Reklamlar
yüzüçnoktabeş

yüzüçnoktabeş » Gece yaralı bir hayvan ve kem gözlerden, yırtıcı pençelerden kaçmak isteyen Boyalı Kuşlar huzurlu sığınaklarına çekilip gazı kaçmadan sarışın

Gönderen Konu: yüzüçnoktabeş  (Okunma sayısı 8569 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı administrator

  • Administrator
  • General
  • *****
  • İleti: 24517
  • Karma: +3/-1
    • Profili Görüntüle
    • Toplist Ekle Site Ekle

yüzüçnoktabeş
« : Mayıs 06, 2009, 10:34:47 ÖS »
Gece yaralı bir hayvan ve kem gözlerden, yırtıcı pençelerden kaçmak isteyen Boyalı Kuşlar huzurlu sığınaklarına çekilip gazı kaçmadan sarışın köpüklülerini yutmak için can atıyorlar... Cumartesi yalnızları, cumartesi romantikleri, kaybedenler, işi olmayanlar, çok meşgul olanlar, uçanlar, kaçamayanlar... hepsi burada...

15 Mart 2003... yirmi çift sıfır...
103.5... BOYALI KUŞ...

Böyle buğulu gözlerle bakan bir gecenin hatırına ki Dylan sadece 'bulutlar ağlıyor derdi'... Fantom' un sevdiği şarkılar programına hoşgeldiniz...

Robbie Zimmerman ' Love Sick'b

'Yürüyorum hiçbir yerin ortasında
cennete varmak istiyorum kapılar kapanmadan önce
trenlerini bekliyor insanlar peronda
kalp atışlarını işitiyorum, zincire asılı bir sarkaç gibi
herşeyi kaybettiğini sandığın anda
anlıyorsun ki biraz daha kaybedebilirsin her zaman'

Biliyorum hiçbir şehirde hiçbir otel beklemiyor bu kalbi tam kırılmamış olsada zedelenmiş adamı, huzur bulduğu tek bir çekmece var oysa uyuyabileceği... Hayır dostum bu bir göl değil sadece... Kalın bir okyanus...
Bütün tayfaları deniz tutmuş oysa daha çok uzak varılacak liman... Ama bir keresinde başarmıştık, belki birden fazladır, en azından hayal ederiz... En olmadı 'hani' kaybedecek bişeyimiz yoksa, bişey kaybedemeyiz zaten...
BOYALI KUŞ... SOĞUK İÇİNİZ...

Judas again 'Like A Rollin' Stone'b

Biliyorum hikaye hüzünlü biraz ama hüzün değil midir atletik ficudumuzda iyi duran... ve acı çekmeyen bir adam gösterin bana akşam üzeri gölgeleri üzerine düşmüş eve giderken, arabasına binip uzaklaşırken... Geç kaldığında ya da erken gittiğinde... Aşık olduğunda ya da ayrıldığında... En soğuk birasının en anlamlı yudumunu alırken suçluluk duymayan bir adam gösterin...
yüzüçnoktabeş' te denizden tuttuğu balığı geri denize salıverenler için....

REM 'Everybody Hurts'b SOĞUK İÇİNİZ....

'Biz nasıl olsa bir yerde ıslanabileceğimiz yağmur damlaları bulacağız, olmadı biz yağmur olup yağacağız, bırakalım ve seyre dalalım akşam üstü gölgelerini'
Tıpkı sağda solda, şurda burda... Otururken bir masa başında ya da tanıdık tanımadık sokaklarda yürürken... Bitirirken ya da yenisini alırken hayallerimizin... Gündoğumlarını hiç beklemedik ama varsın doğsun yeni gün... Bu demektirki yeni bir akşam üzeri bekliyor bizi... Bırak aksın şarkı... Senin, benim ve çizgi roman kahramanlarının gerçekte yaşadığına inananlar için...

Leonard Cohen -şu Kanadalı züppe 'The Gypsies Wife'b

Bir gece bir rüya görmüştüm, saçları kimseninkine benzemeyen bir şekilde bağlanmış bir kızla çirkin, gri- şu kötü yapılaşma dediklerinden- bir kaç binanın arasında basketbol oynadık, Manhattan'dı belki de orası, belki dünyanın başka bir yeriydi... Duvarın kenarına oturduk dizlerimizi kırarak, sevgilim miydi yoksa sadece arkadaşım mı bilmiyorum... Kalkıp otostop çektik ve bir tır bizi alıp okyanusun kenarına götürdü... Denizci paltosuyla Cohen'i gördük... Şarkı söylüyordu... Etrafında martılar uçuşuyordu ve rüyanın başından beri (ben sol dipten üçlük atarken bile) fonda işte bu şarkı çalıyordu... Bu biraz benim için ve asla manyetolu çakmak kullanmayanlar için...

Cohen 'First We Take Manhattan'b

'belki sona erdirmelerin sebebini
yalnız sen anlarsın ama
sona erdirmelerin sebebi
zaten kendisidir diye bilir herkes
önceden
intihar kendi kendisidir
başka hiçbir şey değil'

Ölürken bile şeklimiz hiç bozulmasın, kırmızı kravat bile takmayalım diyenler için.... Söyleyecek çok şeyi olup da boşver sonra söylerim diyenler için... 'b' planı için... robert fripp anısına...

hatırlatma: her şey biraz eksik kalır... zorlamayınız....

King Crimson 'Epitaph'b

yüzüçnoktabeş'tesiniz... Zamanı yavaşlattığımız yerde... En azından iki saatliğine ve allahtan sadece haftada bir kere... Efes pilsen ve kısa Samsun'un katkılarıyla hazırlanan boyalı kuş programında.... 'kimi zaman günler sarsak sütçü beygirleri misali düz ovada salınırlar'... Ve o günlerden biri daha... Demir bir yüzbin liranın bir tarafına 'henry lee' diğer tarafına 'wild roses' yapıştırdım havada debelenip durduktan sonra yılan derisi çizmelerimin yanına 'sol yanım ağrır hasanım' pozisyonunda düştü... düşerken çıkardığı sesten ölü bir kadının göğsüne konulan kırmızı güller üzerine bir şarkı dinleyeceğimizi anladım...
Sabahları bile poaça yemeyenler için... soğuk içiniz....

Nick Cave ve Kötü Tohumlar bi de Kayle Minog 'Wild Roses'b

'büyük bir bölümlemenin ilk ayrımında bir yanlış yapılırsa, bunun altındaki bölümlemelerin doğru olmasının ya da gerçek yerlerine kavuşabilmelerinin yolu yoktur'
akıp gidiyor mu bu yanlış yoksa en başından beri doğrumuydu yaşananlar şimdi bütün bu yaşadıklarımı yaşamasaydım yine bu kanapede ya da bu mikrofonun başında olmayacakmıydım... nerede hata yaptım ya da nerede kazandı jagger... bilirsin bütün bunlar soru değil cevabını bildiğimiz klişeler ve lafı sıradaki şarkıya getirmeye çalışıyorum... bunu söylemedin ama istediğinden eminim senin için ve diğer birayı bardağa koymaktaktan hazzetmeyenler için...

Marianne Faithfull 'The Boulevard Of Broken Dreams'b

saat beş
gece yalnızlığın kokusunu almış yaralı hayvan
dolunay masmavi bi kadın
dişleri nikotinden sararmış piyanist
gece için hüzünlü bir blues çalıyor
başı tuşların üstüne düştü düşecek
piyano kafayı çekiyor
uzaklardan bir yerden david gilmore'un solosu geliyor
saat beş ve
bu şarkıyı bütün loserlar, şairler, geceye yenik düşmüş aşıklar, uzun yol sürücüleri, zincirinden boşanmış serseriler, sokakta yatanlar, çizgi roman kahramanları, sıradan hayatlar, terkedilmiş gölgeler, hayal kırıklıkları, unutulmuş imgeler, kabil nişanı ve lanetlenmiş boyalıkuşlar için çalıyorum...
ve bozkır için ve gece için ve sarışın düşler için...

Tom Waits 'Romeo Is Bleeding'b
'eğer gitmek istersen
gökkuşağının bittiği yereveda etmen gerekecek
yukarılarda gerçekleşecek düşlerimiz bebeğim
hatıralarının olduğu yerde

yoluzuyor önümde
ve ay parıldıyor
hatırlamanı istediğim senden
bu gece gözden yiterken

bu gün gri gökyüzü
yarın ise gözyaşları
geçmişin geri gelmesini beklemelisin'

Tom Amcanın Hikayeleri 'Yesterday Is Here'b

Oturup çok fazla kimseninde fazla sallamayacağı şeylerden sanki bize o kadar aitmişlercesine bahsettik ki bize aitmişler gibi durdular (bunu söylemek bir zor ki) insanın yazarken bile dili sörçüyo... Ben serseri olmayı tekelime aldım, sen anlayışlı olmayı... Ben kalbini kırmayı kızların, sen gönlünü almayı... Sen bitirmeyi, ben bir şans daha vermeyi bize aitmiş gibi sahiplendik... Ben yollarda olmayı, sen buraları beklemeyi... Ben içmeyi, sen daha çok içmeyi sahiplendik...

'yıllar kokan bir yolcu
bahtını yerde teper
bütün yolların ucu
istasyonlarda biter'

yolda olanlar için ve mülkiyetin hırsızlık olduğundan emin olanlar için...

Lynyrd Skyynrd 'The Last Rebel'b

Bir zaman bir adam vardı... fotografını çekmek için saatlerce yüksek bir yaylada bekleyeceğiniz, kızılderili şamanlarının dostu... morrison, hendrix, jones, joplin, bonzo gibi yirmiyedi yaşında efsane olmayı seçti... Sonra sisin içinden başka bir adam geldi, kalorifer borularının boynundan asılmak için iyi bir fikir olmadığını iddia eden... İkisininde ortak noktası saçlarıydı belki gülüşleri ve kimbilir hayata bakış açıları... Üç aşağı beş yukarı aynıydı ikisi de ve yirmi metre öteden hangisi arçil hangisi şota anlayamazdınız... Belki sadece ben anlayamıyordum... İkisi de ölmek için çok genç ama rock'n roll için çok yaşlıydılar...
Boyalı kuş hayatın bir oyun olduğundan şüphelenenler için sıradaki şarkıyı iftiharla sunar.... soğuk servis ediniz....

Jethro Tull 'Too Old To Rock'n Roll Too Young To Die'b

yüzüçnoktabeşte'siniz zıplayan kukla gösterisinin olduğu yerde... ne zaman biter, sonra ne olur biliyorsunuz, o kadar bilgilisiniz ki yeni bir şey öğrenemezsiniz... Siz bilirsiniz ben tekrar ederim... Hepimizin öleceğini, aslında bu hayatın kostümlü bir prova olduğunu, bu gecenin diğerlerinden farkı olmadığını, çok da mutsuz olmadığımı bilirsiniz... Hiç bir şikayetin incir çekirdeğini doldurmadığına ikna etmeye çalışırım sizi... Bütün o siyah giyen sıkı adamları ve artık istediği hayatı yaşayabileceğine inanan güçlü kadınları yeni bir şey söylüyormuşum gibi boş yere yorarım ama ... Herşey daha önce en az bir kere söylenmedi mi?
Olsun... söz uçar... yazı kalır...

Metallica 'The Unforgiven'b

Bütün bir hikayeyi anlatmak ne kadar zor ama az önce de söylemiştim siz herşeyi biliyorsunuz zaten... Adamımız evlendi, şehrin öte yakasına taşındı, iyi bi iş buldu, karısına zaman ayırdı, hepimizin bildiği toplumsal sorumlulukları avucunun içi gibi yerine getirdi, bazen sosyal toplantılarda ayıpladığı insanlara burun kıvırarak... Şehrin diğer yakasında oturuyordu ve bunun bir sorumluluk olduğunu biliyordu... Hattie Carol'ı kimin öldürdüğü umurunda bile değildi... Sonra bir gün sıkıldı... Sordular... Sadece sıkıldım dedi.... Israr ettiler, sadece bilmiyorum dedi... Evinin mavi kapısını siyaha boyamaya başladı, ardından pervazları ve duvarları, sonra televizyonun ekranını, sonra pahalı buzdolabını, sonra karısını ve çocuğunu, sonra son sigarasını kristal kültablasına söndürüp Dockers pantalonunun paçalarından tutuşturdu kendini...

Odada beşyüzbinliralık bi kibrit olduğu için geri dönenler adına...
Canım salı günü sen de kaybettin bu esnada....

Keith Richards ve Arkadaşları icra ediyor 'Paint It Black'b

Boyalı kuş hayalkırıklığının, sizi yapayalnız bırakmanın, tam da ihtiyacım varken dediğiniz anda üç noktayla (yan yana) arkadaşlık etmeniz gerekliliğinin, eksikliklerin, yanlışlıkların, tamamlayamamanın, buna cesaret bile edememenin, yine de 'du bakayım çıkar kokusu yakında' diyebilmenin radyo programı...
Savaştan bahsetmek istemeden... Siperdeki dünyadan habersiz yaylım ateşini bekleyen kardeşime, biz balkonda rakı balık yaparken dinlesin deyuuu....

Deep Purple 'Child In Time'b

Keşke daha iyi bir sesim ve söyleyecek daha çok şeyim olsaydı... Unutmadan... bir de sigaram... Hayat devam ediyor, bütün bunlar sadece hayata karşı yazdığım küçük mektuplar ... O ciddiye almıyor sizde almayın...
Bütün sarsıntılara rağmen bir kadın var bütün parıltıların altın olduğundan emin olan ve o cennete bir merdiven satın alıyor...
öküzgözü&boğazkere ve winston laytın sponsorluğunda hazırlanan boyalı kuş sürüyor ve bi adam var dünyayı satın alıyor....

David Bowie 'The Man Who Sold The World'b

Balkonda oturup günbatımında parmaklarımızda sigara, biralarımızı yudumlayıp çöküşünü izledik bedenlerimizin, ruhumuzun... Aklımızda sonsuzluk... Yüz kilo, osteoartrid... kronik karaciğer yetmezliği... gırtlak ya da akciğer kanseri... Daha da önemlisi heyecanımız, inançlarımız... Ama Becket'nin dediği gibi... 'gidelim mi, gidelim... kıpırdamazlar'...
Boşver... Her şey merdivenli şehirde bir balkonda başladı, başka bir balkonda bitsin...
'üstü kalsın' diyebilenler ve paltosuyla daktilosu olanlar için...

Jefferson Airplane 'Lather'b

Tam zamanı... Bütün akan sular duruldu... Sabah oldu... Üzengiye çarpmayan sesimi hiç duymadınız... Ben sizinkini zaten duymadım.... Ne söylersem söyleyeyim bir şeyler eksik kalıyor... Aslına bakarsan kimse inanmıyor... Ama olsun ... Hayatta böyle bişey değil mi zaten...

yine de herşeye rağmen
bu gece gözden yiterken
bir adamı daha yalnız bırakacaksın
keşke burada olsaydın...

Pink Floyd 'Wish You Were Here'b

eksik ama...

ssssuuussss

Alıntı
http://www.yasamdersleri.com/yazi.asp?id=1051




Not: Konular İnternet Sitelerinden derlenerek alıntı yapılmıştır.








BilX.Net