Gönderen Konu: İki kentin öyküsü 1  (Okunma sayısı 1941 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi administrator

  • Administrator
  • General
  • *****
  • İleti: 24517
  • Karma: +3/-1
    • Profili Görüntüle
    • Toplist Ekle Site Ekle
İki kentin öyküsü 1
« : Mayıs 06, 2009, 10:26:56 ÖS »
 ‘’Hasretin nazlıdır Ankara

Dumanlı havayı bırak kurt sevsin

Kaldırımdan yürüsün Aralık

Sevmem, netametli aydır’’


‘’I don’t wanna be a soldier mama
/ I don’t wanna die’’



Hasretin nazlı Ankara. Ankara’da hasret çekmek
daha nazlı. Yalnızım Ankara, yalnızız 46 ve 400 kişi...

Geceler kimsesiz, tren düdükleri sessiz. Ankara’nın
hasreti şiirlerde. Hasret çeken çok, dumanlı kurt
havalarında, sevse de sevmese de...

Aralık soğuğunda, netametli ve sonsuz kara gecelerde...
Çıkış yok bilirsin ve tadı acıdır kimsesizliğin. Tütün
de yalnız ve kimsesizdir, paylaşır gecelerini. Postalımın
düğümleri ağlar.

Tutarsın kendini, sonra bırakırsın yorgun gecenin
koynuna. Ranzanda ne karanfilli bir cigara içebilirsin,
ne de sapına kadar sövebilirsin çaresizliğine...

Gecenin koynu da soğuktur; daha da soğuk olur yanlış
telefonlardan sonra.

Kimse göstermez gözyaşlarını.

En fazla bir şarkı mırıldanabilirsin. ‘’Angel in
my heart...........’’  Işıklar söner.

----------sus----------

Ve zaman gelir

Bahçedeki küçük köpeğin,

Serçelerin yalnız kalma vaktidir şimdi

İçinde binbir soruyla / yine de umutla koşarsın

Kalabalıklarda tek başına

Kulağın fısıltılarda, hazırlarsın yine kendini

Ranzana, karanlığa, binbir telaşla...

Son defa belki de ağlarsın sessizliğe

46 ve 400 kişi duymasın diye...

Sonrası yeni bekleyişler

Yeni sonlar

Yeni başlangıçlar



Umut pembe bir çocuktur

Her yeni şafakla yeniden doğar

----------sus----------

Geniş ovalar gördüm

Yorgun yollar

Kimsesiz çocuklar gibiydi vadiler

Çöllerde at koşturdum

İnsanlar gördüm, gözlerinde korku

Koştum, durdum.

Upuzun yollarda sahipsiz rüzgarlar savurdu sakalımı

Aklımı alıp güzel kadınlara götürdüler

Ve yalnızlıktı yol arkadaşım.

Kadınlar tanıdım alevden saçları

Kartal pençeleriyle didik didik ettiler yüreğimi,

geçmişimi, geleceğimi...

Yağmur oldum, sokakları ıslattım

Çamur oldum, aktım lağımlardan.

Çok güldüm, çok ağladım.

Karanlıkları yırtan acı haykırışlar

ve lacivert ihanetlere konu oldum.

Sokak lambalarıyla düşüp kalktım,

kaldırımlara aşık oldum.

Haysiyetli bir şişe şarapla, cesur bir tütüne adadım
korkulu gecelerimi.

Bir parça simit için bir martıya sattım ruhumu.

Alıp götürdü

ve gömdü ortalık bir yerine gri bir denizin,

sonrasını bana da söylemedi.

İşte böyle geçti günlerim...

----------sus----------

‘’zaten aşk,

kayıp kitapta anlatıldığı gibi estetik
bir yalandır’’

----------sus----------

Rüzgar, şehrin uzağındaydı.

Rüzgar bütün gün fısıldadı;

Aldım defterimin arasına koydum.

Cebimde anılarım...

Hayalin rüzgarın sırtında ve

tepelerindeyiz bir şehrin.

Hep ıskalamışım, ya da

aynı günde değiliz ve ne zamandır

kaçırıyorum gözlerimi gözlerinden.

Adını alıyorum. Bütün çiçek adlarını,

şehirlerin, yalnızlıkların, korkuların, sokakların
adlarını;

yine de olmuyor.

Bir yerde atlamışız.

Aynı günde değiliz.

Aynı bulutlara baksak ta,

mevsimlerimiz farklı.

----------sus----------

Yapraklar ve gözyaşları topluyorum yerden.

Ayırıyorum seninkileri diğerlerinden.

Kış yapraklarıyla sarıp sarmalıyorum,

gerisi o kadar da önemli değil

Ellerini tanıyorum çünkü, seninkileri...

Bütün kıvrımlarını ve boynunu

Ve gözlerimi kaçırsam da gözlerinden

ağladığını biliyorum.

Ne zaman binsem rüzgara

senin şehrine götürüyor beni.

Ne zaman fısıldasam adını, yanımdasın.

Aynı bulutlara bakıyoruz çünkü

aynı yıldızlar izliyor bizi.

----------sus----------

Bir gece gizlice öldürseydim seni ya
da kendimi

Savursaydım külleri ardıma

Rahatça uyurdu ranzamdaki ay ışığı.

Silinirdi adın bulutlardan.

Şehrin uzağındayım, yoksun.

Gecenin eşik başında sessizlik.

Sensizliği hala bitmedi uykularımın...

Yarım kalmış yüzlerce şehir yaşadım.

Yarım bırakılmış yüzlerce şiir...

Seni de bırakıp düşmüşüm yollara

Gözüm ardımda

ve ‘’dönülmez akşamın ufkundayız’’

Zamanlar dar geliyor bir kaç beden

Mekanlar fazla.

Duvarların dışında başka bir mevsim,

sakalımda eskimiş anılar...

----------sus----------

Bizim güneşimiz kararsız

Prangalı ay ışığımız

Özlem diz boyu, hüzün hala çok yakışıyor bize.

Hele akşam üzeri, hele kızıl olunca bulutlar...

Oysa başkalarının, söylenmiş bütün sözler...

Yüreğim çırılçıplak.

Sorma sakın, bilirsin...

Üşürüm, sabah ayazıysa, yalnızsam kalabalıklarda.

Yoksan eğer,

korkarım

uçup gitmişse gençliğim...

Bir gece, bir şişe şarapla

Kaçırmışsam son treni ve hala beni almadan gidiyorsa
trenler,

sinsi bir kaldırımda düşüp kalırım.

Bilirsin, sorma!

----------sus----------

Karanlık çizilince şehrin uzağına

Bir bir başlar radyolar, ayrılık şarkılarına.

Sessizlik bahçeye iner

Gölgeler gizler ayak izlerini

Yeni çentikler atılır.

Hasret acımasız ve kaçınılmaz,

koridorlara sinmiş omuzlara çöker.

Köşebaşlarında tüter yorgun cigaralar.

Mavi bir kuş havalanır uzaklardan,

gelip konar ranzama.

Artık bir masal kahramanıdır uyku.

Yine de ışıklar söner...

----------sus----------

‘’Yalnızlık ömür boyu’’

‘’Yorgunum, bedenim kırgın Hiçbir
şey yapmak isemiyorum

Tek düşüncem şu an,

delice severek seni, tüketmek günleri’’

Yüreğim dolaşır ranzalar arasında

Bahçeye kış yeniden gelmiş

Cumartesi,

Radyodaki şarkın:

‘’Bu ayrılık, bir de hasret çekilmez oldu’’

Nöbetçi, açık kalsın ışıklar!

Dinsin acısı karanlığın.

Kimse uyumasın bu gece.

Sessiz sessiz yağsın kar dışarda.

Ocak..........cumartesi

Seyredelim

Dinsin acısı ayrılığın...

Eskimiş gazeteler

Tükenmiş şarkılar

Uçuruma yazılmış geleceğim

Gençliğim......artık geç.

Nöbetçi, söndürme ışıkları!

Dinsin acısı yalnızlığın.

Görüşmecim gelsin,

benim de karanfil koksun cigaram.

Uykularım senin olsun.

Tek bir gecem kalmasın kötü ellerinde gurbetin,

hepsini al!

Saçlarındaki rüzgarı gönder bana.

Uzat ellerini,

dinsin acısı uçurumların.

‘’when the musics over / Turn off the lights’’

Hiç dinmesin kar, bir de düşüncen

bir de umudum...

Bir cigara karanlıkta,

ateşi ciğerimi ısıtsın.

Dumanı savrulsun sevdalara,

kara sevdalarına senin.

Yarama basma ay ışığı

Sen de kapat gözlerini...

Ellerimin ayazı toplar gözyaşlarımı.

Gökten üç elma düştü,

herkes hani bana dedi

----------sus----------

Dinsin acısı korkuların

‘’Bu ayrılık, bir de hasret çekilmez oldu’’

‘’Açmadan soldu gençliğim

Gülüm

Geçen zaman

Gelen ölüm’’

Gün ağarmadan düşüyorum yollara

Sabah ayazı peşimde

Sisli bir yalnızlık haykırıyorum

Çaresizlik tükürüyorum ciğerlerimden

Sisli bir yalnızlık haykırıyorum

Çaresizlik tükürüyorum ciğerlerimden

Cevapları aramayı bıraktım

Ne zamandır üşümüyorum

Ne zamandır ağlamıyor postalım, parkam, gömleğim

Ve erken bastırıyor gece.

Yılgın gündüzlerin neredeyse ortasında artık

Artık daha kolay özlememek

Özleyip te görememek

ARTIK BİR CİGARA İÇİMİ GÜNLER

GECE VAHŞİ BİR KEDİ

---------SUS----------

Yazar : Snakeskin
Alıntı
http://www.yasamdersleri.com/yazi.asp?id=97
BilX.Net