PASKALYA ADASI (11. ve 16. Yüzyıl Arası) Hakkında Bilgiler

En Büyük İslami Forum Sitesi/PASKALYA ADASI (11. ve 16. Yüzyıl Arası) Hakkında Bilgiler => PASKALYA ADASI (11. ve 16. Yüzyıl Arası)   Galapagos Adaları'ndan 3220 km ve 1888'de dahil olduğu Şili'nin Valparasio bölgesinin batısına 4200 km

Gönderen Konu: PASKALYA ADASI (11. ve 16. Yüzyıl Arası) Hakkında Bilgiler  (Okunma sayısı 1781 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı administrator

  • Administrator
  • General
  • *****
  • İleti: 24515
  • Karma: +3/-1
    • Profili Görüntüle
    • Toplist Ekle Site Ekle
PASKALYA ADASI (11. ve 16. Yüzyıl Arası)

 

Galapagos Adaları'ndan 3220 km ve 1888'de dahil olduğu Şili'nin Valparasio bölgesinin batısına 4200 km uzaklıkta.

 

Paskalya Adası, gerçeğin kurgudan daha garip olabileceğinin bir kanındır. 16 - 18 - 24 km ölçülerinde, kabaca üçgen şeklinde bir volkanik ada, Pasifik Okyanusu'ndaki diğer yerleşimlerden kilometrelerce uzakta yer alır. İlk Avrupalılar 1722 yılında Paskalya Günü'ne denk gelen bir pazar gününde adaya yaklaştıklarında, adanın tuhaf bir şekilde okyanusa bakan heykellerle çevrili olduğunu gördüler. Yine de yerliler misafirperver görünüyordu ve ziyaretçileri adaya çıkmakta cesaretlendirmek için kıyıda ateşler yaktılar. Kaptan Roggeveen ve Hollandalı tayfaları yerlilerin üç ayrı ırktan olduğunu fark etmişti. Bazıları esmer, bazıları kırmızı derili ve bazıları soluk benizli ve kızıl saçlıydı. Kimilerinin ortalarına diskler geçirilmiş şaşırtıcı genişlikte kulak boşlukları vardı ve bunlar heykellere özel bir saygı gösteriyordu. Ellerini koydukları her şeyi çalmak bir kenara, bu insanlar oldukça dost canlısıydı. Ancak ortalıkta çok az kadın vardı ve nüfusun çoğu muhtemelen yer altındaki mağaralara saklanmıştı.

1770'te Peru'dan yola çıkan İspanyol kaşifler de benzer gözlemlerde bulundu. Yerliler hala dost canlısıydı ve toprakları iyi işlenmişti, ancak sadece dört yıl sonra adaya ulaşan Kaptan Cook, çok farklı bir manzarayla karşılaştı. Topraklar çıplak ve bakımsız, yerliler kayıtsız ve neşesizdi. Daha önce silah ya da savaş eğiliminin izi yokken, şimdi tahta sopalar ve mızraklar taşıyorlardı. Dev heykeller zarar görmüştü ve artık kimse onlara tapmıyordu. 19'uncu yüzyılda ada, köle tacirlerinin hedefi haline geldi ve 1862'de Peruluların büyük köle avı son derece yıkıcı oldu.

Paskalya Adası yerlilerini ortadan kaldırmaya çok yaklaşmışken, batı dünyası sonunda adanın halkını ve kültürünü incelemeye başladı. Hıristiyan misyonerler geriye kalan ve Make -Make adını verdikleri bir tanrıya tapan nüfusa din değiştirtmeye çalışırken, yerlilerin evlerinde minyatür putlar sakladıkları ancak kimsenin artık bunlara tapmadığı ortaya çıktı. Üzerlerine hiyeroglif işaretleri kazınmış tahta tabletler keşfedildiğinde, yazı yazmayı bilen bir topluluk oldukları anlaşıldı. Tabletlerin bazıları paganizme ait olmaları sebebiyle yok edildi ama birkaçı kurtuldu. Rongo - rongo tabletleri olarak bilinen tabletler, bir soldan sağa, bir sağdan sola birbirini takip eden satırlar halinde yazılmıştı ama işaretlerin anlamları o sırada adada yaşayanların da çözemediği bir sır olarak kaldı.

Yine de Paskalya Adası'nın en etkileyici özelliği, adalıların "moai" dedikleri ve binlercesi bulunan dev heykellerdir. Birçoğunun boyu 3.7 ile 4.6 metre arasında, ağırlıkları ise 20.3 ton civarındadır.

Bazılarının uzunluğu 9.8 metreye kadar yükselir ve ağırlıkları 91.5 tonu bulur. Heykeller, büyük kafalar, çıkık çeneler ve uzatılmış kulaklarla abartılı bir görünüme sahiptir. Bazılarının kafalarının üzerinde kırmızı kayalardan şapkalar vardır. Bir taş ocağında, tamamlanmamış heykeller de bulunmuştur.

Adalıların bu ağır taşlan nasıl taşıdığına dair birçok söylenti var. (Yerel efsaneler heykellerin yürüdüğünü bile iddia ediyor) Araştırmalar, heykellerin ağırlık merkezinin hafif olduğunu ve 15 kişinin halatlar kullanarak bir heykeli şaşırtıcı bir hızla taşıyabileceğini gösteriyor. Heykellerin ayakları yoktur ve ilginçtir ki Paskalya Adası dilinde bacakları kullanmadan yürümek anlamına gelen bir kelime bulunuyor. Heykellerin nasıl yapıldığı ve yerlerine nasıl taşındığı artık bir sır değil. Ama hala cevaplanmamış sorular var. Neden? Ne için? Tanrıları mı, atalarını mı temsil ediyorlar? Neden denize bakıyorlar? Heykeller sessizliğini koruyor...
BilX.Net