • Karma: +3/-1
    • Profili Görüntüle
    • Toplist Ekle Site Ekle

Sayıklamalar
« : Mayıs 06, 2009, 10:31:00 ÖS »
Yemekli vagondayım daha trenin hangi yöne doğru gittiğini saptayamadım, baktığım yöne doğru mu yoksa geri geri mi gidiyorum acaba. Eğer geri geri gidersem midem bulanabilir. Tespit edemedim az önce ayıldım ve bu trende buldum kendimi. Ayıldım leş tuvalete girip kustum. Başağrısı, mide bulantısı ve krampları yok etmek için içmeye başladım. Sakin ve düzenliydi insanların yaşamı; türbanlılar, güzeller ve çocukları var daha ne olsun. Ve çay içiyorlar TCDD fincanlarıyla. Aynadaki yansımama bakıyorum; 33 lük şişeden Tuborg içiyorum, nereye gittiğimi bilmiyorum. Çocuğum yok, bagajımı çaldılar. Kimseye acımıyorum, hiç acımadılar bana.
Yavaş yavaş dindi başağrısı ve mide bulantısı, boş midemin krampları için de az kaldı. Talcid' im de bagajımla beraber uçup gitti. Bir zamanlar parasız olduğumu düşündüm ama genç ve sağlıklıysanız paraya çok ihtiyaç olmuyor. Tren camından kırmızı yorgun gözlerime baktım. Kaç senede hırpaladım bünyeyi ve nasıl becerdim, öyle bir dövdüler ki beni bu şehirde yüzüne bakamaz oldum, en hızlı trene binip en uzak şehirde bulmalıydım kendimi... Tütünümü ve paramı çalamadılar cebimdeydi... Başka bir istasyonda daha durduk ama hava aydınlanıncaya kadar inmem trenden. Karanlık giderek daha çok rezil ediyor beni. Onurumu da çaldılar çünkü karanlıkta. Bıraktığım şehirde çok dövdüler beni...
Tren rayların üzerinde hep aynı vurmalılarla dansediyor. Kahverengi çoraplarıyla küçük bir çocuk masaların üzerinde dansediyor. Tütün giderek azalıyor giderek yalnızlaşıyorum. Sekizinci birada alkol sonrası depresyonunu yenmeyi başarıyorum. Siyah-beyaz bir Chinaski fotoğrafı gibiyim, saçları daha kısa ve at yarışı oynamayan bir fotoğraf. Bir gün daha yaşlı olmamaya yemin etmiş, sözümde duramamış ve devam etmiştim yaşamaya. İstasyondaki meyhanenin İrlandalı garsonu da şahittir buna. Erguvani bir rüzgar cam kenarlarından içeri giriyor. Garip bir şekilde dışarısı diye bir şey yok. Tren uzaydaymış ve sadece o varmış gibi gidiyor. Dışarıya bakmaya cesaret edemezsiniz. Yok çünkü dışarısı, şu rüzgar da olmasa yemin edebilirim dünyadan çıktığımıza. Bir keresinde bir kadın karşılamıştı beni uzak istasyonlardan birinde, kırkbir saniye boyunca birbirimizin gözlerine bakmıştık aşık olmak için. Aşık olmuştuk ne yalan söyliyeyim. Ama ayrıldık başka bir istasyonda... Akşehir-Afyon-Kütahya-Eskişehir-İzmit-Haydarpaşa.... Bir zar atmıştım ve 2-1 gelmişti, hayatın elinden mars olmaktan kılpayı yırtmıştım. Bir kanepen varsa hayatını kurtarır. Tanrının, şeytanın ve Abraxas'ın gözü üzerimdeydi....
Tren dansına kaldığı yerden devam ediyor ve bütün bu yaşlı orospu çocukları birbirine benziyor... Bir tane dişe dokunur dişi yok buralarda, neden bütün güzel sürprizler başkalarının başına gelir... Boşver 'B planı iyidir' diyor kulağıma eğilip, sonra geldiği gibi gidiyor, sessizce yokoluyor uzayda. Dışarıda fırtına olduğunu söylüyor yalancılar. bence dışarısı yok. Zaman ve hayat belki de ilk kez başka yerde değil... İşte şu pencerelerin dışına bakın ne görüyorsunuz? Hiçbir şey... çünkü hiçbir şey yok, bu trenin, şu şişenin, masaların, kaygılarımın, dizginlemekte zorlandığım depresyonumumun, şu siktirici rahatsız sandalye kılıklı oturakların, aptal saptal hayallerimin dışında...
Seksenüç nikotin gücündeki sesimle fısıldıyorum geceye "Bütün bunları yaşamak zorunda mıyız?" Cevap sert ve kesin "Sus ve yalamaya devam et." Susuyorum, ben de başımı derde sokmaktan çekiniyorum. Çok kötü dövdüler beni çünkü... Gerçek olan sarsıntılar ve çamurun dibi biliyorum. Uzun yazılara gerek yok aslında. Param boşalırsa bir yerden ararım seni, yoksa taxiye binerim zaten... Edım Simitsın'a benzeyen garsonla göz göze geliyorum ve ne demek istediğimi anlayıp 33cc Tubaorg getiriyor yanına bir porsiyon elma yapıştırıp. Hayır diyemiyorum çok açım, Fruktoz iyi gelir hep, yemek yiyemiyorsanız, kimseyi öldürdüğü görülmemiştir. 'Aldım kabul ettim' diyorum ben de...
Canımı sıkacak şeyleri bir bir düşünüp bir liste yapıyorum kafamda (ne kadar da sistematik bi adamım)
1- Tütünüm tükeniyordu...
2- Bagajım çalınmıştı...
3- Yarın yine hasta ve depresif uyanacaktım...
4- Nereye gittiğimi bilmiyordum...
5- Trende yaşlı ve çirkin insanlar vardı...
Liste uzayabilirdi ama bu kadarı bile yetmişti... Acil olan sorunumun tütün olduğunu saptayıp bir ara bir istasyondan alabileceğim fikri içimi ısıttı. Diğer sorunlarımı erteledim. Mavi TCDD gömleklerini ve gözlerini düşünmeye başladım. Ben de sike sürülecek akıl olmadığı kesindi. Ama param vardı, ve iyi harcamaya çalışıyordum... Bir bira daha söyledim. Hacılar satın almıştı cenneti, cehennem doluydu, yer yoktu, aralara sığındım ve 'duran zamanın tarihi' adlı başlığı bile küçük harflerle yazılı romanımı yazmaya başladım...
Kaç insan senin ellerinden zehiri yutabilirdi ki...
Dünyanın herhangi bir yerinde farklı koşullarda mutlu olabilirdim, sistemi kurmuştum. Yılan derisi ceketim ve ağlamaya yatkın hüzünlü gözlerim vardı. İngilizce biliyordum, otuz yaşından gün almıştım (750 gün), gençliğim rayların üzerinde geçmişti, bir de düdüğüm olsaydı karanlıkta özgürce savrulacak sesi çıkarmak için. Hırsız ya da uğursuz mu olsaydım acaba...
TCDD de çalışsaydım... 'Hemzemin geçit kontrolörü' yılanderili...
Gerçek olan: sarsıntılar ve çamurun dibi... Başağrısı ve mide krampları... Gerisi yalan...
Kaç insan yutabilirdi zehiri ellerinden senin...

SOĞUK İÇİNİZ
'for N.'

Alıntı
http://www.yasamdersleri.com/yazi.asp?id=324




Not: Konular İnternet Sitelerinden derlenerek alıntı yapılmıştır.








BilX.Net